Seligman'ın Öğrenilmiş Çaresizlik Deneyi/ Çaresizlikle Baş Etme Yolları
- Ömer Güncü
- 4 Nis 2021 - 13:05
- 10 dk okuma süresi
- -
- 0



"2 yıl ömrü kaldı dendi"
- STEPHEN HAWKİNG
Stephen Hawking 20’li yaşlarında amyotrofik lateral skleroz (ALS) hastalığının nadir görülen bir formuna yakalandı. Halk arasında “Kas erimesi” olarak bilinen ve zamanla motor nöronlarının yüzde seksenini öldürerek sinir sistemini felç eden bu hastalık, beynin zihinsel fonksiyonlarına dokunmuyordu. Hastalığın teşhisinden sonra doktorlar ona 2 yıl ömür biçti. Hastalığı nedeniyle tekerlekli sandalyeye mahkum olan Stephen Hawking, ileri dönemlerde konuşma yetisini de kaybetti. Söylediklerini yalnızca en yakınları anlayabiliyordu ve dış dünya ile iletişimini sağlayabiliyordu. 1986 yılında koltuğuna yerleştirilen ve yazıları sese dönüştüren bilgisayar aracılığıyla insanlarla iletişim kurmaya devam edebildi. Bu sayede hayatı boyunca yaptığı çalışmaları insanlık ile paylaşabildi. Genç yaşında yakalandığı ve tedavisi bulunmayan hastalığına rağmen Stephen Hawking çağının en başarılı ve saygın bilim adamları arasında gösterilir. Cambridge Üniversitesi’nde 30 yıl boyunca tam zamanlı matematik öğretim görevlisi olarak çalışmıştır. Stephen Hawking, ünlü fizikçi Roger Penrose ile birlikte tekillikler üzerine araştırmalar yaptı. Evrenin tekillik olarak başlamış olduğu teorisini ortaya koyan çalışmalarında uzay-zamanın tekilliğinin iki önemli tipinden bahsetti. Bunlar eğri ve koni biçimli tekilliklerdi. Ünlü fizikçiler Brandon Carter ve James Bardeen ile kara delik mekaniğine ilişkin dört kanunu keşfetti. En önemli teorisi kara deliklerin radyasyon yaymasıydı. Stephen Hawking kara deliklerin enerjilerini tüketene kadar var olabildiğini ve buharlaştığını gösterdi. Kara delikler yakınına gelen şeyleri yutuyorsa ve içine giren cisimler geri dönemiyorsa bu kara deliklerin enformasyonu yok ettiğini gösterir diyen Stephen Hawking, enerjinin korunumu yasasına aykırılık teşkil eden kara delik enformasyon paradoksu üzerinde çalıştı. Uzay ve zamanın büyük patlama ile doğduğunu savundu. “Patlamadan sonra evren genişledi ve halen genişlemeye devam ediyor” diyen Stephen Hawking, Kozmik enflasyon teorisi olarak adlandırılan bu genişleme sırasında oluşan kuantum dalgalanmalarını hesaplayarak teoriye katkıda bulundu. Stephen Hawking zaman yolculuğu konusunda, 3 boyutun dışında bir de 4. boyutun var olduğu fikrini ortaya attı. Zamanda yolculuğun fiziksel olarak mümkün olduğunu fakat henüz uygulanabilir hale gelmediğini savundu. Ayrıca yalnızca geleceğe yolculuk yapılabileceğini düşünüyordu.
Düşünebiliyor musunuz. Her zaman umut var olabiliyor.
"Çünkü onun hayatının anlamı vardı"
-VİCTOR E. FRANKL
Peki nasıl üstesinden geliriz?
Hoşça kalın.
Yeis (Ye’s) şiiri, Mehmet Akif Ersoy
Âtiyi karanlık görerek azmi bırakmak..
Alçak bir ölüm varsa, emînim, budur ancak.
Dünyâda inanmam, hani görsem de gözümle.
İmânı olan kimse gebermez bu ölümle:
Ey dipdiri meyyit, ‘İki el bir baş içindir.’
Davransana.. Eller de senin, baş da senindir!
His yok, hareket yok, acı yok… Leş mi kesildin?
Hayret veriyorsun bana.. Sen böyle değildin.
Kurtulmaya azmin neye bilmem ki süreksiz?
Kendin mi senin, yoksa ümîdin mi yüreksiz?
Âtiyi karanlık görüvermekle apıştın?
Esbâbı elinden atarak ye’se yapıştın!
Karşında ziyâ yoksa, sağından, ya solundan
Tek bir ışık olsun buluver.. Kalma yolundan.
Âlemde ziyâ kalmasa, halk etmelisin, halk!
Ey elleri böğründe yatan, şaşkın adam, kalk!
Herkes gibi dünyâda henüz hakk-i hayâtın
Varken, hani herkes gibi azminde sebâtın?
Ye’s öyle bataktır ki; düşersen boğulursun.
Ümîde sarıl sımsıkı, seyret ne olursun!
Azmiyle, ümidiyle yaşar hep yaşayanlar;
Me’yûs olanın rûhunu, vicdânını bağlar
Lânetleme bir ukde-i hâtır ki: çözülmez…
En korkulu câni gibi ye’sin yüzü gülmez!
Mâdâm ki alçaklığı bir, ye’s ile sirkin;
Mâdâm ki ondan daha mel’un daha çirkin
Bir seyyie yoktur sana; ey unsur- îman,
Nevmid olarak rahmet-i mev’ûd-u Hudâ’dan,
Hüsrâna rıza verme.. Çalış.. Azmi bırakma;
Kendin yanacaksan bile, evlâdını yakma!
Evler tünek olmuş, ötüyor bir sürü baykuş…
Sesler de: ‘Vatan tehlikedeymiş.. Batıyormuş! ‘
Lâkin, hani, milyonları örten şu yığından,
Tek kol da demiyor bir tarafından!
Sâhipsiz olan memleketin batması haktır;
Sen sâhip olursan bu vatan batmayacaktır.
Feryâdı bırak, kendine gel, çünkü zaman dar..
Uğraş ki: telâfi edecek bunca zarar var.
Feryâd ile kurtulması me’mûl ise haykır!
Yok, yok! Hele azmindeki zincirleri bir kır!
‘İş bitti.. Sebâtın sonu yoktur! ‘ deme, yılma.
Ey millet-i merhûme, sakın ye’se kapılma.
Sakarya Türküsü-Necip Fazıl Kısakürek
İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya;
Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya.
Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak;
Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak.
Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir;
Oluklar çift; birinden nur akar; birinden kir.
Akışta demetlenmiş, büyük, küçük, kâinat;
Şu çıkan buluta bak, bu inen suya inat!
Fakat Sakarya başka, yokuş mu çıkıyor ne,
Kurşundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine;
Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu sökmek için.
Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin?
Rabbim isterse, sular büklüm büklüm burulur,
Sırtına Sakaryanın, Türk tarihi vurulur.
Eyvah, eyvah, Sakaryam, sana mı düştü bu yük?
Bu dâva hor, bu dâva öksüz, bu dâva büyük! ..
Ne ağır imtihandır, başındaki, Sakarya!
Binbir başlı kartalı nasıl taşır kanarya?
İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal.
Hamallık ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal,
Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan;
Ve ayrılık, anneden, vatandan, arkadaştan.
Şimdi dövün Sakarya, dövünmek vakti bu ân;
Kehkeşanlara kaçmış eski güneşleri an!
Hani Yunus Emre ki, kıyında geziyordu;
Hani ardına çil çil kubbeler serpen ordu?
Nerede kardeşlerin, cömert Nil, yeşil Tuna;
Giden şanlı akıncı, ne gün döner yurduna?
Mermerlerin nabzında hâlâ çarpar mı tekbir?
Bulur mu deli rüzgâr o sedayı: Allah bir!
Bütün bunlar sendedir, bu girift bilmeceler;
Sakarya, kandillere katran döktü geceler.
Vicdan azabına eş, kayna kayna Sakarya,
Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!
İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su;
Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu.
Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek;
Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek?
Kafdağını assalar, belki çeker de bir kıl!
Bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl!
Sakarya, sâf çocuğu, mâsum Anadolunun,
Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun!
Sen ve ben, gözyaşiyle ıslanmış hamurdanız;
Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız!
Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader;
Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider!
Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz;
Sen kıvrıl, ben gideyim, Son Peygamber Kılavuz!
Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya;
Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya! ..
NECİP FAZIL KISAKÜREK
Etiketler
Yazar Hakkında
Ömer Güncü
Adıyaman Üniversitesi'nde Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik 2023 Mezunuyum. Çeşitli yardım kuruluşlarında ve sivil toplum kuruluşlarında yer aldım. Adıyaman Gençkızılay'da İl Baskan Yardımcılığı, Sosyal medya uzmanlığı, AFAD Adıyaman Baskanlik gönüllüğü, medya ve görüntüleme birimi sorumluluğu, Ahbap Hatay Projesi Egitmenlik görevi. Adıyaman Anadolu Gençlik Derneği üniversite komisyonu teşkilat başkanlığı gibi görevlerde yer aldım.
.
Çok gezip, çok okumayı seven birisiyim. Okuduğum kitaplar ağırlıklı olarak psikoloji, din ve sosyoloji üzerinedir. Roman okumayı da çok severim. Psikoloji, din ve sosyoloji gibi alanlarda araştırma yapmaya yazılar okumaya ve bunlar üzerine yazmaya hevesli birisiyim. Çevremce işkolik olduğum söylenir. Ben kendimi geliştirmek, ilim ve irfan öğrenmek pahasına işkolik olmaya razıyım :) Hayatımın Gayesi; önce kendime, sonra dünyama faydalı olmak ve katkıda bulunmaktır. İnanıyorum ki kendimi değiştirirsem, ailemi, milletimi ve dünyamı değiştiririm. Yazılarım makale tarzı olup akıcı bir üslup ile yazılmıştır. Okurken kendinize bir şeyler katacağınıza eminim. İyi okumalar :)
Yorumlar