Ne Ola ki Bu Kardeşlik Dediğin?
- Furkan Coşkun
- 20 Kas 2016 - 13:17
- 5 dk okuma süresi
- -
- 0
Kardeş, yokluğunda üşüdüğün, varlığında ferahladığındır. Kardeş, bir kadına ana, bir adama baba dediğindir. Birlikte sevinirsin onunla, üzülürken onunla berabersindir. Aynı kanı taşırsın damarlarında. Can yongandır kardeş. Saçının tek teline zarar gelse fırtınalar kopar içinde. Belki gözün yaşarmaz ama için kan ağlar.
Kardeşin bir başarı elde eder. Belki bir okul kazanır veya başarılı bir şekilde okulunu bitirir yahut mesleğini eline alır, kendi parasını kazanmaya başlar, bunun gibi şeyler. O sevinir, onun o halini müşahede eden sen ondan daha fazla sevinirsin. Sanki sen yaptın bütün bunları. ‘Sen-ben’ diye bir şey olmaz çünkü kardeşler arasında. ‘Biz’ vardır hep.
Birlikte oyunlar oynarsınız. Kaç yaşında olduğunuzun bir önemi yoktur. İkiniz bir araya geldi mi, ne yaş kalır ne mal-mülk ne kariyer, kısaca dünyalık her şey. Hepsi unutulur. Sadece ikiniz kalırsınız. Çocuk gibi eğlenirsiniz. Sırdaşsınız, yoldaşsınız, candaşsınız, gardaşsınızdır siz. Biriniz aç yatarsa diğeriniz ekmek yiyemez. Biriniz hastaysa diğeriniz elden ayaktan düşer. Bir vücudun parçası gibisinizdir, etle tırnak gibisinizdir. Kopamazsınız, ayrılamazsınız birbirinizden. Secdeniz birdir, duanız birdir, kitabınız birdir, Rabbiniz birdir.
Rabbiniz için seversiniz birbirinizi. Çünkü sizi bir anadan bir babadan yaratan, sizi kardeş kılan O’dur. O’nun için birbirinize dua edersiniz. Madem ki sizi kardeş kılan o, o halde O’nun rızası için paylaşırsınız lokmanızı, sevincinizi, hüznünüzü…
Biri dara düşse diğeri yardıma koşar. Sonra ellerini açar semaya; öteler ötesine; ötelerin sahibine. Dua eder bir ve tek olana… “Kardeşime yardım et Allah’ım. İçine düştüğü bu sıkıntıdan onu kurtar.” diye yalvarır kardeşliğin sahibine. Kardeşlik dualaşmaktır!
Kardeşliğin Sahibi
Bizi bir ana ve babadan yarattığı için kardeşimizi sevdiğimiz Allah (c.c), bütün insanlığın yaratanıdır. Bütün insanları -renkleri, dilleri, kültürleri ne kadar farklı olursa olsun- topraktan o yarattı. O can verdi. O hayat verdi. O nefes verdi. O rızık verdi. O kardeş verdi… Her şeyin olduğu gibi, kardeşliğin de yaratıcısı o’dur. Mülkün yegane sahibi olduğu gibi, kardeşliğin de sahibi O’dur.
Biz insanları yaratan Allah, ilk önce Hz. Adem’i yarattı.[1] Ondan da eşi Hz. Havva’yı[2] ve o ikisinden de bütün insanları yarattı.[3] Sonra bütün insanları, biz birbirimizi tanıyalım diye kavim kavim ayırdı.[4] Ancak insanlar zaman içerisinde Allah’tan yüz çevirdiler. Bunun üzerine Allah, zamanın belli bölümlerinde kavimlere rasuller ve nebiler ( Nuh, İsmail, Lut, Musa, Davud, İsa… ) gönderdi. Gönderdiği rasullerine kitap verdi (Tevrat, Zebur, İncil), nebileri ise rasullerine verdiği kitaplara tabi kıldı. Ancak yine de insanoğlu Allah’tan yüz çevirmeye devam etti.
Kullarına her daim merhamet eden Allah (c.c), rahmetinin bir tecellisi olarak geleceğini gönderdiği diğer peygamberlere bildirdiği, kitaplarda haber verdiği Hatemü’l- Enbiya (Peygamberlerin sonuncusu) Hz. Muhammed Mustafa (sav)’yı gönderdi. O’na kitap olarak Kur’an-ı Kerim’i verdi, O’nunla (sav) Allah katında tek hak din olan İslam’ı gönderdi.[5]
Kardeşlik Dini
İslam, geldiği ilk günden itibaren kendisine inanlara; bir olmayı, birlik olmayı ve asla ayrılmamayı, İslam’a, Hz. Peygamber’e ve Kur’an’a sarılmayı[6] telkin etti. Kardeşliğin önemini vurguladı. Ancak kardeşliğe zaman ve mekan ötesi bir mana yükledi. Kardeşliğin yalnızca aynı anne ve babadan olmakla değil, asıl kardeşliğin bir ve tek olana (c.c) kullukta olduğunu, ‘La ilahe illallah Muhammedü’r-Rasulullah’ mührünü kalbine vuranların yani Müslümanların kardeş olduğunu[7] beyan etti.
Altın Nesil: Ashab-ı Kiram (r.anhum)
İslam’ın bu çağrısına uyan Ashab-ı Kiram (r.anhum), kalplerindeki cahiliyye kilitlerini kırdılar, önceden köle olduğu için aşağıladıkları, her türlü zulmü yaptıkları insanlarla kucaklaştılar, sofralarını açtılar. ‘Köle’ diye hitap ettikleri insanlara ‘Kardeşim’ demeye başladılar.
Mekke’de müşriklerin zulmünden bunalan Müslümanlara, Allah Medine’ye hicret için müsaade etti. Medine’ye hicret ettiklerinde sevgi seline kapıldılar. Medine’li Müslümanlar bir bir onlarla kucaklaştı, sıkıntılarını gidermek için kıyasıya hayırda yarıştılar. Kimsenin soyuna bakmadılar. ‘Bu köledir, şu azadlı, şu da azadlı kadının/adamın oğludur’ demediler. Kardeşlerimiz dediler. Mekke’liler muhacir oldu, Medine’liler ensar. Onlar bu halleriyle altın nesil oldu, dönemleri: altın çağ!
I. Sahabe Dönemi
Ashap ve sonraki nesil (tabiun) bu minval üzere yaşadılar. Ancak ne var ki İslam ülkesi güçlendikçe, İslam ordularını kılıçla durduramayacaklarını anlayan Allah ve Rasul düşmanları, Müslümanlar arasına nifak sokmaya çalıştılar, fitne peşinde koştular. Kimi bu fitnelere kurban olan kimi de İslam ülkesinin zenginleşmesinden ötürü Allah’ı unutarak dünyaya dalan Müslümanlar, İslam’ın kardeşlik örgüsünü bozdu. Allah’tan yüz çevirir oldular. Bunun üzerine zelil oldular. Emevi’ler, Abbasi’ler en zirve dönemlerinde yıkıldılar. İspanya’da muazzam bir medeniyet inşa eden Endülüs Emevi’leri ise çok geçmeden dünya hırsına düşüp Kur’an’dan yüz çevirince sonlarını getirdiler. Koskoca medeniyet yıkıldı, yerine zulüm geldi. Müslümanlar tarumar oldular. İbadetleri engellendi, Müslüman olduklarını gizlemek zorunda kaldılar. İslam’ı gizli yaşadılar Endülüs’te. Bir çoğu ise maalesef imanlarına sahip çıkamadı, irtidat ettiler. Hasılı İspanya’da Müslümanlar ‘Bittik Ya Rabbi!’ dediler.
Anadolu’da Selçuklu Devleti çöktü. Moğollar geldi, yaktılar, yıktılar İslam şehirlerini. Her yer Müslüman kanıyla boyandı. Alem-i İslam adeta karanlığa gömüldü. Müslümanlar ellerini açtılar, dualarda bulundular. ‘Bittik Ya Rabbi!’ dediler. Yetimler ağladı. Müslümanlar haykırdılar: “Metâ nasrullah/Alah’ın yardımı ne zaman?”.
Alem-i İslam böylesine kan ağlarken, Allah (c.c) yine rahmetinin bir tecellisi olarak ikinci sahabe dönemi olacak olan Söğüt’ten doğan ulu bir çınarı yeşertti Müslümanlara. Ertuğrul Bey’in tohumunu attığı, Osman Bey’in suladığı ve onun soyundan gelenlerin büyüttüğü ulu bir çınar; Osmanlı Devleti. Müslümanların umudu oldu. Üç kıtada at koşturdu, adım attığı her karış toprağa adaleti, sevgiyi ve kardeşliği götürdü.
Söğütte Moğol zulmünden kaçan Müslümanlara kucak açan Ertuğrul Bey ve obası Ensar olunca, Allah (c.c) bu küçük beyliğe cihan devleti olmanın kapılarını açtı. Fetihleri yeni yeni fetihler takip etti. Anadolu’da, Arap Yarımadası’nda ve diğer İslam coğrafyalarında bozulan Müslüman birliğini yeniden inşa ettiler. Avrupa’ya düzenlenen akınlarla Kur’an, Avrupa’da hakim oldu. Asla zulmetmediler. Sevgiyi, barışı, adaleti ve kardeşliği fethettikleri topraklara götürdüler. Allah (c.c) mülklerine mülk kattı.
İnsanlığın Umudu
İşte ey Müslüman! Bizden evvelki nesil, dedelerimiz bu kardeşlik olgusuyla yürüyünce Allah(cc) önlerini açtı. Eğer sende Kur’an’ın buyruklarına dedelerin gibi uyar, din kardeşini, ülkesindeki zulümden kaçanları sırtına yük değil Allah’ın bir lütfu bilip, Suriye ve daha nice İslam bölgelerindeki mazlumlara, yetimlere Ensar olursan Allah Azze ve Celle yeniden önünü açacak. Deden Fatih gibi, Yavuz gibi, Abdulhamid Han gibi kucaklaşırsan din kardeşlerinle ve asıl kardeşliğin bir secdede buluşmak olduğunu yedi cihana haykırırsan Avrupa’ya yeniden sefer hazırlıkları başlayacak. Bütün akvamı beşer toplanıp tankıyla topuyla üzerine gelse de seni sindiremeyecek.
Unutma ey Müslüman! Âlem yeni bir Osmanlı bekliyor. Onu sen inşa edeceksin. İnsanlığın umudu sen olacaksın…
[1] Bakara suresi 2/30
[2] Nisa Suresi 4/1
[3] Nisa Suresi 4/1
[4] Hucurat Suresi 46/13
[5] Al-i İmran Suresi 3/19
[6] Al-i İmran Suresi 3/103
[7] Hucurat Suresi 49/10
Etiketler
Yazar Hakkında
Furkan Coşkun
Muallim Bey
Yorumlar