Öykü

Şehrazattan Hikayeler-1 "Bir Haldun Hikayesi"

  • 4 dk okuma süresi
  • -
  • 0
Şehrazattan Hikayeler-1 "Bir Haldun Hikayesi"

Vakti zamanında ilim meclislerinin bol olduğu bir diyarda, Haldun adında bir genç yaşarmış. Çocukluğundan gençliğine ilim meclislerinde oturup kalkan, orada büyüyen genç ilim ateşiyle yanar tutuşurmuş. Öyle ki artık ilim aşkından mı hırsından mı bilinmez, bir yerde yeni bir bilgi keşfedilecekse onu önce kendisi keşfetmek ister, daha evvel keşfedildiyse ilk evvel kendi öğrenmek istermiş.

Genç Haldun matematik, fizik, hat, felsefe, musiki ve birçok ilim öğrenirmiş. Ancak en iyi bildiği ilim felsefeymiş. Gece gündüz demeden onu okur, sırf daha ileri gidebilmek için yemek yerken, dinlenirken ara vermez felsefe okurmuş. Günün birinde bir dostuyla sohbete tutuşmuş genç, "Bu diyarda felsefeyi benden iyi okuyan benden iyi anlatan yoktur!"deyu, böbürlenmiş.

Dostu:

—Ey arkadaşım! İyi dersin hoş dersin de bir şeylerden habersiz gibi durursun.

Haldun:

—(Az biraz hiddetlice) O kadar ilim okuyorum . De hele neymiş, o habersiz olduğum şey.

Belli ki dostu iyi bir ders vermek niyetindeymiş Haldun'a.

— Yaşın handiyse kırk oldu. Daha bir kitap yazmayı başaramadın. Üstelik senin ders halkandan olan falancanın kitapları,filancanın dersinde okutulur olmuş.

Haldun' un yüzü dostunun söyledikleriyle birlikte kızarmaya başlamış.

Dostu: 

—Bu ne kii! Duyduğum kadarıyla bunların hepsini zamanın sırrına eriştiği için yapabilmiş. Artık hangi büyücüye hangi alime gidip öğrendiyse demiş.

Ve oradan Haldun' un gazabına uğramadan sessizce uzaklaşıp, gitmiş.

Bizimki yerinde durur mu hiç? Hırsından, kederinden küplere binmiş. "Nasıl olur nasıl olur?" diye, ortalığı darmaduman etmiş.

—Ben, demiş. Ben ki ömrünü felsefe okumaya harcayan, yemeden içmeden, evlenmeden felsefe okuyan Haldun' um demiş. Nasıl olur da biri benden evvel kitaplar yazar? Biliyorum biliyorum demiş, bunun tek sırrı zamanın sırrına erişmektir.

Odanın köşesinden onu dinleyen meczup:

—Ha ha ha! Meczup musun be adam, hiç zamanın sırrına ermek olur mu? Böyle oturup hayıflanacağına sen de bildiklerini kaleminle işleseydin ya!

Haldun' un haşmetli bakışını gören meczup, hemencecik oradan uzaklaşır.

Haldun bir oraya bir oraya gidip durdu. "Mutlaka zamanın sırrına erişmem gerekiyor." dedi. Kafasına koymuştu bir kere. Bu hırsın onu yiyip bitirebileceğini düşünmüyordu bile.

Bütün kitapları karıştırmış, bütün bilenlerle konuşmuştu. Çaldığı her kapı zamanın sahibinin yalnızca Allah olduğunu hatırlatmıştı ama nafile…

En son bir müneccime gitmişti. Müneccim ona zaman tanrısı Kronos' tan söz etmişti. Ancak ona ulaşmak için on aslanın ve on cevval erkeğin kanına ihtiyacı olduğunu söylemişti.

Haldun, "Nasıl yaparım ben kimseyi öldüremem." deyince; müneccim, "Başka yolu yok." dedi.

Haldun yine hırsına yenik düşüp, tamam dedi.

Her ne kadar ona Müslüman olduğu hatırlatılsa, yapmaması gerektiği söylense de dinlemedi.

 İlk işi çöle gitmek oldu. Çeşitli yerlere tuzaklar kurdu. Yeri geldi aslanlarla boğuştu. On aslanın kanını bir şişeye doldurdu. Sıra on cevval adama geldi. Küheylanların kapıştığı bir meclise girdi. Onları kışkırtacak bir iki laf edip hepsini üzerine gelmeye mecbur etti. Her birine bir zehirli ok fırlattı ve onları da devirİp kanlarını şişelere doldurdu.Elinde kan şişeleriyle müneccimin yanına gitti. Müneccim:

—Sana bu sırra kesinlikle erişirsin diye söz veremem. Ama Kronos' u mutlaka göreceksin. Bu kanlarla beraber eyin var neyin yok bana vereceksin.

Haldun, dediğini yaptı.

Müneccim,"Gel bakalım. Uzan şuraya seni kronosun yanına yollayacağım." dedi. Haldun gözlerini kapatır kapatmaz alçak büyücü çeşitli sihirli sözlerle zavallıcığı uyuttu ve ona rüyasında değişik bir yaratık gösterdi.

Haldun uyandığında, hiçbir şey olmamışcasına yanına yaklaşıp, "Ne oldu? Dileğini iletebildin mi?" dedi.

Bırakın dileği, handiyse ne gördüğünü bile hatırlamıyordu.

Biraz geçince olanları anladı. Ne kadar ah vah ettiyse ve müneccimle kavgaya tutuştuysa da her şeyini kaybetmişti Haldun.

Artık memleketine geri dönemezdi. Ne elinde üç beş kuruş vardı artık ne dostu ne kitapları…

Hasılı orada burada yatan bir zavallı olmuştu, bizim Haldun.

Gel zaman git zaman herkes tanır bilir olmuştu onu.

Bir gün bir nehrin kıyısında dertli dertli oturur halde iken yanına bir ihtiyar yaklaştı:

—(seslenerek) Duydum ki sen zamanın sırrına erişmek istermişsin.

Haldun başını kaldırmadan:

—Git başımdan ihtiyar! Zaten derdim bini aşmış. Evimde yurdumdan, en önemlisi Müslümanlığımdan olmuşum. dedi

İhtiyar, "Gerçekleri bilmek istemez misin?" dedi. Haldun ses çıkarmadı.

Bu olay üç gün aynı yerde aynı şekilde tekrarlandı. Üçüncü günün sonunda Haldun, ne kaybederim diyerek onu dinlemeye karar verdi.

İhtiyar:

—Bak evladım! Zaman nedir, bilir misin? Zaman, giderek büyüyen bir kar topudur. İlk atıldığında ufacıktır. Tıpkı insan gibi… ilk atıldığında gideceği yolu onu atan el belirler. Çöplüğe atarsa çöplüğe, gül bahçesine atarsa güllerin içine gider. Ancak biraz yuvarlanıp büyümeye başlayınca ona artık kendi ağırlığı yön verir. Ve kendisi nereye gitmek isterse oraya gider. Tıpkı insan gibi bizi bir anne ve baba yetiştirir ilkin. Zamanımızı onlar belirler. Yavaş yavaş büyür kendi zamanımızın hakimi oluruz. Biz onu çöpler içinden geçirir de varmak istediğimiz yere varırsak, kendimizi de vardığımız yeri de pislik kokuturuz. Ancak varacağımız yere gitmek için güllü yolu tercih edersek misler kokar her yanımız.

Şimdi düşün bakalım. Sen kendi zamanın için hangi yolu tercih ettin.

Der ve kalkar. " Ha! " der. "Unutma henüz zamanının sonu gelmedi. Hala yolu değiştirmek senin elinde…"

 El hasıl! Zaman kıymetli ve çöpler arasında duran bir taştır.

Bekleyince yavaşlar,

Gecikince hızlanır,

Üzülünce can yakar,

Mutlu olunca kısalır,

Acı çekince bitmek bilmez,

Sıkılınca uzar…


Etiketler
Öykü şehrazat iran Haldun azık kronos İlim Dost

Yazar Hakkında

Yorumlar

  • 0 Yorum
Ziyaretçi olarak yorum yapıyorsun, dilersen Giriş yap