Kaybolan Kültürün Mirasçıları
- Ali Öztürk
- 22 May 2017 - 01:09
- 2 dk okuma süresi
- -
- 0
Yıl 2017. Bütün devletler silah ve enerji peşinde. Teknoloji her gün daha da ilerliyor. İnsanlar o medeni (?) bildikleri Avrupa’nın sözde yeniliklerini kültürlerine katıp geliştiklerini sanıp yavaş, yavaş asimile oluyorlar. Milli benlik ve kültür unutturulmaya çalışılıyor. Son günlerin trendi stres çarkı lafta stres atarken, elimizde zikir çekiğimiz tesbihin yerini alıyor. Köyden şehre göçler ile kültürümüzün son mirasçıları onu yaşatmaya çalışıyor. Tabi haklı gerekçeleri ile sitem ediyorlar. ”Nerde o eski ramazanlar... Nerde o eski bayramlar...” . O eski bayramların yerini alan Avrupai mantık, bayramda akraba ve yaşlı ziyaretini ortadan kaldırmaya ve "bayramda tatile gidilir" tezini yerleştirmeye çalışıyor. Bu nedenle sizi bekleyen dedeniz, nineniz, Ahmet amcanız, Ayşe teyzeniz içinde bir burukluk ve bayram sevinci ile kendilerini avutacaklar. Bizim kültürümüzde bayramda tatile gitmek yoktur. Bizim kültürümüzde bayram neşesi, sevinci, mutluluğu vardır. Bizim kültürümüzde bayramda birlik, beraberlik, muhabbet, özlem, ziyaret vardır. Bayram da insanlar birbirini görür, sohbet eder. Eski günleri yad eder. Herkes birbirini ziyaret eder. Uzak-yakın bütün yaşlılar ziyaret edilir, gönlü alınır. Avrupa’nın sözde medeniyetinden daha az etkilendiğimiz zamanlarda bayramda veya herhangi bir günde bütün aile dayılar, amcalar, teyzeler, halalar, yengeler, enişteler, ablalar, çocuklar herkes bir araya gelir, bir evde toplanırlar. Birlik ve beraberlik ortamı oluşur, eskiler anlatılırdı. Anılar tazelenir, sohbet edilirdi. Dedenin torununa anlatacağı çocukluk ve askerlik anıları olurdu. Şimdi ise bu güzel anılar, hikayeler yerini dedenin sorduğu “Oğlum bu oyun nasıl oynanıyor?” sorusuna bırakıyor. Halbuki o telefondaki oyun asla eski oyunların, mahalle maçlarının, saklambaçların,kör ebelerin yerini tutmayacağı aşikar. Mahalle maçında attığın golün körebede tuttuğun nefesin bir saniyesinin verdiği o keyfi asla telefondan alamazsın. Bu her gün gelişen teknoloji sayesinde de eski oyunlar aktiviteler anlatılan hikayeler, o sıcacık sohbet ortamı unutulmaya yüz tutuyor. Bu nedenle önce kendimizi yargılayalım. Hangimiz kültürümüzü yaşatıyoruz, kaç tanemiz kültürümüzü yeni nesle aktarıyoruz. Oğlan veya kız nerde diye sorulursa “Gelmek istemiyor, buraları sevmiyor, köyde telefon çekmiyormuş “ gibi mazeretlerle karşılaşıyoruz. O çocuklar küçüklüğünden beri Türk-İslam kültürüne göre değil, Hıristiyan ve Yahudilerin televizyon, telefon ve internet aracılığıyla empoze ettiği inkarcı ve ahlaksız bir kültürde büyüdü. Bu konuda çevrenin etkisini de göz ardı etmemek gerekir. Bunlar, batı medeniyeti olmazsa olmaz, batı gibi olmalıyız, gelişmemiz için batı şart, artık batılı gibi yaşayıp batılı gibi davranmalıyız gibi görüşleri savunan batı sevicilerde vardır. Lakin sadece Türk-İslam tarihine değil dünya tarihine damga vurmuş, nam salmış. İbn-i Sina, El-Biruni, Harezmi, Farabi, Er-Razi, Uluğ Bey, İmam-ı Gazali gibi bilginlerimiz olduğunu bilmiyorlar ya da bilmek istemiyorlar. Onlar Bizans ise biz Fatihiz onlar haçlı ise biz Selahattin’iz. Bu şuur ile onların Karl Marx, Platon, Descartes ve Kant’ını bırakıp kendi özümüzden olan insanları örnek alıp, ülkemizin içinde bulunduğu durumdan ders çıkaralım. Kültür kelimesini 6 harfli bir kelime değil; ben, benlik, ecdad şuuruyla hareket edip ona göre sahip çıkalım.
Etiketler
Yazar Hakkında
Ali Öztürk
20.03.1998 Fethiye doğumluyum. Önlisans mezunuyum. Şuan Muğla seydikemer de memur olarak çalışmaktayım
Yorumlar