Tek Umudumuz: Çocuklar
- Mehmet Akbulut
- 26 Mar 2017 - 00:57
- 2 dk okuma süresi
- -
- 0
Elbette her daim son umudumuz çocuklarda saklıdır. Tam ‘Dallarımız kurudu, bu sefer toprak olacağız.’ dediğimizde köhne bir damar, su yolu bulup bağlanıp, bize hayat verecek bir çiçek olarak tekrar hayata döndüren çocuklardır son, tek ve elbette en özendiğimiz umudumuz.
Hayat bize her zorluğu verdi. Geçim derdi denen illeti verdi. Tüketme arzumuzu körükleyip tarihin görüp görebileceği en üst noktasına ulaştı. Kafamıza TV, telefon ve bilgisayarla serum gibi enjekte edildi şuursuzluk. Unuttuk, ‘Rezzak’ olanı unuttuk. ‘Rahman’ı, ‘Rahim’i unuttuk. ‘Erhamurrahimin’i unuttuk. En önemlisi de ‘Kahhar’ı unuttuk. Bizi kahredebilecek olanı unuttuk. Çalıştık, kazandığımızı ihtiyacımız olmayanlara tükettik. Parasız kaldık. Yine çalıştık, yine harcadık, gereksiz harcadık, çok harcadık. Mazlumu, yetimi, yolda kalmışı unuttuk. En kötüsü çocuklarımızı unuttuk.
Çocuklarımız konuşmayı bizden değil, merkezi ABD de olan bir TV kanalından öğrendi. Motor hareketlerini babası ile binekçilik oynayarak değil, telefon tuşlarına basarak geliştirdi.Zihninde Allah’ın lafızları yerine klavye tuşları dönmeye başladı.
Sonra küfretmeye başladı. Kırmaya, dökmeye, saldırmaya başladı. Yemeği bile zorlamayla yer oldu. Neredeyse tuvalete gitmesi için rica edecek hale geldik.
Elinde Peygamber sancağını taşıyacak bileklerin gücünü bilgisayarlara heba ettik. Heba ettik Allah’ın nurunu gezegene nasıl yayacağını düşünmesi gereken zihinleri telefon oyunlarına. Heba ettik evinin Fatıma’sı, neslinin annesi olacak olan mücahideleri magazin programları uğruna. Bir Halid bin Velid, bir Ömer’ül Hattab, bir Ebubekir olabilecek tertemiz yiğitleri heba ettik futbol maçlarına. Ve Allah yolunda harcanması gereken nimetleri heba ettik şükürsüzlük yoluna.
Elinde Allah’ın asra silah olarak verdiği nükleer silah etkisinde ki kalemi alıp, küffar üzerine yürüyüp cihat edecek ayakları, evlere mahkum edip tembelleştirdik.
En önemlisi de beyninin her köşesinde örgü örgü örüp, her üşüdüğünde sırtına çekeceği bir yorgan olan, tuğla tuğla binalaştırıp, barınacağı ev olan, korktuğunda sığınağı olan o mukaddes fikri unutturduk o taze beyinlere. Kendisinin bu kurtuluş, felaha eriş yolunda bir çakıl taşından daha önemli bir gayesi olmayan çocuklar büyütüp, onları küfrün kablolarına teslim ettik. Yolsuz kaldık. Ufuksuz kaldık. Şuursuz kaldık.
Hem öyle şuursuz kaldık ki kaybettiğimizin ne olduğunu ve bizim için ne kadar hayati bir işlevi yerine getirdiğini anlamaya bile çalışmıyoruz. Anlayan da zaten aramaktan eriniyor çocukluğunda kaybettiği şuurunu.
Ne yapıyoruz biz? Allah bizi bu deni dünyaya ne amaçla yolladı? Gayemiz ne?
Kaybettiğimiz her çocuk islamın mukaddes topraklarına dikilmiş bir mezar taşıdır.
Sorgumuz çetin olacak. Allah’ı öğretmediğimiz çocuklarımız bizden hesap soracak. Lütfen artık onların yarın ne yiyeceği kadar imanlarını da düşünelim. Çocuklarımızın açlığı bir öğün yemekle telafi edilir, ancak onların o saf imanlarını tehdit eden zararlıların etkisi ömür boyu telafi edilemeyebilir.
Mağlubiyeti olmayan bir dinin büyülü perdesi arkasından sesleniyorum: Fatihlerin yetişebilmesi için Murad’lar gerekir.
Allah’ın selamı üzerimize olsun.
Yorumlar