Psikoloji

Seligman'ın Öğrenilmiş Çaresizlik Deneyi/ Çaresizlikle Baş Etme Yolları

  • 10 dk okuma süresi
  • -
  • 0
Seligman'ın Öğrenilmiş Çaresizlik Deneyi/ Çaresizlikle Baş Etme Yolları
Herkese merhabalar.
Başarılı olabilecekken, bir problemi çözebilecek donanıma sahipken, başarısızlıkla karşılaşıp başarılı olma yolunda adım atamayacak hale gelmemize neden olan öğrenilmiş çaresizlik üzerinde yapılan bir deney hakkında konuşacağım.
 
Maslow'a göre her insanın dünyaya geliş amacı kendini gerçekleştirmektir ancak önümüzdeki bazı durumlar bu kavramı basitleştirir. Fil dişinden bir kuleye hapsolmamıza, hayaller kurmamamıza veya kuramamamıza neden olup; bir sonraki adımı atmamıza, başarılı olmayı denemekten vazgeçmemize neden olurlar.
 
Seligman, öğrenme ve çaresizlik arasındaki ilişkiyi incelemek için Pavlov'un klasik koşullanma deneyini yaparken bir şey ile karşılaştı. Zil sesinin ardından köpeğine yemek vermiş ve bunu bir süre tekrarladıktan sonra zilin ardından köpek yemeğin geleceğini bilerek salya akıtmıştır. Seligman ve arkadaşları buna benzer bir deney yapmaya karar verirler.
Herhangi bir deneye tabi tutulmayan 24 köpek, 3 gruba ayrılmıştır.
 
İlk grup "Kaçış Grubu" dur. Bu gruptaki köpeklere 500 w. zarar vermeyen elektrik şoku uygulanmıştır.
 
 
Bu köpekler hemen kafalarının yanındaki düğmeye basarak şoku kesme imkanına sahiptiler.
 
 
Eğer 30 saniye içinde düğmeye basılmazsa şok kendiliğinden duruyordu. Bu köpekler düğmeye basmayı hızla öğrendiler ve gittikçe daha kısa sürede düğmeye basmayı başardılar.
 
İkinci gruba ise "Boyunduruk Grubu" adı verildi, aynı şartlarda elektrik şoku uygulandı. Yine kurallar aynıydı 30 saniye boyunca düğmeye basamazlarsa şok duracaktı ama burada bir istisna olarak şoku kesen düğme pasifti. Yani düğmeye bastığınızda şok durmuyordu. Onlarca denemenin ardından şok kesilmediğinden köpekler çaresizce durmaya ve şok yemeğe devam etmişlerdir.
 
Son grup olan "Kontrol Grubu" ise herhangi bir şoka maruz bırakılmıyorlardı.
Bu üç grup köpek daha sonra ortasında bir engel bulunan bir kafese konuldular.
 
 
Bu üç gruptaki köpeklere sırasıyla 10 kez şok verilip en az bir kez karşıya geçmeleri umuluyordu. Kaçış ve kontrol grubu yani 1. ve 3. grup kaçmayı başarmışlardı, fakat 2. gruptaki köpekler duvardan atlasa da diğer tarafa da şok koyulup köpeklere şok uygulanmaya devam edilmiştir. 2. grupta 8 köpekten 5'i sonraki zamanlarda diğer tarafa atlamamışlardır. Bu grupta olan köpekler tüm uğraşlarına rağmen şoktan kurtulamayacaklarına ikna olmuşlar ve çaresiz olmayı öğrenmişlerdir.
 
 
Sonuç olarak bu olayı hayvanlar üzerinde yapıp insanların davranışların sebebine indirgeyebiliriz ve “Öğrenilmiş Çaresizlik” ile ilgili şunları söyleyebiliriz;
 
İnsanın sürekli olarak başarısızlığa uğrayarak, çabalasa da bir şeyi değiştiremeyeceği inancını edinip tekrar deneme cesaretini yitirmesi ve çabalamayı bırakması olarak tanımlanıyor. Başarısızlık kökten kabulleniliyor, öyle kabulleniliyor ki başarısızlığın önünde bir engel olmasa bile başarısız olunacağına inanıldığı için engellerin kalkması bile fark edilemiyor. Öğrenilmiş çaresizliğin en temel göstergesi; belli bir olay tipinin sürekli olarak olumsuz bir sonuca varacağına inanmak, bu olumsuzluğu değiştirmek için yapılabilecek bir şey olmadığına inanmak… Daha kötüsü, öğrenilmiş çaresizlik girdabına kapılmış kişinin tek handikabı belirli bir konuda başarısız olmakla da sınırlı kalmıyor. Kişinin ruh sağlığı ve kişisel gelişimi de olumsuz etkileniyor. Günümüz toplumunda bu şekilde herkesin içinde bir hayal ve bir yenilik yapma potansiyeli olsa da çaresizlikten dolayı vazgeçmektedir. Bir şeyleri değiştiremeyeceklerini bildiklerinden hiçbir eylemde bulunmazlar. Böylece toplumda farklı fikirler ortaya çıkmamaktadır. Uğraşıp da bir türlü matematik yapamayan, istediği üniversiteyi kazanamayan, ne yaparsa yapsın hep yetersiz hisseden insanların içine düşeceği duygu durumlarından birisidir aslında. Diğerleri tükenmişlik ve depresyon olabilir ki bunlar neden-sonuç aslında. 
 
Öğrenilmiş çaresizlik kalıtsal problemi olan hastalarda daha fazla baş gösterebilir. Mesela doğuştan bazı yürüme aksaklıkları olan, zor konuşan, bazı alışkanlıkları olan bireylerimiz bu tepkilerini iradenin kontrolü altına koyamayabilirler ama teknolojinin ilerlemesiyle ve insan bilimleri olan biyoloji ve psikolojinin gelişmesiyle birlikte insanların istenmediği durumlardan uzaklaştırmak mümkün olabiliyor. Kolunu kaybetmiş bir baba ancak 23 sene sonra yapay kol bularak hayatını devam ettirebiliyor. 23 sene boyunca bu adamın içinde bulunduğu çevresel ve psikolojik durumu bir düşünmenizi rica ediyorum. Sevdiği işleri yapamama, rahat hareket edememe, belki çok sevdiği otomobili artık kullanamama, bazı ihtiyaçlarını gidermede başkalarına ihtiyaç duyma ve bu şekilde hayatını sürdürme...Evet, kulağa çok zor ve üzücü geliyor bu durum ancak bu üzüntü bu hastamız için bizim üzüntümüzden çok daha fazla olduğuna emin olabilirsiniz.

"2 yıl ömrü kaldı dendi"
- STEPHEN HAWKİNG

Stephen Hawking 20’li yaşlarında amyotrofik lateral skleroz (ALS) hastalığının nadir görülen bir formuna yakalandı. Halk arasında “Kas erimesi” olarak bilinen ve zamanla motor nöronlarının yüzde seksenini öldürerek sinir sistemini felç eden bu hastalık, beynin zihinsel fonksiyonlarına dokunmuyordu. Hastalığın teşhisinden sonra doktorlar ona 2 yıl ömür biçti. Hastalığı nedeniyle tekerlekli sandalyeye mahkum olan Stephen Hawking, ileri dönemlerde konuşma yetisini de kaybetti. Söylediklerini yalnızca en yakınları anlayabiliyordu ve dış dünya ile iletişimini sağlayabiliyordu. 1986 yılında koltuğuna yerleştirilen ve yazıları sese dönüştüren bilgisayar aracılığıyla insanlarla iletişim kurmaya devam edebildi. Bu sayede hayatı boyunca yaptığı çalışmaları insanlık ile paylaşabildi. Genç yaşında yakalandığı ve tedavisi bulunmayan hastalığına rağmen Stephen Hawking çağının en başarılı ve saygın bilim adamları arasında gösterilir. Cambridge Üniversitesi’nde 30 yıl boyunca tam zamanlı matematik öğretim görevlisi olarak çalışmıştır. Stephen Hawking, ünlü fizikçi Roger Penrose ile birlikte tekillikler üzerine araştırmalar yaptı. Evrenin tekillik olarak başlamış olduğu teorisini ortaya koyan çalışmalarında uzay-zamanın tekilliğinin iki önemli tipinden bahsetti. Bunlar eğri ve koni biçimli tekilliklerdi. Ünlü fizikçiler Brandon Carter ve James Bardeen ile kara delik mekaniğine ilişkin dört kanunu keşfetti. En önemli teorisi kara deliklerin radyasyon yaymasıydı. Stephen Hawking kara deliklerin enerjilerini tüketene kadar var olabildiğini ve buharlaştığını gösterdi. Kara delikler yakınına gelen şeyleri yutuyorsa ve içine giren cisimler geri dönemiyorsa bu kara deliklerin enformasyonu yok ettiğini gösterir diyen Stephen Hawking, enerjinin korunumu yasasına aykırılık teşkil eden kara delik enformasyon paradoksu üzerinde çalıştı. Uzay ve zamanın büyük patlama ile doğduğunu savundu. “Patlamadan sonra evren genişledi ve halen genişlemeye devam ediyor” diyen Stephen Hawking, Kozmik enflasyon teorisi olarak adlandırılan bu genişleme sırasında oluşan kuantum dalgalanmalarını hesaplayarak teoriye katkıda bulundu. Stephen Hawking zaman yolculuğu konusunda, 3 boyutun dışında bir de 4. boyutun var olduğu fikrini ortaya attı. Zamanda yolculuğun fiziksel olarak mümkün olduğunu fakat henüz uygulanabilir hale gelmediğini savundu. Ayrıca yalnızca geleceğe yolculuk yapılabileceğini düşünüyordu.

Düşünebiliyor musunuz. Her zaman umut var olabiliyor. 

Bu yazıyı yazmadan önce "Aşağılık Kompleksi/Yetersizlik Hissiyle Baş Etme Yolları" adlı makaleme bakmanızı ve bu yazı yayımlandıktan sonra yazmayı düşündüğüm Tükenmişlik Sendromu/Baş Etme Yolları adlı yazımı şiddetle tavsiye ederim.
 

"Çünkü onun hayatının anlamı vardı"
-VİCTOR E. FRANKL

Victor E. Frankl. Nazi toplama kampında esir alındı ve türlü işkencelere maruz bırakıldı. Yakınındakiler açlıktan ve susuzluktan ölüyorlardı. Gardiyanlar masum insanlara zulmediyorlardı. Bunlardan biri de Victor'du Victor birçok kez karamsarlığa düşme durumundan teğet geçti. Her şeye rağmen umutlu oldu ve inandı. Bir kaçış yolu olduğuna inancı tamdı. Bu inancı ona güç verdi. İçerisinde bulunduğu olumsuz durum ve yaşantılar onun gerçek inancı karşısında direnemediler. ''Bir nedeni olan, her nasıla dayanabilir.'' diyordu Victor.  Bazı durumlarda teslimiyet gösterilebilmelidir ona göre. Bazı durumlar kaderin bir tecellisidir ve ne  olursa olsun ona teslimiyet de gösterilmelidir ki karamsarlığa düşülmesin. Evet Victor E. Frankl bunları savundu ve bunlarla o Nazi kampından kurtuldu. Şuanda elimde çaresizlik ile baş etmeyi bilmiş bir psikiyatristin kitapları var. Çok başarılı eserlere imza atmış ve herkese hayatın anlamını, umudu ve olumsuzluklara karşı ne yapılması gerektiğinin kendisi de deneyimleyerek bizlere anlatmıştır. 
 
Daha birçok örnek gösterilebilir. Çanakkale Savaşının verdiği o acı dolu tabloyu hepimiz biliyoruz. (Allah onlardan razı olsun) Ama ne olursa olsun bizlerin her daim umutlu olmamız gerekmektedir. 

Peki nasıl üstesinden geliriz?

Kişi kendini tanımalı, yeteneklerini keşfetmeli. Farklı bir alanda yetenekli olabilir ve o alana yönelebilirsiniz; işte ya da okulda… Bir hedefe konsantre olabilirsiniz. Öncelikle kısa vadeli hedefler koyun. Hedefe ulaştığınız her adımda kendinizi ödüllendirin. Hataların, engellerin sizi durdurmasına izin vermeyin. Yeni bir başlangıçtan korkmayın. “Nasıl olsa değişmeyecek” sözünü hayatımızdan çıkaralım, en azından deneyelim! İşyerinde, okulda, gündelik hayatta, özel hayatımızda… “Nasıl olsa değişmeyecek” yerine “Neden değişmesin!” ya da “Farklı bir çözüm bulmak mümkün mü?” demeyi öğrenelim. Daha sonra bu döngüyü kırmak için harekete geçelim. 
 
Her şeye rağmen zincirleri kırmakta zorlanıyorsak, o “olumsuz iç ses” e söz geçiremiyorsak, bir uzmandan yardım almakta fayda var.
 
Sizleri Merhum Mehmet Akif Ersoy'un Yeis şiiri ve Necip Fazıl Kısakürek'in Sakarya Türküsüyle baş başa bırakıyorum.
Bir sonraki yazılarımda görüşmek üzere.
Hoşça kalın.

Yeis (Ye’s) şiiri, Mehmet Akif Ersoy

Âtiyi karanlık görerek azmi bırakmak..
Alçak bir ölüm varsa, emînim, budur ancak.

Dünyâda inanmam, hani görsem de gözümle.
İmânı olan kimse gebermez bu ölümle:

Ey dipdiri meyyit, ‘İki el bir baş içindir.’
Davransana.. Eller de senin, baş da senindir!

His yok, hareket yok, acı yok… Leş mi kesildin?
Hayret veriyorsun bana.. Sen böyle değildin.

Kurtulmaya azmin neye bilmem ki süreksiz?
Kendin mi senin, yoksa ümîdin mi yüreksiz?

Âtiyi karanlık görüvermekle apıştın?
Esbâbı elinden atarak ye’se yapıştın!

Karşında ziyâ yoksa, sağından, ya solundan
Tek bir ışık olsun buluver.. Kalma yolundan.

Âlemde ziyâ kalmasa, halk etmelisin, halk!
Ey elleri böğründe yatan, şaşkın adam, kalk!

Herkes gibi dünyâda henüz hakk-i hayâtın
Varken, hani herkes gibi azminde sebâtın?

Ye’s öyle bataktır ki; düşersen boğulursun.
Ümîde sarıl sımsıkı, seyret ne olursun!

Azmiyle, ümidiyle yaşar hep yaşayanlar;
Me’yûs olanın rûhunu, vicdânını bağlar

Lânetleme bir ukde-i hâtır ki: çözülmez…
En korkulu câni gibi ye’sin yüzü gülmez!

Mâdâm ki alçaklığı bir, ye’s ile sirkin;
Mâdâm ki ondan daha mel’un daha çirkin

Bir seyyie yoktur sana; ey unsur- îman,
Nevmid olarak rahmet-i mev’ûd-u Hudâ’dan,

Hüsrâna rıza verme.. Çalış.. Azmi bırakma;
Kendin yanacaksan bile, evlâdını yakma!

Evler tünek olmuş, ötüyor bir sürü baykuş…
Sesler de: ‘Vatan tehlikedeymiş.. Batıyormuş! ‘

Lâkin, hani, milyonları örten şu yığından,
Tek kol da demiyor bir tarafından!

Sâhipsiz olan memleketin batması haktır;
Sen sâhip olursan bu vatan batmayacaktır.

Feryâdı bırak, kendine gel, çünkü zaman dar..
Uğraş ki: telâfi edecek bunca zarar var.

Feryâd ile kurtulması me’mûl ise haykır!
Yok, yok! Hele azmindeki zincirleri bir kır!

‘İş bitti.. Sebâtın sonu yoktur! ‘ deme, yılma.
Ey millet-i merhûme, sakın ye’se kapılma.

Sakarya Türküsü-Necip Fazıl Kısakürek

İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya;
Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya.
Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak;
Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak.
Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir;
Oluklar çift; birinden nur akar; birinden kir.
Akışta demetlenmiş, büyük, küçük, kâinat;
Şu çıkan buluta bak, bu inen suya inat!
Fakat Sakarya başka, yokuş mu çıkıyor ne,
Kurşundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine;
Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu sökmek için.
Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin?
Rabbim isterse, sular büklüm büklüm burulur,
Sırtına Sakaryanın, Türk tarihi vurulur.
Eyvah, eyvah, Sakaryam, sana mı düştü bu yük?
Bu dâva hor, bu dâva öksüz, bu dâva büyük! ..

Ne ağır imtihandır, başındaki, Sakarya!
Binbir başlı kartalı nasıl taşır kanarya?

İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal.
Hamallık ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal,
Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan;
Ve ayrılık, anneden, vatandan, arkadaştan.
Şimdi dövün Sakarya, dövünmek vakti bu ân;
Kehkeşanlara kaçmış eski güneşleri an!
Hani Yunus Emre ki, kıyında geziyordu;
Hani ardına çil çil kubbeler serpen ordu?
Nerede kardeşlerin, cömert Nil, yeşil Tuna;
Giden şanlı akıncı, ne gün döner yurduna?
Mermerlerin nabzında hâlâ çarpar mı tekbir?
Bulur mu deli rüzgâr o sedayı: Allah bir!
Bütün bunlar sendedir, bu girift bilmeceler;
Sakarya, kandillere katran döktü geceler.

Vicdan azabına eş, kayna kayna Sakarya,
Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!

İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su;
Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu.
Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek;
Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek?
Kafdağını assalar, belki çeker de bir kıl!
Bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl!
Sakarya, sâf çocuğu, mâsum Anadolunun,
Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun!
Sen ve ben, gözyaşiyle ıslanmış hamurdanız;
Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız!
Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader;
Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider!
Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz;
Sen kıvrıl, ben gideyim, Son Peygamber Kılavuz!

Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya;
Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya! ..

NECİP FAZIL KISAKÜREK

 

Kaynak 1: https://www.youtube.com/watch?v=B8Vq9tZRcDA&vl=tr
Kaynak 2: https://www.blogteb.com/hayati-zindan-eden-ogrenilmis-caresizlik-nedir-nasil-bas-edilir/
Kaynak 3: https://listelist.com/psikolojik-deney/
Kaynak 4: https://www.bbc.com/turkce/haberler-43395219
Kaynak 5: https://www.vargonen.com/blog/stephen-hawking-kimdir-hayati-ve-buluslari-nelerdir/#:~:text=%C3%9Cnl%C3%BC%20fizik%C3%A7iler%20Brandon%20Carter%20ve
Kaynak 6: var%20olabildi%C4%9Fini%20ve%20buharla%C5%9Ft%C4%B1%C4%9F%C4%B1n%C4%B1%20g%C3%B6sterdi.
Kaynak 7: http://okulsiirleri.com/yeis-yes-siiri-mehmet-akif-ersoy/
Kaynak 8: https://www.milliyet.com.tr/siirler/sakarya-siiri-sozleri-necip-fazil-kisakurek-6355780
Etiketler
çaresizlik umutsuzluk Seligman Öğrenilmiş Çaresizlik Klasik Koşullama Pavlov Pavlov'un Deneyi Otoriteye İtaat Ömer Güncü aşağılık kompleksi Yetersizlik Hissi Baş etme yolları Kişisel gelişim yetersizlik Çanakkale Savaşı Çanakkale Zaferi Necip Fazıl Kısakürek Sakarya Türküsü Özgüvensizlik Victor E. Frankl Stephen Hawking Yeis Umut Çare kader keder Teslimiyet inanç Direnç mücadele Sabır tahammül Abraham Maslow Motivasyon Güç

Yazar Hakkında

Ömer Güncü

Adıyaman Üniversitesi'nde Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik 2023 Mezunuyum. Çeşitli yardım kuruluşlarında ve sivil toplum kuruluşlarında yer aldım. Adıyaman Gençkızılay'da İl Baskan Yardımcılığı, Sosyal medya uzmanlığı, AFAD Adıyaman Baskanlik gönüllüğü, medya ve görüntüleme birimi sorumluluğu, Ahbap Hatay  Projesi Egitmenlik görevi. Adıyaman Anadolu Gençlik Derneği üniversite komisyonu teşkilat başkanlığı gibi görevlerde yer aldım.

.

Çok gezip, çok okumayı seven birisiyim. Okuduğum kitaplar ağırlıklı olarak psikoloji, din ve sosyoloji üzerinedir. Roman okumayı da çok severim. Psikoloji, din ve sosyoloji gibi alanlarda araştırma yapmaya yazılar okumaya ve bunlar üzerine yazmaya hevesli birisiyim. Çevremce işkolik olduğum söylenir. Ben kendimi geliştirmek, ilim ve irfan öğrenmek pahasına işkolik olmaya razıyım :) Hayatımın Gayesi; önce kendime, sonra dünyama faydalı olmak ve katkıda bulunmaktır. İnanıyorum ki kendimi değiştirirsem, ailemi, milletimi ve dünyamı değiştiririm. Yazılarım makale tarzı olup akıcı bir üslup ile yazılmıştır. Okurken kendinize bir şeyler katacağınıza eminim. İyi okumalar :)

Yorumlar

  • 0 Yorum
Ziyaretçi olarak yorum yapıyorsun, dilersen Giriş yap