Efendi Çocuk Fikir Düşünce

Oyun Oynama Adabı

  • 2 dk okuma süresi
  • -
  • 0
Oyun Oynama Adabı

Bugün şans benden yana. Neden mi? Ramak kala kurtardım hayallerle donattığım çocukluğumu dijital çağdan. Belki gençliğimi, yetişkinliğimi, anneliğimi değil ama en mühimini; çocukluğumu…Hamd ettim, hayal gücümün masumlukla şekillendiği dönemler rastlamamış diye bu kişiselleştirilmiş teknolojik çağa. Avuçlarımıza tılsımlanmış aletler olmazdan evvel bizim oyunlarımız vardı. Lakin şunu söylemem gerekir ki bu oyunlar başkaları tarafından geliştirilmiş ve sürekli güncellenen oyunlar değildi. Tek kaynağı vardı; hayal gücü.

Gelin, kendi oyunlarımızı ürettiğimiz zamanlara gidelim. Öncelikle doğamız vardı. Hissederek doğayı da dahil ettik oyunlarımıza. Birbirimizi gördük, işittik, sezdik. Beraberlik duygumuz o zamanlarda girdi kanımıza. Ürettik oyunlarımızı, hayal gücü ile işlettik. Kabiliyetlerimize göre paylaşım yaptık. Büyük sorumluluktu çünkü oyun oynamak. Özgün olduğu kadar zevkli; patenti bizde olduğu kadar heyecanlıydı. Güncellenerek önümüze sunulmamalıydı, hayal gücüyle ilgileri yakalamalıydı. Öğrendiğimiz şeyler kadar artmalıydı kalitesi. Kâh doktor olmalıydık, birkaç kalem ve kağıt ile; kâh aşçı olmalıydık, lokanta işleten mahallenin en münasip yerinde. Bir bakardık şarkı bestelemişiz aklımıza ne geldiyse… Kurduğumuz oyunun senaristi ben olurdum, jeneriği en güzel sesli üyemiz… Gizemi de en zekimize düşerdi. Bazen izlediğimiz filmlerden, bazen yaşadığımız hayatlardan faydalanırdık ama çoğunlukla hayal gücümüzle üretirdik oyunlarımızı. Yeteneklerimizi keşfedemezdik belki ama mutlu ederdik kendimizi. Çünkü bizim arzumuz sadece çocukluğumuzda üretebildiğimiz kadar hayal gücü üretmekti. Belki de bu yüzden çok seviyorum yazmayı; zamanında o hazineleri yüklendiğim için, boşaltmanın en nahif yolu olması hasebiyle.

Kanaatkâr çocuklardık biz. Ya da dijital böceğin ağına düşmemiştik, belki de ondan. Oyun aralarında salçalı ekmeğimiz vardı, annelerimizin elinde bekleyen halihazırda. Oyunlarımızın aracı oyuncaklarımız da vardı tabi. Oyuncaklarımızla sosyalleştik biz, komşuculuk oynadık. Öyle ağlamaktan şişmiş gözlerle antidepresan misali elimize tutuşturulan cinsten değillerdi bizim oyuncaklarımız. Kendi irademizle alıp, kendi irademizle bıraktığımız; bağımlısı olamayacağımız türdendi. Hayatımızı robotlaştıran, insanda oyun oynama yeteneği bile bırakmayan dijital çağ anasırlarından değildi. Ödevlerimizi yaparken öğrenemediklerimiz dert olurdu bize. Sözlükte bulamadığımız kelime, atlasta bulamadığımız ülke, hesaplayamadığımız matematik problemi… Ya şimdilerde? Çalışabilmek başlı başına bir dert. Farkımız ne peki? Sayfa sayfa karıştırdığımız lügatten çıkarımlarla cümleler kurarken biz ve arama motoruna sesli soru soran ama bulduğu kelime ile cümle kuramayan dijital çağ çocukları… Nedir problem? Bilgi var ama hayal gücü yok. Biz elimizdekilerle doymayı bildik. Bizi sevindirecek çok şey vardı. Çünkü doğamız vardı. Balık tutmak için gün boyu dere kenarında beklemek gibi, ya da yarış oyunları oynamak gibi… Öyle yüksek skor yapana ekstra altın, ekstra bonus falan yoktu ama bizim kan ter içindeki heyecanlarımız vardı.

Doyumsuzluğa gebe olmayan çocuklardık. Peki şimdi doyumsuzluğa aday çocuklarımıza ne yapmalı? Onlara doğadan biriktirdiğimiz hayal gücüyle yüklü oyunlar anlatmalı, oyun kurmanın adabını öğretmeli. Çünkü bir çocuk hayal gücüyle vardır, o yüzden bırakalım da çocukluğunda hayal gücüyle oyununu kursun. Sonra da büyüsün biriktirdikleriyle hayatını kursun.

Etiketler
çocuk Oyun Oyuncak hayal gücü oyun adabı

Yazar Hakkında

Yorumlar

  • 0 Yorum
Ziyaretçi olarak yorum yapıyorsun, dilersen Giriş yap