Vazo Ömürlü Çiçekler
- Hasibe Barlas
- 9 Şub 2022 - 11:34
- 4 dk okuma süresi
- -
- 1
Sahiden biz insanlar toprağa ait olup da kendimizi vazoya layık gören cinsteniz... Özümüzü, canımızı vazolarda yaşatmaya çalışıyoruz. Sahici bir hakikatın, fıtratımızın peşinde koşmak yerine kendimizi daha basitine layık görüyoruz. Belki de daha kolayına kaçıyoruz. Zor olan toprakta yetişmek, toprakta sulanmak. Zor ama doğru olan, zor ama güzel olan. Bizse maddede rahatlık arıyoruz. Satın aldığımız bir vazoda sergiliyoruz kendimizi. Bir kaç avuç toprağa mahkum ediyoruz. Bir sürahiden damlatılan birkaç damla suya. Oysa geniş bir arazide yetişsek, bir dere kenarında su içsek kimbilir hayat ne de güzel olurdu. Kimbilir rengimiz nasıl canlı olurdu. Kimbilir kokumuz nerelere duyulurdu. Birkaç gün sonra içinde solacağımız bir vazoya ait sanıyoruz kendimizi. Bir pencere önünden dışarıyı seyretmeye çalışıyoruz. Gelene geçene bakıyoruz. Oysa yemyeşil bir bahçenin içinde koparılmaya kıyılmayan, kaldırımlara inat açan bir menekşe de olabilirdik. Veya uçsuz bucaksız bir kırda binlerce papatyanın oluşturduğu ahenkli tablonun, bir parçası da olabilirdik. Ya da bir gelincik tarlasında yüzünü güneşe dönmüş gelincik ailesinin bir üyesi de olabilirdik. Rüzgarlara inat yaşayan. Savrulan ama asla dağılmayan. Bir dağ çiçeği olabilirdik. Temiz havanın enfesliğini içine çeken. Koparılma, kurutulma tasası taşımayan. Özgür ve özgün olabilirdik. Gökkuşağına tebessüm ediyorken bulabilirdik kendimizi. Kuşların cıvıltıları eşliğinde güne uyanabilirdik. Peki biz ne yaptık? Bir vazoda ufkumuzu daraltmayı tercih ettik. Bir saksıda boy verip, açmayı bekledik.
Şimdi siz yorumlayın kendinize göre. Siz vazoda yaşayan hangi çiçeksiniz? Ve sizin vazonuz ne, engelleriniz ne? Sizi sulayan şey ne? Ve böyle kaldıkça ne kadar açabilirsiniz? Ne kadar mutlu olabilirsiniz? Şimdi siz söyleyin hadi, sizin vazo ömrünüz ne kadar? Bitmek üzere mi, yoksa hiç bitmeyecek mi ?
Ah çiçekler... Siz ne çok şiire konu oluyorsunuz, ne çok söze misafirsiniz öyle. E madem öyle. Bir iki kelam daha edelim sizinle.
Kalbimizi çiçeklerimiz gibi düşünsek, kalbimizi nerelere eksek de hiç kurumayan bir bitki olsa hayatımız? Kalbimiz; hatalarımız ve yanlışlarımızın tohumlarını ektiğimiz yer. Ama onların büyümelerine izin vermeden iyilik tohumları da ekebileceğimiz yer... Kalbimiz içinde çiçekler açtırabileceğimiz, ama tüm çiçekleri soldurabileceğimiz bir yer.
Ah çiçekler... Siz ne çok anılırsınız. Güzelliğiniz dillere destan, renginiz renklere heyecan, kokunuz kokulara meydan... Kimi zaman "Gelin yüzlü papatyalar " demiş şairler, kimi zaman "Mona Roza" kimi zaman "Yerçekimli Karanfil", demişler... Her dizede bir hasreti bir sevgiyi dile getirmişler. Siz olmadan şiirler eksik, sözler yarım kalırmışçasına. En güzel kelimeleri, en güzel manaları Gül'e vermişler. Gazellere, kasidelere konu etmişler. En Sevgiliyi sembolize etmeye noksan olsa da onu layık görmüşler. Şöyle demiş dizeler:
Annem bana gülü şöyle öğretti
Gül, onun, o sonsuz iyilik güneşinin teriydi.
(Sezai Karakoç)
Kimi zaman annemizi baharın gelişini özler gibi özleriz. Kimi zaman bir çiçeği annemizi koklar gibi koklarız. Kimi zaman koparmaya kıyamadığımızı söylediğimiz çiçekleri alır saksıya ekeriz. İyi bir şey yapmanın gururuyla yürümeye devam ederiz.
Kimi zaman "ıhlamurlar çiçek açtığı zaman" deyip dizelere konuk ettiğimiz açmayan çiçekleri, midemize konuk edip içimi ısıttı deriz.
Hayatta hep çiçeklerle hemhal oluruz farkında olmadan. Ama onları yeterince tanımayız.
Çiçekler çocuk gibidirler. Bakım isterler. İlgi ister, güven ister, sevgi isterler hasılı. Biliriz ki saksı ömrü uzasın diye emek vermek gerekir. Kimini gün ışığına koymak, kimini gölgede bekletmek. Kimini her gün sulamak, kimini daha nadir sulamak gerekir. Ama hepsini ayrı bir sevmek, merhametle bakmak gerekir. İşte ruhumuz da bir çiçek gibi bakım ister. Ruhumuzu duyurmanın bir yolunu bulmalı, ruhumuzu sonsuzluğa dokundurmalıyız. Eksiğimiz nerdeyse bulup tamamlamalıyız. Kalbimizi tamir etmeliyiz.
Bazen de hiçbir şeyini eksik etmediğini sanırsın çiçeklerinin, sevginden o kadar eminsindir ki neyi eksik yaptım diye düşünmezsin bile. Ama unuttuğun bir şey vardır. Bir çiçek saksıya tutunmak istemiyorsa ait olduğu yer orası değildir. Tıpkı bizim kendimizi bu dünyaya ait sandığımız gibi. Kalbimizin çiçeklerine yapacağımız iyilik onları saksıya ekmek değildir. Asıl iyilik ait olduğu yere yolculuk yapmasına izin vermektir. Dünyadaki yolculuğumuz gibi. Ait olmadığımız halde tutunmaya çalıştık dünyaya ve her işin sonunda hayal kırıklığına uğramadık mı? Binbir türlü eylemle yerleşmeye çalışmadık mı oraya? Daracık alanlarda yaprak açmaya çalışıp, yeşeremeyince kızmadık mı? Dünya buydu. Benden bir şey bekleme, dedi. Biz bile bile düşmedik mi? Ne ektik ki ne bekledik? Neyse ki geç de olsa anladık hatamızı. Durduk, düşündük, sorguladık.
Ve anladık;
Kendimizi bir vazo çiçeği olarak değil de bir dağ çiçeği, bir kır çiçeği, bir bağ çiçeği olarak görmemiz gerektiğini. Sınırlarımızı genişletmemiz gerektiğini. Çünkü bir vazoya ait olmadığımızı. Geçici bir süre burda kalacağımızı. Asıl toprağımıza, ait olduğumuz yere döneceğimizi...
Anladık ve ağladık...
Etiketler
Yazar Hakkında
Hasibe Barlas
Deryada damla olma çabası...
Yorumlar