Su Medeniyeti Osmanlı Ve Müsrif Torunları
- Kemal Ağca
- 2 Tem 2017 - 12:39
- 4 dk okuma süresi
- -
- 0
Tarihin ta en başından beri insanlar yerleşecekleri, konaklayacakları yerleri seçerken suya yakınlığına göre seçmişlerdir. Çünkü su, hayatta kalmanın en büyük sebebidir ve su olmazsa hayat da olmaz. Suya yakın olan hayatını garantilemiş olur. Suya sahip olan gücü garantilemiş olur. Suyu kullanmayı bilenler ise en güçlü şekilde en uzun hayatı garantilemiş olurlar. Bu yüzden en büyük savaşların bir kısmı su için verilmiştir.
Su insanın yaşamını sürdürebilmesi için, susuzluğu gidermek için, serinlemek için, suda yaşayan canlılardan faydalanmak için kullanılmasının yanı sıra temizlik için de şarttır. Yani aynı zamanda su demek, temizlik demek, sıhhat demek. Bir su kaynağına yakın olmak kadar, suyu bir yerden başka bir yere taşıyabilmek de önemlidir. Bu yüzden ecdadımız (Allah onlardan razı olsun) medeniyetlerinin büyük kısmını suyu taşımak ve kullanabilmek için kullanmıştır. Başta İstanbul olmak üzere imparatorluk boyunca birçok şehir ve eyalette suyu taşımak için kemerler, bentler, künkler, su terazileri ve ızgaralar inşa etmişlerdir. Bu yapılardan geçip taşınan sular, şehirlerin her yerinde kurulan çeşmeler, sebiller ve hayratlar ile vatandaşların kullanımına sunulmuştur. Sırf su işleri için Kanuni Sultan Süleyman Han zamanında, su yolcuları teşkilatı olarak ayrı bir ocak kurulmuştur. Bu ocaktakilerin görevi babadan oğula geçmek suretiyle devam ederdi ve suyun taşıma güzergahını çok iyi bilirler, evlerden ve hamamlardan aylık onarım parası alırlar, aynı zamanda kaçak kullanıma engel olurlardı.
Bütün bunların yanı sıra her sokakta bir veya birkaç tane çeşme de hayrat olarak inşa edilir, insanların hizmetine sunulurdu. Yalnız insanların mı? Elbette hayır. Kedi, köpek gibi sokak hayvanlarının yanı sıra kuşlar için bile su havuzları, yalaklar yapmışlardı.
Bu yazıyı kaleme almamın en büyük sebebi, geçenlerde Beyazıt civarından geçerken gördüğüm bir çeşmenin içler acısı hali idi. Çeşme kurutulmuş, kitabesi tahrib edilmiş, tarihi değer taşıyan ve değişik motiflerle süslü tunç muslukları kırılıp sökülmüş. Bununla da kalınmamış, resmen bir çöplüğe dönüştürülmüş. Çeşmenin basamaklı gider havuzu envay çeşit çöp ve sair pislikle dolmuş, bir zamanlar belki göreni serinletip rahatlatan, abdest alınan, su içilen bu çeşme adeta rezil ve iğrenç bir hal alarak insanı yakınından bile geçmeye imtina ettirir bir hale getirilmiş. İsm-i meful kullanıyor olmama rağmen bu çirkin vakanın failinin gerçekte kimliğini biliyorum ki hepimiz biliyoruz. O çeşmeyi ve onun gibi nice çeşmeyi o hale biz getirdik.
Son teknoloji kullanarak motorlar, pompalar, karmakarışık yapılardaki muazzam borularla evlerimize kadar gelen suları kaynatmadan içemiyoruz şimdilerde. Belki artık kaynatarak da içemiyoruz. Suyu zimmetine alan şirketlerin üretip “sağlıklı, temiz” diyerek bize zorla sattıkları pet şişelerdeki suları içmek zorundayız. Petrolden üretilen plastik şişelerdeki suların sağlıklı olduğuna inandırılmamıza da kahkaha ile gülüyorum şuan. Hadi hep birlikte gülelim. Komik çünkü.
En az yarım saat, kırk dakika temizlenmekle uğraşılan hamamların yerini, on dakika içinde hemencecik girilip çıkılan “duşlar” la değiştirdik. Buna da gülelim, çünkü doğal, sabunlarla iyice parlayana dek ovalanarak, keselenerek yıkanılan zamandan, yine kimyasal ve petrol ürünü şampuanlar ve duş jelleriyle on dakikada güya temizleniyoruz. Komik şeyler bunlar. Geçenlerde tanınmış bir şampuan firmasının “doğal sabun” adı altında ürettiği acayip şeyi gördüm. En komiği de buydu ve doyasıya güldüm. Sadece esansları vardı oysa bu kimyasal temizleyicilerin. Kaldı ki onları da vücudumuzdan temizleyebilmek için ayrı bir temizleyiciye ihtiyacımız var. “Şu şampuan da kanserojenmiş” muhabbeti yapmayı biliyoruz, ama her mesele gibi bu da geyikten öteye geçmiyor.
Suyu elinde tutmak güce sahip olmaktır dedik az önce. İnanmazsanız bakın. Adam kurmuş bir pınarın başına tesisi, sağlıklı diyerek bize petrol ürünü şişede su satıyor. Almazsan, gider şebeke suyundan içersen ölürsün diyor. Ha şimdi “Onu içmeyelim de gidip şebekeden mi içelim, o çok mu temiz?” diyorsunuz. Maalesef hayır çünkü başta bizim insanlığımız kirlendiği için şebeke suları da elbette rezalet.
Sokaktaki kedi köpeğe bile özel yalaklar yapan, her sokağa, köşeye, meydanlara hayır için çeşmeler, sebiller inşa eden bir medeniyetten, kendi evindeki çeşmeden akan suyu bile kullanamayan, madem içilmiyor diye edebildiği kadar israf eden bir hale döndük. Barajlar dolmuyormuş, su kireçliymiş vs… Ya hu olsun da sadece kireç olsun. Bahanemiz yok ya tabi başka. Diyemiyoruz biz, kapatın şu su tesislerini, devletin imkanı var, temizlesin, arıtsın evimize içilecek su gelsin diye. Onu düşünmemizi bile engelliyorlar. Açılsın ata mirası tarihi çeşmeler yeniden. En azından temizlensin, onarılsın. Belki bizim de ruhumuzu, benliğimizi onarmamıza sebep olur.
Aslında bu konudan bir kitap bile çıkardı şuan. Fakat malum, okumayı seven bir toplum değiliz. (tebessüm) Eğer aksi olsaydı zaten, o tahrib olunan, kurutulan, kapatılan, çöplüğe dönüştürülen çeşme ve hayratların kitabelerini okur da birazcık sahip çıkardık medeniyetimize…
Etiketler
Yazar Hakkında
Kemal Ağca
Mezar taşıma, "hep yazdı ama yazar olamadı..." yazın
Yorumlar