Edebiyat

Yazmak mı İstiyorsun? Buyur kardeşim/ 2

  • 5 dk okuma süresi
  • -
  • 0
Yazmak mı İstiyorsun? Buyur kardeşim/ 2
Damağı tatmin etmeyen yemek, dimağı tatmin etmeyen yazıya benzer.

İyi Bir yazar, İyi Bir Okur Olmalıdır

İyi ve güzel yazılar yazmak için mutlaka iyi bir okuyucu olunmalıdır. Tıpkı bir gurmenin ağzına aldığı lokmadaki farklı farklı tadları kaçırmadan alması gibi, her kelime ve vurgudaki duygu, anlam ve ahengi algılayabilmelidir. Bu bağlamda güzel yazma işini de ahçılık veya kendi çapında güzel yemek yapabilmek olarak düşünebiliriz. Amatörlük özensiz olmayı gerektirmez. Mesleğiniz ahçılık değilse bile yaptığınız yemek yenilebilir olmalıdır. Yüzlerce kitabı olan bir yazar olmayıp da yine de okuyucuyu sıkmayan yazılar yazabilmek gibi.

Yemek demişken, yemek yapmayı seven insanlar kendi damak zevklerini düşündükleri gibi paylaşımcıdırlar da. Çünkü “Marifet iltifata tabidir, müşterisiz metaa zayidir.” kabilinden takdir edilmek isterler. Bu yüzden iyi ve güzel yemek yapan insanların yaptıkları çok kişi tarafından beğenilir, takdir edilir. Sadece kendi sevdiği gibi bir şeyler hazırlamak, iyi bir ahçılık değildir, olamaz. Yaptığınız yemek size lezzetli gelebilir. Fakat lezzet tek bir kişinin tekelinde değildir. Az tuzlu seviyorsanız ne ala. Ama bol tuzlu seven biriyseniz o yemeği sizden başkası yiyemez. Dolayısıyla karnınızı doyurmuş olursunuz ama kimse beğenemediği için iyi yemek yapan birisi olmazsınız.

İyi yazmayı iyi yemek yapmaya benzetmiştik. İki yumurtayı kırıp pişirebiliyor olmak, kısa mesaj yazmaya benzer. Ama kuru fasulye ve yanında da pilav pişirmek okunası bir yazı yazmaktır. Bir güzel şiirdir, hikayedir, denemedir, belki roman olur. Nasıl iyi yemek için malzemelerin oranını, miktarını, pişirme süresini bilmek gerekiyorsa; güzel bir yazı, şiir vs. için de konu, birden fazla konu varsa bunların birbiriyle alakaları, okuyucuya zerkedeceğimiz duyguları ve bunları kararında işlemeyi bilmek gerekir. Yemek istediğimiz gibi bir yemek yapmak, okumaktan haz alacağımız bir yazı yazmak gerekir. Elbette geldiğimiz nokta; bütün bunları yapmak için bilgi gerekir. Bilgi ise yamağın ahçıyı izlemesi gibi belki yıllarca okuyarak, not alarak, araştırarak, yaşayarak, ağlayarak, gülerek öğrenilir. İyi yazıları okuyarak iyi yazının farkını tam anlayamayız. İyi yazının farkını, kötü yazıları da okuyup değerlendirebilecek feraseti kazandığımızda anlayabiliriz.

Ne Yazılar Pişirdik Bu Tencerede...

Diyelim ki kuru fasulye ve pilav pişirmeyi öğrendik. Fakat bir türlü o yediğimiz lokantadaki veya annemizin yaptığı gibi olmuyor. Hem tadan insanlar o kadar çok beğenmiyorlar hem de biz bile bir kaşık aldığımızda içimize sinmiyor, rahatsız oluyoruz. Belki biraz çiğ kalmış, pirinçler diri kalmış veya lapa olmuş, kuru fasulyenin suyunun kıvamı tutmamış, rengi açık olmuş veya salçası çok olmuş. Bir şekilde bir şeyleri orantısız olmuş. Ama tenceredekilerin kuru fasulye ve pilav olduğunu kimse inkar edemez. Yapılmış evet, ama eksik ya da yanlış bir şeyler var. Damağı tatmin etmiyor. Damağı tatmin etmeyen yemek, dimağı tatmin etmeyen yazıya benzer.

Bir konu hakkında yazmak için o konu hakkında bilgi birikimine sahip olunması gerektiğine değinmiştik. Bir de bütün konularda ve türlerde yazabilmek için gereken teknik bilgiler var. Bu teknik bilgilerin bazılarını birazdan ele alacağız. Ama önce malzemelerimiz hazır mı diye kontrol etmeliyiz. Heyecanımız, isteğimiz, duygularımız, beklentimiz ve hatta merakımız var mı diye. Merak ne alaka demeyin. Çoğu yazı spontane dedikleri doğaçlama biçiminde gelişir. Bir kompozisyonda bir yere kadar gelip tıkandığınızda aniden “Neye varacak, nasıl olacak?” soruları zihninizde canlanır. Bu heyecanı tetikler, heyecan azmi. İşte sonunu ya da gidişatını az çok belirlemiş de olsanız bazen elinizdeki kalem sizi şaşırtabilir. Bir çizgide ilerlerken bakarsınız ki desenler çizmeye başlamışsınız. “Yazmalı mıyım?” sorusunu lütfen yazmaya başlamadan önce sorun ve cevaba göre başlayın. Yarım bırakmak hiç iyi bir şey değil. Bu sizin yazma isteğinizi ve yeteneğinizi köreltir. Diyelim ki başladınız ve götüremediniz, yarım da olsa taslak halde saklayın ve asla silip atmayın. Gün olur daha kapsamlı bir yazıya eklersiniz, başka bir konuda değerlendirirsiniz.

İyi Bir Şiir

Şiir, sözlerle resim yapma sanatıdır. Harika görünen bir yağlı boya manzara tablosuna bakmak nasıl ki insanı alıp oralara götürürse; nasıl ki içini ferahlatır, derdini tasasını unutturur ve gözleri mest ederse; iyi bir şiiri okumak da aynı etkiyi yapar. Nice şiirler var ki coşkuya kapılırsınız, kalbiniz titrer, gözleriniz dolar; öfke, sevgi, hüzün, cesaret gibi duygular depreşir. Mesela Milli marşımızın, İstiklal Marşı'mızın şairi milli şairimiz Mehmed Akif Ersoy'un birbirinden özel ve güzel şiirleri, üstad Necip Fazıl Kısakürek'in Çile şiiri ve daha niceleri, Nurullah Genç hocamızın Yağmur adlı naat-ı şerifi... Bu şairlerimiz ve bunlar gibi nice değerli şairlerimizin eserleri neden bu kadar etkilidir? Yanıt basittir aslında: Şiir, okuyanı şairin duyguları ile birleştirmek, duyguyu paylaşmak ve hissettiğini hissettirmek için yazılırsa; bu şairlerimiz de şiirlerinde bu duygu paylaşımını en güzel şekilde vermişlerdir.

Serbest nazımlı şiirler olsun veya vezinli, kafiyeli şiirler olsun mutlaka bu duyguyu verme özelliğini taşımalıdırlar. Serbest nazım ile de yazılsa “Ali geldi” cümlesini “Geldi Ali” şeklinde yazmak şiir yazmak olmuyor. Salt devrik cümle kullanmak söze bir ahenk katmaz, aksine komik hale de düşürür. Maalesef günümüzde amatör veya profesyonel bir çok kişi bu komik duruma düşmekten kurtulamamaktadırlar. “Ben duygularımı bu şekilde ifade ediyorum” diye savunmaya geçiyorlar. Lakin elinizde biraz kuru fasulye, salça, tuz, baharat, tencere, pirinç, yağ gibi malzemeler olsa ve siz bunları usulüne uygun olarak hazırlamazsanız bir yemek yapmış olmazsınız. Kuru fasulye ile pirinci aynı tencerede haşladıktan sonra üzerine salçalı yağ gezdirmek ve tuz ve baharat serpmek nasıl bir durumdur? Deli midir bu kişi yoksa yeni lezzetler mi deniyor? İkincisi ise yukarıda da belirttiğimiz gibi bu beslenme için belki bir gıda olabilir ama yemek denemez. Kendisi bile belki beğenmediği bu “yemeği” başkalarına sunuyor ve bunu da “inkılap” olarak adlandırıyor.

Kelimelerinizle çizdiğiniz resimler, yani şiirleriniz; insana belki Bob Ross tablosu etkisi yapmayabilir. Ama en azından bir ilkokul çocuğunun çizdiği resimdeki masumiyeti barındırıyor olmalıdır. Lüzumu olmadan süslü kelimeler, muğlak ifadeler, girift tamlamalar ve bunlara benzer şeyler yapmak, yazılanı şiir, yazanı şair yapmaz; yazılar karalama, yazan da laf cambazı olur. Buna mutlaka dikkat edilmelidir. Her ne kadar serbest nazım da yazıyor olsanız mutlaka güzel, yerine göre sade yerine göre süslü cümleler kurmalı; cambazlık yapmayacak ölçüde zengin kelimeler kullanmalı. En önemlisi de her şeyi yerli yerine oturtmalıdır. Bizi etkilemeyen, bizim duygularımızı yansıttığına emin olmadığımız kelimeleri kullanmamalı ve cümleleri kurmamalıyız. Mısralar birbiri ile bağlantılı olmalı ve şiirin bütününde bir anlam bütünlüğü olmalıdır. Hepsinden önemlisi, asla yılmadan yazmalı, devam etmelidir. Olumsuz eleştirileri dikkate almalı, ama kanun kabul etmemelidir. Her eleştiri, her eksiklik bir basamaktır ve bizim görevimiz bu basamakları tırmanmaktır. Gelecek yazıda yeni bir konuda görüşmek dileği ile...

Etiketler
şiir yazı Necip Fazıl Kısakürek yemek ahçı Nurullah Genç ahenk laf cambazı

Yazar Hakkında

Kemal Ağca

Mezar taşıma, "hep yazdı ama yazar olamadı..." yazın

Yorumlar

  • 0 Yorum
Ziyaretçi olarak yorum yapıyorsun, dilersen Giriş yap