Edebiyat Fikir Düşünce

"Üzgünüm, Yapamıyorum..."

  • 4 dk okuma süresi
  • -
  • 0
"Üzgünüm, Yapamıyorum..."
 “ Kırgınlığı başkent edinmiş yüreğine umut tohumları ekmekten yorulan kişiler nasıl yaşar anne?” diye sordu, annesinin göz bebeği. Yine cevabı olmayan sorular silsilesine giriş yapılmıştı. Kadın, kızının içinde ne varsa dökmesini istedi. “ İnsan, insan böyle nasıl yaşar anne?” Kadında tık yoktu. “Bu yaşadıkların seni birkaç yıl sonra gülümsetecek.” diyemedi. “Sabret, şu an sabretmelisin, sadece sabret." de diyemedi. Nasıl teselli edilirdi ki, ne denebilirdi. Anne de şaşkındı.
 Hayır, hayır bu öyle bir şey değil. O kadar basit değil. Kadın da kaybolmuştu. Bilmezdi ki böyle şeyleri. Daha evvel yaşamamıştı. Kadın, kızıyla ve yön duygusuyla beraber kaybolmuştu. Ne yana gitse kime danışsa ya da ne yapsa bilmiyordu. Kadın kelimenin tam anlamıyla şaşıp kalmıştı. Sonra bir kez daha dikkat kesildi kızına, o titrek sesiyle hala sorular soran kızına. “Anne bundan sonra ne olacak peki ?” cümlesini işitti. Sahi ne olacaktı bundan sonra. Sanki , sanki bir ormana bırakılmış gibiydiler. Bir ormana bırakılmış ve güneş batarken yudum yudum çaresizlik içmekteydiler. Karanlık bastırırken kutup yıldızı arayışı içerisine girişmek en mantıklısıydı. Kadın ilk kez susmadı. “ Bundan sonra kutup yıldızımızı bulacağız.” dedi. Kızı suratına hiçbir şey anlamadan bakıyordu. Kadın bir yol göstericinin olması umuduna tutunuyordu.
 Bir “ihtimal” onların lügatında “umut” olmuştu. Bir ihtimal, bir ihtimal olabilirdi öyle değil mi? Kadın, hep başı dik olan o kadın, yardım edebilme ihtimaliyle birilerinin karşısında eğilmeyi göze almıştı. Kızının çığlıklarına kulak tıkanmasın istiyordu. Gecelerce döktüğü gözyaşlarına değecek bir şeyler olmalıydı. Tünelin ucu illaki aydınlıktı. O aydınlık olmak zorundaydı. Fakat dedim ya anne kız kaybolmuştu. Kadın uçsuz bucaksız gibi hissettiren tünelde dimdik yürüyordu. Kızı içindi mücadelesi, can parçası için. Her adımda, yüzlerine kapanan her kapıda inancını yitiren yavrusu için.   
 Kız yalnızdı, bu sefer sadece ruhen de değildi yalnızlığı. Annesi dışarıda kendisi için bir çıkış yolu arıyordu. En azından yaşadıkları için telafisi olmaz ama yaşatanların ceza alması için mücadele ediyordu. Yalnızlık her yerdeydi. Yalnızlık elle tutulur cinstendi. Bir ses duymaya başladı sonra. Hayatının arka fonunda çalan parçanın sesinin yükseldiğini düşündü. 
 Belki de deliriyordu, kim bilirdi. Pencereye doğru ilerledi, durdu, dinledi sesleri... “Tanrım bu nasıl bir yorgunluktur? Uhud, az önce sona ermiş gibi nefes nefese yürüyorum. Sözlerin nasıl da yoruyor bedenimi. Sarsılıyorum, titriyorum, ateş vücudumu sarıyor. Gözleri çalınmış savaşçılar dolduruyor uykularımı. Kadınların çığlıklarıyla uyanıyorum gece yarıları. Yatağımdan ölü çocukların şarkılarını topluyorum sabahlara kadar. Şeytanın kirli tırnaklarından besleniyor kentliler.”  
 Kız pencerenin önündeki masaya yaklaştı ve bir iskemleye yığılırcasına oturdu. Ses durmadan devam ediyordu. “ İstatistik tablolarında ölümler düşüyor payımıza. Gazete manşetlerinde tüketiyoruz hayatı. Hayata gözlerimi kapıyorum. Hayata kalbimi kapıyorum. Hayata ruhumu kapıyorum. Sesler ve ışık yok artık. Aşk ve merhamet yok”
   Bir iç çekti kız. Devam ediyordu ses. ” Böylesi yoksuluz işte Tanrım! Kentin büyük ve gösterişli binalarına sıkışmış ruhlarımız. ” Nedense hatırladı sonra. Bu bir şiirdi. Tanıdık gelmeye başladı tüm sözler. Ve devamını söylemeye başladı kulağındaki sesle birlikte. 
“Bir gün uzaklarda düşeceğim. Kimselerin tanımadığı yerlerde düşeceğim ve öylece kalakalacağım. Bedenimden yayılan kokular rahatsız edecek iyi giyimli insanları. Korkarım bir gün uzaklarda düşeceğim. İşte böylesi korkular düşüyor birden üzerime ve ben ne yapacağımı şaşırıyorum. Kiminle konuşacağımı ve nereden başlayacağım sözlerime. Kelimelerin ,dişlerimin arasında sıkışacağından ve hep yarım kalacağından cümlelerin…” Devam ediyordu şiir ve eşlik etmeyi bırakmıştı kız. Masanın gözünden bir kağıt ve kalem çıkardı.
 Devam ediyordu şiir.  “Sorun şu ki Tanrım, gömleğim bir kavgada önden yırtıldı ve ben kimselere anlatamıyorum. Kimseler inanmıyor gözlerimdeki yaraların gerçek olduğuna…”**  Gözünden düşen damla ile zaman ve mekan kavramını yitirdi kız. Vedalaşmasa da kızmazdı annesi. Kıyamazdı kızına. Bir not bırakacaktı ardından. Hazırdı gitmeye. Şiir bitti mi bilmiyordu fakat artık duymuyordu. Bir damla daha firar etti gözünden. Gün, bugündü. 
 Sonra, tüm seslerin kesildiği o anda acı bir feryat yankılandı semada. Kadın eve gelmiş, kızını ve bıraktığı notu bulmuştu. Kızı vazgeçmişti; mücadeleden, kalıp devam etmekten, yaşamaktan vazgeçmişti. Kadın, onun yerine de mücadeleye hazırdı oysa.
 Tek bir cümle. Kızından geriye kalan iyi kötü bir sürü anı ve tek cümle. ”Üzgünüm, yapamıyorum anne.” 
 Böylece bir hayat daha sona erdi. Mevsimlerden kışı yaşayan yürekler, sonbahar yaprakları gibi döktü insanları bir bir.
 Ya cinayet ya intihar ne fark ederdi. Kızına izinsiz dokunulmuştu ve bir hayat daha sona ermişti diğerleri gibi.
 Gördü insanoğlu, yürek yükü sırtlanırdı. Sırtlanırdı da nereye kadar dayanabilirdi.
 Kadının kulağında kızının ilk sorusu yankılandı. “Kırgınlığı başkent edinmiş yüreğine umut tohumları ekmekten yorulan kişiler nasıl yaşar anne?” Bir haykırışa daha tanıklık etti gece.
 Ve bir kez daha görüldü ki, umutsuzluk insanoğluna verilmiş en ağır yüktü. 
* * Kullanılan şiirin tamamı Tarık Tufan ’ a aittir.
( Yalnız Hüznü Vardır Kalbi Olanın)
  Çaresizlik ve umutsuzlukla kavrulan tüm yüreklere...
Etiketler
Kadın Anne umutsuzluk çaresizlik taciz İntihar mücadele Tecavüz

Yazar Hakkında

Yorumlar

  • 0 Yorum
Ziyaretçi olarak yorum yapıyorsun, dilersen Giriş yap