Olağanüstü Bir Geceden Sıradışı Bir Kurtuluşa
- Rumeysa Altun
- 25 May 2019 - 07:25
- 3 dk okuma süresi
- -
- 0
"Çünkü sadece kendi kaderlerini bir gizem olarak yaşayabilenlerin gerçek anlamda yaşadıklarına inanıyorum."
Yıllar önce farklı bir coğrafyadan bir beyefendi kendi çözümlediği yaşamını bu düşünceye sabit kılmış. Hak veriyorum. Ne müthiş bir çıkış noktası.Bizler kendine has çıkış noktalarını ne kadarlık bir vakitle elde ediyoruz; bu bey gibi otuz altı yılda mı, bir yılda mı, elli yılda mı, hiç mi ?
Hayata dair çıkış noktalarımız miladımızdır. Varolması muhtemel ama herkese nasip olur mu bilinmez. Stefan Zweig'in. "Olağanüstü Bir Gecesi "nde çıkış noktasını arayan adam, daha doğrusu aradığı şeyin ne olduğunun bile farkında olmayan bu adamın mustarip olduğu tek şey duyarsızlaşmaktan başka bir şey değildi aslında. Burjuva sınıfına mensup, miras kalan paraları, güzel görünümü o zamana göre istediğini elde edebilecek düzeyde varlıklı ve asil birinin bu dünyada duyarsızlaşmaması elde mi? Mutluluğa doyulmaz ama o doyulduğunu sanmış. Bu sayede hiçbir şey onun duygularını kabartmaz olmuş. Artık arzu ettiği tek şey arzu etmek olmuş. Giderek piskolojik bir saplantıya dönüşen bu ruh halini, karakter;"Duygularının yok olması, insan görünümünde bir ceset ve sönmüş bir ruh" olarak tasvir eder.
Gelelim günümüze; öncelikle bir roman karakteri kadar hayalci olamayacağım her şeye sahip bir insan düşünülemez. Dışsal olmasa bile içe dönük noksanlıklar muhakkak vardır. Diğer türlüsü fıtratımıza terstir zaten. Herhangi birimize çıkış noktası gibi görünen şey para kazanma olgusudur, bir diğerine işindeki terfisidir, bir başkasına göre hayatını değiştirdiğini düşündüğü biriyle tanışmasıdır. Peki bunların hazzını aldıktan sonraki merhale nedir? Bir çok aşamadan sonra bizde karakter gibi duyarsızlaşmamak adına içimize dönüp fıtratımıza kulak verip şu sözleri hatırlamalıyız; "Kalplar ancak Allah' ı anmakla huzur bulur (Rad/28). Yani bana göre sıradışı bir kurtuluşun çıkış noktası buradan başlıyor. Bunu hissettiğimiz an herşeyin sıfırlandığı andır fikrimce ve kainat üzerinde dert kavramının silikleştiği, her şeyin çözüm bulunduğu andır.
Karaktere dönecek olursak onu kendi hayat öğretileri içinde ele alalım. Yıllarca mensup olduğu sınıfın kuralları hasebiyle centilmen ve tam bir beyefendiyi oynamış durmuş. Onun çıkış noktası da yıllardır rolünü yaptığı adamın kendisi değil de biçilmiş bir rol olduğunu keşfettiği bir gecede başlamış. ( Burjuva sınıfına ait kurallar silsilesinden çıktığı gece ) O gecede tasvir ettiği şeylerse; at yarışı cümbüşünde farkında olmadan birini dolandırması, aynı gece rüşvet ödemek zorunda kalması gibi etik olmayan davranışlar... Kendine yakıştırmamakla birlikte onda oluşan heyecanı ve zevki tatmış. Tam olarak aradığı şeymiş aslında. Hissetmek. Gerçek anlamda duygularının oluştuğunu hissettiği o gecede toplumun yanlış bulduğu ama yine de onda kıvılcımlanmaya sebep olan duyguları çıkış noktası oluvermiş. Kendine göre mutlu bir hayatın adımını atmış o gece. Peki mesaj nedir ? " Adam kendini bulmuş " sadece bu. Bolca cesaret, çokca felsefi düşüncenin hakkından gelmiş.
Kimlik bunalımının yaşandığı günümüzde değil kendini bulmak " neye hizmet ediyoruz ? " un cevabını veren bir kimlik bulmak bile bence zor. Neye dayanarak söylüyorum bunu ; kaçımızın kendimizi onu da geçtim hayatımızı anlamlandırmaya yönelik yıllarımızı ortaya koyduğumuz bir birikimimiz var ? Benim yıllarım yok bu uğurda. Ama şanslıyız ki toplum tarafından bize dayatılan bir kimlik yok çünkü bize verilen ulvi emirler var. Ve bizim özgürlüğümüz o emirlerin başladığı yerde başlıyor. Uzaklaştıkça da bu Bey gibi ruhsal saplantılara sebebiyet verecek hasarlar doğabiliyor. Karakterle çok çapraz bir döngümüz var; o özgürlüğünü - yanlış da olsa - bulduğunda mutlu olabiliyor biz ise zaten var olan kimliğimize döndüğümüzde.
Karakter ve biz. Kıyastaki maksadım fikrin birini benimsemek diğerini eleştirmek değil. Doğru çıkış noktalarının farklı yollarını size sunmak. Herkes kendi doğrusunu bir gün kendisi bulacak . - kudret eli ile buldurulacak- Ya kalbimize verilmiş yakutu değerlendirmesini bilecek ya da yolumuza çıkan hazineleri görmeyi destur edeceğiz. Diğer türlü toplumsal dayatmalar ya da toplumun dini baskıları bizlere ne kendimizi buldurtur ne de mutlu eder ve satırları çıkış noktasını bulan bu karakterin sözleriyle sonlandırıyorum:
"Bir kez kendini bulmuş olan kişinin bu yeryüzünde yitirecek bir şeyi yoktur artık ve bir kez kendi içindeki insanı anlamış olan bütün insanları anlar."
Yorumlar