Fikir Düşünce

Kime Göre Doğru?-Ahlak Kuralları ile Kişisel Menfaatin Çatışması

  • 5 dk okuma süresi
  • -
  • 0
Kime Göre Doğru?-Ahlak Kuralları ile Kişisel Menfaatin Çatışması
Bakış açısı derler, bilir misiniz? Hani o "Bana göre..." diye başlayan cümlelerin yegane sebebi. Bana göre bir durum söz konusu ise, elbette sana göre ve ona göre de bir şey vardır. Peki neye ve kime göre doğru olandır asıl doğru?
Aç bir aslanın ceylanı yemesi aslan için haklılık mıdır ya da ceylan için haksızlık mıdır? İşte bütün bu doğruların temeli buna benzer. Bunu doğru ya da yanlış olarak yorumlayamayız. Bize göre vahşice, aslana göre gayet normal ve ceylana göre dehşet verici olan bu olaya hangi açıyla bakacağımızı bildiğimiz zaman dengeyi göreceğiz. 13. yüzyılda dönemin Papa'sı, kedilerin şeytanın suretleri olduğunu ve öldürülmelerini emretmişti. Fakat bunun neticesinde azalan kedilerle orantılı olarak fareler çoğalmış, veba salgını Avrupa'nın üçte ikisini yok etmişti. Anahtar kelime burada "denge".
Gelin bir doğruyu daha konuşalım. Kimin bilmem ama birisi "mavi en güzel renktir" diyor. Bir başkası yeşilin üstüne renk tanımıyor. Birileri de sarı diye ortalığı yakıp yıkıyorlar. İşin estetiği kadar sistematiği de önemlidir. Herkesin bir göz zevki var ve buna müdahale etmek yersiz olur. Konu renkler olunca bu şekilde bir önerme ile başlayan tartışmaların neticesi olur mu? Elbette olmaz. Bu konuyu tartışmaları bitirecek başka bir açıdan ele almak lazım. Bu da demektir ki, bir noktada açmaza girildiyse daha farklı bakış açılarından bakmak lazım. Mavi: 450-500 nm. ile en yüksek dalga boyuna sahip olan renk. Gözün görebildiği en güçlü renk demek yanlış olmaz. Yeşil ise 500-570 nm. ile onu takip eder. 570-590 nm. sarı gelir ve sırasıyla turuncu: 590-620 nm. ve kırmızı: 620-750 nm. diye gider. Böyle bir ölçümden sonra "Hayır mavi en düşük dalga boyundadır" diyenin lafına ne kadar itibar edilir? Onu bilmem de bu güzel tesbite hediye olarak özel tasarım bir deli gömleği hediye edilebilir.
Daha uç bir örnek verecek olursak hırsızlık suçunu düşünebiliriz. Büyük çoğunluk, "Hırsızlık her ne şekil de olursa olsun büyük bir suçtur" der. Bazıları ise Robin Hood gibi düşünüp, "Belli şartlarda ve bir amaca hizmet ediyorsa suç sayılmaz" diyorlar. Bazıları zenginin malını fakirlere taksim etmek için çalmayı meşru görüyor.

Etik değerler şahıslara ve durumlara göre şekil değiştirebilir mi? Aslında hiçbir zaman değerler değişmez ama değer algıları değişir. Bundan 20 yıl önceki giyim tarzı ve giyimde hassasiyet sınırları şimdikinden çok farklı. Belki gün gelecek ve insanlar çırılçıplak dolaşmayı meşru sayacaklar. Bu durum her ne kadar kişiden kişiye ve zaman göre değişiklik arz etse de insanın doğasında olan örtünme ve giyinme gereksinimine bir muhalefet olur ki, renk estetiği ve bilimsel değerlendirmesi örneğinde gördüğümüz üzere bunun akılla izah edilir bir tarafı olamaz.

Kime göre doğru?

Peki gelelim ahlak meselesine...

  • Toplum tarafından genel kabul görmüş kanun ve kurallar insanın ahlak sistemini mi oluşturur?
  • Ahlak sistemini kim ortaya çıkardı? Birey mi? Toplum mu?
  • Ahlak, kültürel aktarma sonucu mu bizlere geldi? "Hani diyoruz ya topluma uyan ahlaklıdır." Genel kabul görmüş doğruların gerçekten "Doğru" olduğunu kim bilebilir?

Bu soruların sorulmasından anlıyoruz ki ahlak da "Bana göre..."cilerin eline düşmüş bir olgu. Toplum sorunluysa, kanunlar da sorunludur. Ahlak sistemini insanın kendisi ortaya çıkarmış olabileceği ihtimali bile çok saçma. İnsan doğası gereği her zaman en rahat olana doğru meyleder. Kendisini zora sokacak, kısıtlayacak kuralları neden çıkarsın ki? Bu noktada din anlayışı devreye girer. Her ne kadar suistimale açık olsa da bu din olgusunun tamamına leke düşürmez. Bugüne kadar asayiş, gelenek, namus, iffet, aile gibi değer atfedilip sıkı ve katı kurallarla şekillenmiş bu terimlerin insanlık olarak faydasını mı, yoksa zararını mı daha çok gördük? Eğer uzun vadede katı da olsa faydası olan bir kanun veya ahlak kuralı varsa onun doğruluğu tartışılmaz. "Zehirli dikenlere dokunmak yasaktır" kuralı olsa ve insanlar bunun doğruluğunu, haklılığını tartışmak için kaç can feda edeceklerdi?

''Doğru'' çoğunluğun kabul ettiği bir şey değildir.

Ahlak sistemini toplumun belirlemesine şimdilik ''Eyvallah'' diyelim ve şu örneği soralım. Diyelim ki içerisinde bulunduğunuz toplum hırsızlığı ahlaksızlık olarak karşılamıyor ve siz hırsızlık yapmıyorsunuz. "Siz ahlaksız mı oldunuz?"
İnsanoğlu doğaüstü bir varlık tarafından izlendiğini düşündüğünde ancak hile yapmamaya başlamaktadır.
Bu konuda bir deneyi sizinle paylaşmak isterim. Bir bilim adamı bir odaya 10 çocuk koyar ve bu çocukların önlerine -ayakların uclarına- beyaz çizgi çeker. Her birine birer dart verir ve karşılarında asılı duran dart tahtasına vurmalarını ister, odadan çekilir. İçerideki çoçukların geneli hile yapmıştır. Daha sonra bu bilim adamı çocuklara Alis diye bir hayali kahramanı tanıtır. Boş bir koltuk indirir ve boş koltuğa işaret ederek bu koltukta Alis sizi izliyor der, yine odadan çekilir. Bu çocukların hiçbiri hile yapmamaya başlar.
''Önünüzde duran cüzdanı sizi kimse izlemiyor olsa bile o cüzdanı almamanızdan sizi alıkoyan ne olabilir?'' İlahi rehberin gözetiminde olduğuna inanmak ve buna göre hareket etmek kişinin hal ve hareketlerinin daha dikkatli yapmasını, sözünü daha dikkatli söylemesini, kendisi olmayan bir şeyi almamasını, insanın olgun bir birey olmasını sağlar. Ancak ne yazık ki durum böyle olmuyor ve bu bilinçle hareket etmiyoruz. Beşeri kanun ve kurallar bizim hal ve hareketlerimizi belirliyor, nasıl hareket edeceğimizi söylüyor. İşe de yaramıyor. Vicdan ile değil kanunlar ile hareket eder hale geldik. Mesela kadına şiddet konusunda vicdan ile hareket edilseydi hiçbir kavga ve boşanmalar olmazdı ancak iş kanunlarla halledilmeye çalışılınca kavgalar ve boşanmalar daha çoğaldı çünkü kanun hapise atılmayı ya da belli bir para cezası gibi cezalarla çarptırılma gibi cezalar veriyor. Kişi yaptığı hatasını göğsünü gere gere karşılıyor çünkü yaptığı hatayı verdiği para cezasıyla veya hapiste yatarak ödedi. Bu çok üzücü. Bu ise yaptıklarını meşru gösteriyor. Ne acı ki vicdanlarıyla değil de kanunlar ile hareket edenlere.
Allah'ın kanunlarını düşünmeden ahlakı hesaba katmak yanlıştır.
Ahlakın din temelli olduğunu düşünmezsek arkadaşını uçurum kenarında iten maddeci kişi (Ruhu inkar eden, maddelerle hayatı yorumlayan kişi): "Ben itmedim kollarım itti/atomlarım itti" diyecek ve suçunun doğal olduğunu belirtecek, suçlu olma durumundan kurtulacaktır. Bizi izleyen doğaüstü birine inanmayan için müthiş bir suç bahanesi ve malzemesi olarak görülecektir. Yani iş yine vicdani olmadıkça hayattaki tüm olumsuzluklar katbekat artmaya devam edecektir.
Doğru bildiğimizi değil de doğru olanı yaptığımızda asıl doğruyu yapmış olacağız.
Doğru olan her şey ise Yüce Kitabımız Kur'an'ı Kerim ve Peygamber Efendimizin sünnetlerinde mevcuttur. Evrensel ahlak kuralları olan Kur'an-ı Kerim ve sünnet baş ucumuzda olmadıkça her türlü kötülüklerle karşılaşmaya hazır olmalıyız tabii dayanabilir miyiz? Hayır. İslamsız asla dayanamayacağız. Vesselam.
Selam ve dua ile.
NOT: Şuursuz / norolojik hastaların yaptığı davranışlar tedavi olana kadar suç olarak tanımlanamaz.
Etiketler
Ahlak Doğru estetik Toplum Değerler İnançlar kültür ETİK

Yazar Hakkında

Ömer Güncü

Adıyaman Üniversitesi'nde Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik 2023 Mezunuyum. Çeşitli yardım kuruluşlarında ve sivil toplum kuruluşlarında yer aldım. Adıyaman Gençkızılay'da İl Baskan Yardımcılığı, Sosyal medya uzmanlığı, AFAD Adıyaman Baskanlik gönüllüğü, medya ve görüntüleme birimi sorumluluğu, Ahbap Hatay  Projesi Egitmenlik görevi. Adıyaman Anadolu Gençlik Derneği üniversite komisyonu teşkilat başkanlığı gibi görevlerde yer aldım.

.

Çok gezip, çok okumayı seven birisiyim. Okuduğum kitaplar ağırlıklı olarak psikoloji, din ve sosyoloji üzerinedir. Roman okumayı da çok severim. Psikoloji, din ve sosyoloji gibi alanlarda araştırma yapmaya yazılar okumaya ve bunlar üzerine yazmaya hevesli birisiyim. Çevremce işkolik olduğum söylenir. Ben kendimi geliştirmek, ilim ve irfan öğrenmek pahasına işkolik olmaya razıyım :) Hayatımın Gayesi; önce kendime, sonra dünyama faydalı olmak ve katkıda bulunmaktır. İnanıyorum ki kendimi değiştirirsem, ailemi, milletimi ve dünyamı değiştiririm. Yazılarım makale tarzı olup akıcı bir üslup ile yazılmıştır. Okurken kendinize bir şeyler katacağınıza eminim. İyi okumalar :)

Yorumlar

  • 0 Yorum
Ziyaretçi olarak yorum yapıyorsun, dilersen Giriş yap