Toplum Aile

Zor Tercih: İlişki mi İletişim mi?

  • 4 dk okuma süresi
  • -
  • 5
Zor Tercih: İlişki mi İletişim mi?

Son zamanlarda aklıma takılan bir soruyu kaleme almak istedim bu yazımda. Gözlemlediğim, deneyimlediğim, hayatıma adapte etmeye çalıştığım bazı davranışların, üzerimde bir türlü durmadığını fark ettiğimden beri hayli zaman geçti. Ayak uyduramadığım, çoğu zaman çuvalladığım, kalıbına giremediğim bir alandı insan ilişkileri. Kaç yaşına gelirsem geleyim çocuk gibi kaldım çoğu zaman, öyle tecrübesiz... Her ne kadar artık olgunlaştığımı düşünsem de fıtratın dışına çıkılamıyordu demek... Bu durum ister en yakınında ister en uzağında olsun, ister kardeş ister arkadaş, hiç fark etmez. İletişim olmadığında insan nasıl bir arada durabilir ki? İnsanın fıtratı iletişim, iletişimin ise temeli ilişki idi. İşte dedim, kilidin anahtarı bu olsa gerek: "İlişkisiz kalan iletişimler...." Yüzeysel, donuk, ruhsuz diyaloglar. Aslında hiç önemi olmayan "nasılsın"lar, hatta "nbr"ler. Karşısındakinin nasıl olduğunu önemsiyor mu acaba kuru bir "naber" diyen. Yoksa, "aman şimdi derdini anlatmaya başlar, en iyisi selam verip kaçayım" düşüncesi, otomatik kelime yerleştirme hafızamıza çoktan yer mi etti? Düşündüm ben de neden hep bir çam ormanının içinde kavak ağacı gibi kalıyorum diye. İşte buldum, vesselam. İlişki kurmaya çalışan birine kuru bir iletişimle cevap veremezsiniz. Yetmez ona. Yetseydi keşke...

Günümüzün her şeye sahip, özgür, bireyselci, konfor ve lüks içindeki dibine kadar mutsuz insanları... Kendi aşılmaz ve korunaklı alanının içine dışarıdan tek bir sesin dahi dahil olmasına müsaade etmeyen, misafir sevmeyen, dostluk nedir bilmeyen, arkadaşlıkla yetinen, samimiyeti yalnızca geyik yapıp kahkaha attığı, yüzeysel konuların dışına çıkılmadan herkesin telefonla ilgilendiği, genel geçer konunun sosyal medyada kimin ne yaptığının olduğu o "mükemmel" ortamlarda arayan, samimiyetin bu olduğunu sanan ve bu sanıyla çok büyük aldanan 21. yy insanı. Kapitalizmin prangalarıyla yaşayıp, sosyalizmin özgürlük naralarını atan, gözü kör, kulağı sağır, kalbi kırk kat kilitli...

İnsan, insana lazımdır elbet. Lazım olmaz mı hiç... Ama iletişim çağı işte, gereklerini yapmasak olmaz. Öyle mi? İlişki yerine iletişim...

İlişki neydi bir hatırlayalım önce:

Eskiler anlatır ya, -tabi en son ne zaman herhangi bir büyüğümüzü dinledik ki- "şöyle mutluyduk, böyle tatlı günler yaşadık, hiçbir şeyi olmayan mutlu insanlardık" derler değil mi? Aynı evin içinde onca insan, onca iş-güç, tarla-bahçe, çoluk-çocuk... Bir evde birkaç aile. Düşünün bir, şimdinin çıldırma sebebi nasıl olur da eskilerin mutlu anıları olur? Nasıl olur da kimsenin psikolojisi bozulmaz, psikiyatri ilaçları almaz, çocuklar pedagoga ihtiyaç duymaz? Nasıl olur ben söyleyeyim. O anahtar ilişki kurmaktır dostlar. Samimiyet, saf niyet, fedakarlık; çıkarların ortak çıkar olduğu, bir akşam bir köşecikte derdini anlatacağın birini bulmaktır ilişki. Yorulsan da başkası için, günün sonunda "duası yeter" diyebilmektir. Kendin için istediğin bir iyiliği başkası için de isteyebilmektir. Öyle demiyor mu Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v): "Kendi için istediğini Müslüman kardeşi için de istemeyen gerçek Müslüman olamaz." İşte tek cümlelik kitap. Üzerine yaz, çiz sayfalarca. Bu samimiyettir dostlar. Kaybettiğimiz hazinemiz, kilitli kapımızın anahtarıdır. Bunun adı "ilişkidir".  

Sosyal ilişkiler ancak bireysellikten kurtulmakla başlar. Ancak o zaman kaybettiğimiz, kaybederek kazandığımızı sandığımız o "ortak bilinç", ilişkilerimizi bize geri getirebilir. Birisine "önce" selam veren olmakla, önce "o" selam versin demek arasında dağlar kadar fark vardır. Birisiyle bir mekanda oturup çay-kahve içerken derdini can kulağıyla dinlemekle, bitirse de ben anlatsam diye düşünmek arasında dağlar kadar fark vardır. Birinin yardımında koşarken "bir gün benim de işim düşer" demekle, karşılık beklemeden çıkarsızca koşmanın arasında dağlar kadar fark vardır. Bunlar kuru bir iletişimle olmaz. İletişim demek, "seni merak etmiyorum, önemsemiyorum" demek değil midir? Bu aynı zamanda, yalnızlıkla başı dertte olan insanın, yalnızlığına bir o kadar hastalıklı bir aşkla bağlı olduğunu gösterir. Yaralısın ama soru sorar diye doktora gitmiyorsun, derdini soran doktora "özelime girme" diyorsun... Sanırım bir farkı yok...

Elbette herkesin özel hayatı, özel bir alanı vardır, olmalı da. Demek istediğim sınırları kaldırmak değil asla. Bunun yanlış olduğunu ve yanlış sonuçlar doğuracağını anlamak zor değil. Yalnızca bu duygusuz, ruhsuz, sığlaşmış, tahammülsüz, samimiyetsiz hallerimizin düzelmesi için bütün söylediklerim. Belki bir silkinmeye sebebiyet veririm.

İnsanlarla ilişki halinde olan, içtenlikle davranan, çıkar gözetmeyen, sabahları herkesten önce "günaydın" diyen, sarıldığında sıkıca sarılan, söylenen söze inanan, yalan olabileceğini düşünemeyen, ince ruhlu, naif insanlara iletişimi, bunun genel geçer olduğu bu zamanı nasıl anlatabilirsiniz ki? Ya kabuğuna çekilecektir ya kendiyle kavgası hiç bitmeyecektir. Bir ihtimal de düzene ayak uydurup eski halini küçümseyerek hatırlayacaktır. Bu sonuncusunun olmamasıdır dileğim. Zira kabuğuna çekilip kaliteli bir yalnızlığı tercih etmek, samimiyetini ve iyiliğini kaybetmekten binlerce kez evladır.

Dost edinmeye bakın dostlar. Ne olursa olsun dost olun. Annenize, babanıza, kardeşinize dost olun. Eşinize, çocuğunuza dost olun. Hayvanlara, bitkilere, tüm canlılara yaren olun. Hele de dost buldunuz mu sıkı sıkı sarılın bırakmayın. Zamanımızın en değerli hazinesi budur, hazinenin anahtarı da işte bu yazının içinde saklı...

Etiketler
İLİŞKİ iletişim Sosyal hayat Samimiyet mesafe anahtar kilit Dost arkadaş aile sosyalmedya insan Toplum Bilinç

Yazar Hakkında

Derya Altınyurt

Kendini yazarak ifade edebilen, kalemine dost kağıdına yaren...

Yorumlar

  • 5 Yorum
Ziyaretçi olarak yorum yapıyorsun, dilersen Giriş yap