Öykü

KürŞad

  • 6 dk okuma süresi
  • -
  • 0
KürŞad

1.Bölüm

 

(Bak hele oğul !!! Anlatacaklarım ne masaldır, ne de efsanedir. Topyekûn bir milletin baş kaldırış hikayesidir…)

 

Uzun yıllar önce, dedem Bumin Kağan’ın kanıyla kurduğu devlet, basiretsiz ve korkak kağanlar sayesinde Çin’e köle olmuştu. Cesur Türk Alpleri, ellerindeki kılıçları bir kenara atarak, Çin’in silahlarını yapmak zorunda kaldı. Kendi kağanları, kendi milletine ihanet etmiş, çıkar ve hırsları için özgürlüklerini satmışlardı. Çin İmparatoru Tai Tsung ileri gelen kağanlara çeşitli komutanlıklar vermişti. Amacı Türklerin savaş becerilerini öğrenmek ve Türk halkını kontrol altında tutmaktı. Halk huzursuz ve bitap düşmüş, gözleri yaşlı olarak her gün Allah’a bir kurtarıcı göndermesi için yalvarıyordu. Yıllar yılları kovaladı, çıkar hırsı güden kağanlar teker teker cehennemin sıcak ateşiyle buluştu. Evlatları babalarının yaptığı hataları devam ettirmek zorunda kaldılar. Lakin Çinli köpeklere baş kaldırmanın vaktinin geldiğini biliyorlardı. Ufak tefek isyanlar başlasa da, Çinliler tarafından çok sert bir şekilde bastırılıyordu. Artık buna bir çare bulmanın zamanı gelmişti, gelmişti ama nasıl bir çare bulunacaktı ? Her yer Çinli casus kaynıyordu. Toy toplansa, hemen basılıp beyler feci şekilde öldürülüyor veya Çin’in namert zindanlarında işkenceye maruz bırakılıyordu. Tüm bunlar beyleri yıldırmamış, bilakis daha da şevklendirmişti…

 

Her şey uzun zamanlar önce başladı…

 

Yinshan savaşında Türk orduları ağır bir malubiyet kazanmıştı. Çin İmparatoru Tai Tsung, Türk kağanlarının bir çoğunu çeşitli vaadlerle kandırarak kendi yanına çekti. Artık Göktürk Devleti tamamen yıkılmıştı. Geriye kalan bir kaç kağan ise, istemeyerek Çin ordusuna katılmak zorunda kaldı. Bu bir son değil yeni bir başlangıçtı…

 

Çin’in, Türk generallerinden Şibi Kağan, sevincinden yerinde duramıyor, evinin içinde bir ileri bir geri gidip geliyordu. Kısa bir süre duruyor, bir odanın kapısına bakıp sonra yeniden dolaşmaya devam ediyordu. Nihayet odadan yaşlı bir kadın titriyerek çıktı. Şibi Kağan telaşla kadını yanına çağırdı;

 

-Gel yanıma kocakarı… Söyle karım ve çocuğum iyimi ?

 

-Şey… şey.. şey….

 

-Lafı ağzında geveleme ! söyle karım ve çocuğum nasıl ?

 

-Şey.. Şey…. Şey… Beyim….

 

-Sana söyle dedim yoksa leşini kurtlara atarım… !!!

 

-Şey… Efendimiz çok sağlıklı bir erkek çocuğunuz oldu, lakin….

 

-Lakin ne ? Söyle susma karşımda… Söylesene be kadın….

 

-Beyim eşiniz sizlere ömür…

 

Şibi Kağan’nın dünyası başına yıkılmıştı, karısının öldüğüne mi üzülsün, oğlunun doğduguna mı sevinsin karar veremiyordu. Ama metanetini korumalıydı, yas bile tutmadan dört bir yana haberciler gönderdi. Oğlunun doğmasının şerefine şenlikler, eğlenceler düzenledi. Dağ gibi et kızartılıp, göl gibi kımız sağıldı. Kırk gün kırk gece şenlikler yapıldı, nihayet yeni doğan çocuğa isim verme vakti geldi. Şibi Kağan, boyunun en bilge insanı olan Kurtay Han’dan isim koymasını istedi. Kurtay Han, Şibi Kağan’ın isteğini kırmayarak yeni doğan çocuğu kucağına aldı ve başladı konuşmaya;

 

-Beylerim, Buğ’larım, Soyumun Uluları… GökBörü şahidimiz olsun, yıkılan devletimizi, bozulan töremizi yeniden kuracağız. Doğan her çocuk, eli silah tutan her Alp töremizin yıkılmaz direği olacaktır. Bu gördüğünüz çocuk Şibi Kağan’ın oğludur. Allah’ın ve sizlerin huzurunda adını Kürşad koyuyorum, zulme asla boyun eğmesin bahtı hep açık olsun… İsmini ben verdim kaderini Allah versin…

 

Kalabalıktan sevinç çığlıkları yükselmeye başladı;

 

– Kurtay Han’ım çok yaşa… Kürşad bey’im çok yaşa…. Şibi Kağan çok yaşa….

 

Kurtay Han’ın konuşması herkesi derinden etkilemişti. Sanki topyekun bir dirilişin kıvılcımlarıydı Kürşad’ın doğması. Çin İmparatoru Tai Tsung ve diğer çinli generaller, Şibi Kağan’a çeşitli hediyeler göndererek, göstermelik bir tebrikte bulundular. Şibi Kağan gelen heyeti dişlerini sıkarak, kin ve öfkeyle karşılamak istiyordu. Ancak birşey belli edemezdi, halkını ve boyunu bir süre daha güvende tutmalıydı. Tai Tsung’un köpeklerini göstermelik bir ilgiyle karşılayıp, bir kaç hediye ile geri gönderdi. Şibi Kağan korkusuz bir komutandı, Çin İmparatoru en çok ondan çekinirdi. Sadece onun halk’ı dilediği gibi konuşur, Çinli köpeklere başkaldırırdı. Tüm bunlara rağmen İmparator, Şibi Kağan’a ilişemezdi….

 

Yıllarlar sonra, Kürşad yağız bir delikanlı olup çıkmıştı. Tek eliyle büyüklerin bile zor kaldırdığı gürzleri kolayca kaldırırdı. En ileri oku atar, mızrağı fırlatır, en iyi avı yakalar, güreşte ise herkesi yenerdi. Daha on sekizinde olmasına rağmen, duruşu kırk yaşında ki adamlardan farksızdı. Güçlü, zeki, çevik oluşu herkesin dikkatini çekiyordu, şanı çin sarayına bile ulaşmıştı. Kısa bir süre sonra İmparator Tai Tsung Kürşad’ı saray muhafızlarına komutan yaptı. Böyle bir genci kendisine düşman yapmak istemiyordu. Ona haddinden fazla ilgi gösteriyor, en yakın komutanlarından bile üstün tutuyordu. Kürşad’ın asil duruşu, mertliği, yiğitliği tüm sarayı etkilemişti. Generaller bile Kürşad’a selam vermeden yanından geçemiyordu. Tüm bunlar Kürşad’ı etkilememiş bilakis kinini daha da artırmıştı…

 

Bir gece Kürşad, rüyasında bulutların üstünde olduğunu gördü. Dedesi Bumin Kağan elmastan bir tahtın üstünde oturmuş, gökbörünün başını okşuyordu. Sinirli bir hali var gibiydi, Kürşad’a yanına gelmesi için işaret etti. Kürşad korkarak verilen emri yerine getirdi. Kısa bir sessizlikten sonra, gök gürültüsü gibi sesiyle Bumin Kağan konuşmaya başladı;

 

-Bre ! Utanmaz reziller.. Avratlar gibi korkarak, Çinli itlerin eteklerine mi sakladınız ? Hadi benim emirlerimi hiçe saydınız, töreyide mi çiğnediniz ? Allah’ın gazabından korkmazmısınız siz!…

 

-Beyim elimizden hiçbir şey gelmez. Silahımız, atımız, alpımız azdır. Karşı durmak çok istedik, lakin her defasında garındaşlarımızı katlettiler…

 

-Yeter !! Yeter Oğul, bunlar mazeret değildir. Şavaşlar, kalabalık bir orduyla, keskin kılıçlarla kazanılmaz. Şavaşlar, imanla ve korkusuz yüreklerle kazanılır. İmdi sana emrimdir, bu milleti derleyip toplıyacaksın. Yolunu kaybetmiş kağanlarımla evlatlarımı kılıcınla yola getireceksin. Yoksa sana hakkım helal değildir bilesin.

 

-Beyim ben tek başıma ne yapabilirim ki ? Ordum yoktur, silahım yoktur, atım yoktur…

 

-Oğul ben sana demedim mi silahla savaş kazanılmaz. Git ve o Tai Tsung denilen iti öldür, sarayını başına yık ve sonra dediklerimi yap…

 

Kürşad, kan ter içinde uyandı, hâlâ titriyordu. Kulaklarında Bumin Kağan’ın sesi hiç susmuyordu. ” Git ve o iti öldür..” Ne yapacağına karar verememişti, en iyisi Kurtay Han’a rüyasını anlatmaktı. Hızla giyinip çadırından dışarı çıktı, Kurtay Han’ın çadırına doğru yürümeye başladı. Bir kaç dakika sonra çadırın önündeydi. Destur bile istemeden hızla içeri girdi…

 

-Kurtay Han’ım.. Kurtay Han’ım…

 

-Dur bre kimsin ? Destursuz otağıma girme çürretinide nereden aldın sen?

 

-Dur Kurtay Han’ım sok o kılıcı kınına, benim Kürşad..

 

-Bre oğul nedir bu halın ? Hele otur, otur da anlat,

 

-Beyim rüyamda Bumin kağanı gördüm…

 

Kürşad rüyasını baştan sona kadar Kurtay’ Han’a anlattı. Kurtay Han renkten renge giriyor heyecandan yerinde duramıyordu. Nihayet beklediği gün gelmişti, Allah onlara acımış ve Kürşad gibi yağız bir delikanlıyı yardım için göndermişti. Kurtay Han ayağa kalktı, Kürşad’ı şöyle bir süzdükten sonra konuşmaya başladı;

 

-Oğul bu sıradan bir rüya değildir. Artık vakit geldi, kılıçlarımızın pasını söküp düşman üzerine cenge gideceğiz. Lakin hepsinden önce Tai Tsung denilen kahpeyi öldürmen gerekecek…

 

-Beyim iyi dersin hoş dersin de bu iş nasıl olacak ?

 

-Kürşad !! Yiğidim en güvenilir yiğitlerini seç, onlara sürekli talim yaptır. Vakti geldiğinde bu iş nasıl olacak öğreneceksin. Sen sadece o gün hazır olmaya bak…

 

Bu sözler üzerine daha fazla konuşmadan hızla çadırdan dışarı çıktı. Artık amacını ve ideallerini biliyordu. En güvendiği otuz dokuz alpine söylendiği gibi sürekli talim yaptırıyordu. Bir kaç ay sonra Kurtay Han, Kürşad’a bir mektup gönderdi. Mektupta İmparator’un yaz sarayına gideceğini, bir gece baskını yapabilirse İmparatoru öldürebileceğini yazıyordu. Kürşad bu mektup üzerine hazırlıklarını tamamlayarak, gece yarısı Alp’leriyle, Chiu Ch’eng sarayına doğru yola çıktı…

 

1.Bölümün Sonu

Etiketler
Vatan Hikaye Destan Kürşad Göktürk

Yazar Hakkında

Hilal-i Ahmer

Az okuyan, çok düşünen kimi zaman da yazan garip bir insan...

Yorumlar

  • 0 Yorum
Ziyaretçi olarak yorum yapıyorsun, dilersen Giriş yap