Sen, Nefsine Uyanla Şeytana Uyanı Bir Mi Sandın ?
- Rukenzen
- 30 Ara 2025 - 21:47
- 2 dk okuma süresi
- -
- 0
Her insan düşer, şaşar, yanılır. Günah işler. Fakat bütün günahları tek bir torbaya koymak, insanın kendi iç dünyasını anlamasını engeller. Kur’an’ın insan psikolojisine dair ince dokunuşu bize şunu gösterir: Her günah aynı kökten doğmaz; bazıları fıtrattan taşan bir zayıflığın, bazıları ise fıtratı bozan bir karanlığın eseridir.
Bu farkı göremeyen, kendi nefsini de şeytanın fısıltılarını da ayırt edemez.
Bir insan düşünelim. Karşı cinse karşı duyduğu çekim galip gelir, arzusu ağır basar ve yanlış bir yakınlaşma yaşar. Bu da günahtır, elbette. Fakat bu düşüş, insanın yaratılışında var olan bir duygunun yanlış yerde tatminiyle ilgilidir. İnsana arzu verilmiş, onun da helali konulmuştur: nikâh. Yani bu günah, kökü fıtri bir isteğe dayanan bir kaymadır. İnsan çoğu zaman böyle bir hatanın ardından pişman olur, vicdanı rahatsızlık duyar, tövbeye yaklaşır. Çünkü nefis insanda içerden konuşur, içerden çeker; hatası da içten gelir.
Aynı durum öfke için de geçerlidir. Öfke yaratılışta vardır. İnsan bazen kontrolünü kaybeder, kırıcı sözler söyler; bu da günahtır. Fakat öfkenin helal zemini de mevcuttur: adalet için ayağa kalkmak, haddi aşana sınır çizmek, hakkını korumak… Yanlış yerde patladığında günaha dönüşür; fakat kaynağı yine insanın iç yapısında, fıtratında kayıtlı bir duygudur.
Ama iş hileye, yalana, iftiraya, iki yüzlülüğe gelince durum bambaşkadır. Bunların hiçbirinin helal bir zemini yoktur. Çünkü bunlar fıtrî isteklerin taşması değildir; bilakis fıtratı tahrip eden, insanın vicdanını aşındıran kirli davranışlardır. Yalanın helali yoktur, iftiranın yoktur, kandırmanın yoktur. Bunlar, insanın içindeki zaaflardan değil, dışarıdan gelen şeytanî üflemelerden beslenir. Ve insan bu kötülükleri işlerken genellikle pişmanlık değil, bir tür alışma, bir tür kararma yaşar.
Özellikle kin bunun en belirgin örneklerindendir. Öfke anlıktır, gelir geçer; insan sakinleştiğinde utanır, üzülür, hatasını telafi etmek ister. Fakat kin kalıcıdır, hesap yapar, plan kurar, intikam üretir. Artık yalnızca nefis değildir, kalbin üzerine çökmüş bir karanlıktır. Bu karanlıkta şeytan nefisle el ele verir, kişi kötülüğü meşru görmeye başlar; yanlışını savunur, hatta doğru sanır.
Bu sebeple fıtrî günahlarla şeytanî günahlar aynı ligde değildir.
Fıtrî olan hatalar—arzu taşması, öfke patlaması, zaafların yükselmesi—insanı içerden sarsar ama pişmanlığa yakındır.
Şeytanî olanlar ise—yalan, hile, kin, iftira, ikiyüzlülük—kalbi karartır, kişiyi kötülüğe alıştırır ve ona bir karakter hâli kazandırır.
Bu çerçevede bakınca anlıyoruz ki Allah fıtrî arzulara helaller koymuş; fakat şeytanî dürtülere hiçbir helal karşılık vermemiştir. Çünkü bazı fiiller, yaratılışın kendisine aykırıdır; insan ruhunu kırar, toplumu bozar, vicdanı çürütür.
İşte bu yüzden soruyoruz:
Sen, nefsine uyanla şeytana uyanı bir mi sandın?
Biri zayıflığın günahıdır, diğeri karanlığın.
Biri insanı tövbeye yaklaştırır, diğeri uzaklaştırır.
Biri fıtrattan taşar, diğeri fıtratı tahrip eder.
İnsan kendi içinden gelen sesi tanıyabildiğinde, dışarıdan gelen fısıltıyı da fark eder.
Ve bu fark, bir ömrün istikametini değiştirecek kadar kıymetlidir.
Etiketler
Yazar Hakkında
Rukenzen
.
Yorumlar