Zihnimizdeki Kategoriler
- Hasibe Barlas
- 17 Kas 2018 - 20:09
- 3 dk okuma süresi
- -
- 0
İnsan diğer insanların varlığı ile anlam bulabilen bir varlıktır. Diğer insanlarla iletişim halinde olmaya muhtaçtır.
Meşhur bir söz vardır:
“İnsan insanın yurdudur. ”
Ve yine meşhur bir söz daha vardır:
“İnsan insanın kurdudur.”
Bu iki sözde insan zıt şekillerde değerlendirilmiştir. Peki ya hangisi doğrudur? İnsan, diğer insanlarla iletişim kurmaya, aynı ortamı paylaşmaya, onlara duygularını anlatmaya ihtiyaç duyar. Çok uzaklara gitmeye gerek yok; apartman komşunuza selam verip vermemekte kararsızlık yaşamanız, yoldan geçen herhangi birine adres sormanız, düğün derneklerde eş dost, akrabayla birlikte olmanız gibi en basit şeyler insanın insana muhtaçlığının göstergesidir. Peki biz bu denli muhtaçken çevremizdeki insanları zihnimize nasıl yerleştiriyoruz? Onları nasıl tanımlıyoruz, kişiliklerini nasıl yorumluyoruz?
Adeta bir oda veriyoruz onlara zihnimizde. Ve bu odaların isimlerini de biz koyuyoruz. Ve odalarını beğenmediklerinde yer değiştirip değiştirmemelerine yine biz karar veriyoruz. İnsanlara atfettiğimiz etiketlerden, zihnimizde onları ayırdığımız kategorilerden bahsediyorum. Peki nedir bu kategoriler?
Zengin insanları kibirli kategorisine koyarız hiç düşünmeden; fakir insanları gurursuz. Şık ve düzgün giyimli insanları saygıdeğer, yeteneksiz insanları tembel, çalışkan insanları zeki, acı çeken insanları muhtaç kategorisine… Sahi, sizce de birini bu kategorilere dahil etmek için o insanın yaşantısının büyük bir kısmını görmüş olmamız gerekmiyor mu? Belki de sadece bir eylemine bakarak o insanın karakterini tamamen ve olumsuz bir şekilde genellemek ne kadar doğru, düşündük mü hiç?
İnsanların hayatı, inancı, fikirleri tek bir davranışına bakılarak eleştirilecek ve sınıflandırılacak kadar basit değildir. Araştırmadan, sorgulamadan, sırf sizin kibir zevkinize eşlik ediyor diye zihninizde oluşturduğunuz kategorileri bir sorgulayın. Sırf siz istediniz diye, duygularınız tatmin olsun diye kimse cimri, cömert, dürüst, tembel, sorumsuz, akıllı veya muhteşem olmak zorunda değil. Bu sizinle alakalı bir durumdur. Mükemmel olmak mümkün olmadığı gibi mükemmeliyetçilik beklemenin de oluru yoktur. Evet evet, tam da bunu demek istiyorum; insanlar sizin gibi olmak zorunda değil. Sizin istediğiniz gibi davranmak zorunda da değil. Sizin beklentilerinizi karşılamak zorunda da değiller. Bu “meli-malı”ları, bu kafanızdaki yargıları atarsanız, insanların üzerine biçtiğiniz bu etiketleri kaldırırsanız, kategori odalarını empati, saygı, sevgi olarak değiştirirseniz, zihniniz daha yaşanılır hale gelecek. Kimseye etiketleme yapmadığınız gibi etiketlenmeye de maruz kalmayacaksınız. Çünkü “Başkaları ne der? O benim hakkımda ne düşünür? Ya yanlış anlarlarsa?” cümlelerinin hepinizin eylemlerine yük olduğunun farkındasınız.
İnsanları değerlendirirken onları, Yaratan’ın verdiği değeri bilerek değerlendirelim. Samimi bir tövbe ile bütün günahları sileceğini söyleyen, niyetleri önceleyen Rabbimiz’in insana varlıkların en şereflisi etiketini verdiğini bilelim.
Evet, insan değerlidir. Sadece size olan davranışlarına bakarak kötü diye etiketlediğiniz bir insanda mıdır sorun? Yoksa o insanı yargılarken ölçütünün sadece “sen” olması mıdır sığ ve bencilce olan?
Hayatınız başkalarına değer verdiğinizde daha anlamlı. Portakal ağacından portakal beklemek ne kadar olağansa insandan merhamet, sevgi, empati beklemek de bu denli olağan. Bu denli fıtri. Bu demek değil ki sınırlarınız, fikirleriniz olmasın. Her şeyi olduğu gibi kabullenin, sorgulamadan alın; insanlara Polyanna’yı oynayın demek değil. Kabullenmeseniz de saygı duymanın gerekliliğini vurguluyorum. Karşınızdakinin bir davranışına bakarak onu tüm karakterine genellemenizin yanlış olduğundan bahsediyorum. Sizin kendi dünyanızda koyduğunuz kriterlere uymuyor diye insanları ötekileştirmenizin bencilliğinden bahsediyorum.
İnsanlar hakkında oluşturacağımız bu düşüncelere karşın ölçütümüz insanın tüm zihni donanımlarını bilen Allah-u Teâlânın bildirdiği şu ayet olsun:
“Ey müminler! Zannın bir çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır.”
(Hucurat Suresi)
Merhameti kuşanmak, kusur gören değil, kusur örten olmak dileği ile…
Etiketler
Yazar Hakkında
Hasibe Barlas
Deryada damla olma çabası...
Yorumlar