Vakit Daralıyor
- Melike Nur Esen
- 26 May 2018 - 07:32
- 2 dk okuma süresi
- -
- 0
Eskiden ne zaman çarşıya çıksam bir saat kulesi muallimlik yapardı bana; pek konuşmazdı, ödev de vermezdi ama onu her görüşümde irkilirdim ben. Yolumun üzerinde beni bekler, üzerindeki “Vakit daralıyor” yazısıyla oracıkta muma çevirirdi beni.
Basit bir yazı değildi o, bir de saate işlenmiş olması daha da anlam katıyordu varlığına. O tek cümle benim alemimde büyüyor, büyüyor, onlarca soruyu doğuruyordu.
‘’Vakit daralıyor; nereye gidiyorsun?
Vakit daralıyor; sana emanet olan zamanını feda ettiğin şey buna değer mi gerçekten?
Yahu ‘Vakit daralıyor’ diyorum; ne alışverişi! Hesabını verebilecek misin bu aldıklarının?
Vakit daralıyor; ya küs gidersen o kardeşinden, değer miydi hiç gönlünü kırmaya?
Hazır mı ahiret azığın yüzünü aydınlatmaya sahi?
Görmüyor musun? Zaman her gün ellerinden kayıyor; bak bu yaşa geldin de ne biriktirdin, ne ekleyebildin kendine, neyi saklayabildin?
Minicik ellerinin yerini kocaman hırslar alalı, ışıl ışıl gözlerine dünyanın telaşı bulaşalı hayli oldu. Lafı lafa ekledin, derdi derde, günahı günaha ekledin de yahu kendine güzel ahlak nev’inden ne ekledin? Neyi biriktirdin? Hangi ilimlerle ziynetlendin? Ya da ilmi sen sadece ziynet mi bildin? Boynuna takmayla; bu benimdir, hesabı sorulmaz mı dedin? İlmin zekatı maldan zordur hiç mi düşünmedin?” sualleri bir bir başımın içini yiyordu.
Bu soruları sık sık düşünmek nasıl iyi geliyordu bana bilemezsiniz. Gençliğimin en doruk döneminde özel bir gün için bana kıyafet almak isteyen anneme, “Benim kıyafetim var, bu kadar kıyafetin hesabını zaten nasıl vereceğim bilmiyorum.” bile dedirtmişti hatırlıyorum.
Yıllar geçti o şehir gurbet oldu başka bir şehirde yuva kurmak nasip oldu bana. O halimi, o saat kulesini çok özlüyorum. Şimdi oturduğum binanın tam karşısında da mezarlık var. Çoğu insanın korktuğu gibi en ufak bir ürperti vermiyor oranın sakinleri bana. Her balkona çıkışımda bana diyor ki:
“Kendine gel! O çok sevdiğin dünya hayatı elini eteğini çekip bırakıverecek seni bir başına, o çok sevdiğin insanlar bir bir unutacak seni, Kur’an’ı hakiki dost bildiysen ancak o nur olacak. O yoldaşlık edecek sana. Mal mülk dersen, ne verdiysen başkasına, onu götüreceksin yanında. Sakladığının değil verdiğinin yararı olacak o karanlıkta.”
Efendimizin “Lezzetleri tahrip edip acılaştıran ölümü çokça zikrediniz” demesi nedensiz değil. Hz. Ömer’in saçında beyaz çıkana kadar bir köleyi kendisine “öleceğini” hatırlatması için vazifelendirmesi boşuna değil. Nereden, kimden alırız nasihati bilemiyorum ama bir nasihatçi edinmekte fayda var. Hatta hayatımıza çıkan her şeye hikmet nazarıyla bakmak, ibret almak en iyisi. Çünkü nefis daima nasihate muhtaç. Tekrar tekrar uyarılmaya, hatırlatılmaya muhtaç.
Hani Kelamullah’ta dahi ayetlerin tekerrürü çeker ya dikkatimizi. İhtiyacımız ziyadeleştikçe Rahman’ın tekrar tekrar aynı ayetleri farklı yerlerde karşımıza çıkarmasını fark ederiz.
Çünkü o kadar kolay ki dünyaya dalmak, unutuvermek ahireti. Hem de dünya bu, bir bulaştın mı “Derdi dünya olanın dünya kadar derdi olur.” dedikleri gibi ne derdi bitiyor ne tasası.
O nedenle bu gafletten boğulmadan hatırlatmalı biri bize buranın bir misafirhaneden ibaret olduğunu.
Her yere sinmiş “Külli nefsin zaikatü’l-mevt” yazısını okumalı, herkesteki fanilik mührünü görmeli, aldanmamalı, dalmamalı derin denizlere.
Zira vakit daralıyor.
Vaktin kadrini bilenlerden olmak duasıyla..
Yorumlar