Kültürümüzde Erken Yaşta Evlilik ve Coğrafyalara Göre Değişen Reşit Olma Hali
- Kemal Ağca
- 27 Kas 2016 - 13:29
- 4 dk okuma süresi
- -
- 0
Evlilik müessesi bizim kültürümüzde özellikle ayrı bir yere ve önem derecesine sahiptir. Nitekim bekâr olan kişilere göre evli olan kişiler, toplumda daha ön planda tutulur, daha çok saygı görür. Bekâr bir erkeğe veya bekâr bir kadına gösterilen saygı, evli olanlara göre nisbeten daha azdır. Aynı zamanda evlilikler, kişilerin bir an önce hayata atılmaları, toplumda başıboşluğu ve hedefsizliği terbiye etmek, ahlak yozlaşmasını kontrol altına almak için akıllı ve tecrübeli büyükler tarafından teşvik edilir. Ülkemizin birçok şehrinde veya köylerinde şu anlayış hakimdir; huysuz ve terbiye edilemeyen erkekler, hemen evlendirilip baş-göz edilerek kendine ciddi bir uğraş edinmesi, hayat şartları ile mücadele edip toplumdaki yerini görünce de abes iştigallerle arasına mesafe koyması amaçlanır. Yine genç kızlar da topluma ve insanlığa, öncelikle de kendi hayatına olumlu bir şeyler katması için evlilikle bu süreç hızlandırılırdı. Geçerli bir sebep olmaksızın oldukça ileri yaşta evlenen insanlar, genelde toplumca soru işaretleriyle karşılanırlardı.
Maalesef günümüzde “erken yaşta evlilik” denilen mesele bazı sebeplerle gerçek manasından saptırılmış ve artılarına nazaran daha düşük olan eksileri, bazı istisnai vakalar da göz önüne alınarak tercih edilmiştir. Bunun en önemli sebeplerinden biri de hiç şüphesiz ki değişen hayat normları ve edindirildiğimiz “yeni kültür” çizgileridir. Eskiden genç bir erkeğin evlenmesi için sadece askerliğini yapmış olması ve maişetini kazanıp ailesine bakabilmek için bir mesleği olması şartı aranırdı. Şimdilerde ise erkek olsun kız olsun çoğu bireyden istenenler, onların kapasitelerini zorlayacak derecede ağır şartlar olup, başta tahsil olmak üzere bir takım maddi beklentiler oluvermiştir. Gerçekçi bakmak isteyenler için, kadının bedeni aktiviteleri, erkeğe göre daha kısa ömürlüdür. Bir kadın en fazla kırk yaşına kadar çocuk sahibi olabilirken, günümüz şartlarında bu yaş sınırı da git gide düşmüş, hatta otuzlu yaşların sonlarına doğru oldukça riskli bir hal almıştır. İki çocuğunu doğurduktan sonra üçüncü çocuğa hamile kalan ve bu doğumu büyük risklerle atlatanların sayısı azımsanmayacak düzeydedir. Hatta eskiyle kıyaslanmayacak derecede uç vakalar olan düşük veya annenin ölümü ile neticelenen acı vakalar da maalesef artış göstermektedir. Çağımızın hastalığı diye bilinen ve görülme yaşı tek hanelere kadar inmiş olan stres hastalığı nedeniyle ne anneler, ne babalar, ne de çocuk ve gençler sağlıklı bir yaşam sürememektedirler. Bu sağlıksız yaşama neden olan etkenler de gün geçtikçe daha çetrefil bir hal alıp, okul, iş, maddi eksiklikler gibi şekillerde adeta yağmur gibi insanların üzerine yağmaktadır.
“Eskiden buralar hep bostandı.” Bu sözü hafife almayın. Bostan, bağ, bahçe demek, şimdilerde üzerine “organik” yazan etiketler yapıştırılıp, insanları aptal yerine koyarak satılan meyve ve sebzelerin, üzerine bir şey yazmaya gerek kalmadan satılıp alınması ve güven içinde yenilmesi demektir. Lakin şu zamanda bostanların yerlerine dikilen kalabalık ama ıssız apartmanların inorganik sakinleri olarak bizler de bu filmdeki rolümüzü oynuyoruz. Stres yerine tevekkülün olduğu dönemlerde gençler belirli bir yaşa geldiklerinde evlendirilir, hoş olmayan davranışlara ve abes işlere bulaşmaları önlenirdi. Zaten yaşam gailesinden bu şeyleri düşünmesi bile imkansızdı. Ayrıca genç nüfus beklentisi de yine önemli bir yere sahipti.
Gençlerden ekstra bir şey de beklenilmediğinden akıl sağlığı, beden yaşı ve yaşamı idame ettirme becerisi haricinde bir şey aranmazdı. Kızlarda aranan özelliklerden en başı ev işlerine yatkınlığı, insanlar ile uyumu, aile idare edebilecek potansiyele sahip olması ve çocuk doğurmaya müsait olmasıydı.
Genç kızların reşit yaşa geldikleri; boy, pos, endamından, bazı kadınlara has bedensel faaliyetlerden vs. anlaşılır, evlilik yaşının geldiğine kani olunurdu. Kadınlarda reşit olma hali ülkemizin bölgelerinde de, dünyanın çeşitli yerlerinde görülen farklılıklara tabidir. Kızlarda reşit olma yaşı Ortadoğu ve Afrika ülkelerinde daha düşük iken (min. 9 max. 12) daha Kuzey ve Batı bölgelerinde ise bu yaş ortalaması yükseliş göstermektedir. Ülkemizde de (günümüzün olumsuz koşulları gözardı edilerek) doğu illerindeki ergenlik yaşı daha düşük iken, batı illerinde kızların reşit olma yaşlarında yükseliş izlenmektedir.
Şimdilerde flörtün kültürümüze girip yaygınlaşmış olması nedeniyle ergenlik yaşında herhangi bir değişiklik bulunmazken, genç kız ve erkeklerin biraz daha ciddi düzeyde denilebilecek (daha geniş bir tanıma terbiyem müsaade etmiyor) evcilik oyunları oynamaları; ‘meşru’, ama potansiyele muhalefet etmeyen evlilik müessesesi ise ‘abes’ görülmeye başlanmıştır. Çocuk evlilikleri veya çocuk gelinler diye de bir zırva tutturulmuş gidiyor. Yahu zaten kaynana adayları, erkek anneleri bedeni ne kadar gelişmiş olsa da ruhu çocuk olan, dik başlı ve geçimsiz bir genç kızı oğluna gelin diye almaz. Az önce saymış olduğumuz şartları bulunduran ve beden durumu da evliliğe müsait olan kızlar evlilik için seçilirdi. Oldukça ender rastlanan, 50-60 yaşındaki kişilerin 14-16 yaşlarında kızlarla evlenmeleri olayını ısıtıp ısıtıp insanların önüne koyanların yegane amacı, kültürümüzü, manevi değerlerimizi ve iffet anlayışımızı sarsmaktır. Bu gün 23 yaşında bir kızın evlenmesi erken olarak görülüyor. 25 yaşında bir erkeğin evlenmesi de hakeza. Şimdi gerçekçi olalım, otuz yaşında evliliğe kendini hazır hisseden genç kızımızın bedensel faaliyetlerini sağlıklı bir şekilde sürdürme müddeti en fazla 10 yıldır. Günümüz şartlarında menopoz yaşı daha aşağılara düşmüşken hem de. Erkeklerde de durum değişmez. 35-40 Yaşlarında evlenmeyi düşünen bir beyefendi, belki ilk çocuğunu kucağına aldığında 40′ lı yaşlarında olacak. En fazla da iki çocukları olacak. Peki nerede kaldı genç nüfus, nerede kaldı aile kültürü?
Etiketler
Yazar Hakkında
Kemal Ağca
Mezar taşıma, "hep yazdı ama yazar olamadı..." yazın
Yorumlar