Tarih

Kanije Kalesi Müdafaası

  • 6 dk okuma süresi
  • -
  • 0
Kanije Kalesi Müdafaası

Bismillahirrahmanirrahim

‘…Nice az bir topluluk, daha çok bir topluluğa Allah’ın izniyle galib gelmişlerdir.Allah sabredenlerle beraberdir.’

Bakara 249. ayet

-Esselamu aleyküm ve rahmetullahi ve berakatühü.

Allah müminlere cihadı emretti.Mallarıyla, canlarıyla, zamanlarıyla yani verdiği bütün nimetlerle cihat etmemizi emretti.Cihad edip şehid olanlara da cenneti  vadetti.Sadece  Allah için savaşanlara, her şekil ve durumda galibiyeti vadetti.Ve buyurdu ‘Sizden sabredecek yirmi kişi olursa, iki yüze galebe ederler ve eğer sizden yüz kişi olursa o küfredenlerin binine galebe ederler.’      Enfal 65. ayet

Bize bunları uyurdu ve kalabalığın bu yolda bir şey ifade etmediğini gösterdi.Sadece Allah diyenin galib geleceğini gösterdi.Görünüşte mağlub gelse bile nefsiyle cihadından galib çıkacağını gösterdi.

Bu galibiyetlerden biri de Kanije kalesi müdafaasıdır.Fikrin, inancın, Allah ve devlet sevgisinin hayat bulup, ete kemiğe bürünüp canlanıp kanlanıp insan olduğu dokuz bin erin yazdığı bir destan olan Kanije müdafaası.

Kanije kalesi konum itibariyle çok önemli bir yerdeydi.Avusturyalıların son savunma kalelerinden biri olan kale Drava Nehri kıyısında bulunmaktaydı.Ama kalenin bize uzun yıllar yurt olacağı aslında kalenin fethi sırasında belli olmuştu.Kalenin fethi sırasında kimsenin burnu bile kanamamıştı, kümeslerde ki tavuklarına kadar alıp gitmişlerdi.Fethedilen kaleye Tiryaki Hasan Paşa bırakılmıştı.(1600)

Bu fetihten yaklaşık 1,5 yıl sonra Başkomutan Ferdinand komutasında, Avusturya, Fransız, İspanya, İtalya, Papalık, Macar ve Malta şövalyeleri birliklerinden oluşan yüz bin kişilik ordu ve kırk yedi adet ağır muhasara topuyla Kanije üzerine yürüdü.En başından beri casusları sayesinde durumdan haberdar olan paşa, kaleye uzun süre yetecek erzak ve cephaneyi doldurup, dokuz bin savaşlarda gün görmüş, ömrü savaşlarda geçmiş eriyle beklemeye başlamıştı.

Bu savaş güç ve beden harbinden çok fikir harbidir.Bunun bir örneği savaşın en başında zuhur eder.Ferdinand kalenin gücünü ve savaş ekipmanlarını görmek için beş bin kişilik bir öncü kuvvet yollayıp izlemeye başlamıştı.Ömrü savaşlarda geçen Hasan paşa durumun farkında olduğundan gelen askerlerin toplarla değil normal tüfek atışlarıyla oyalanmasını istemişti.Kalenin cephane olarak yetersiz olduğunu sanan Ferdinand, tüm orduyla kale önlerine yaklaşınca topların gümbürdemesiyle ne yapacağını şaşırmıştır.Hiç kimse böyle bir şeyi beklemediğinden, herkes bir anda can telaşına düşüp diğerlerini  çiğnercesine kaçmaya başlamıştı.Bu karışıklığı fırsat bilen paşa askerlerini kale dışına bırakarak düşman zayiatının artması için emir vermişti.Sadece bu ilk bombardıman ve saldırıda düşman ordusu önemli bir bölümünü kaybetmişti.

Meseleyi anlayan Ferdinand ordusunu topların menzilinin dışına çıkarıp kendi toplarını ateşletti.Bu andan itibaren savaş çok sert bir hal alacaktı.Ancak Hasan paşada ki hileler bitmeyecekti. Belgrad yakınlarında bulunan Osmanlı ordusuna haber ulaştırmak için Karapençe isimli askeri görevlendirdi.Bu asker düşman birliklerinin arasından geçip mektubu Yemişçi Hasan paşaya ulaştırdı.Ordu Kanije üzerine yürümeye başladıktan sonra  İstoni-Belgrad’ın düştüğü haberini alınca o tarafa döndü ve Kanije yine tek başına kaldı.Ama Hasan paşa askerlerine bunu söylemeyip aksine ordunun yakınlarda olduğunu söyleyerek onların morallerini ve gayretlerini artırmıştı.

Ağır top bombardımanından dolayı kalenin hali kötüye gitmekteydi.Surlarda açılan gedikleri geceleri güç bela kapatabiliyorlardı.Ancak bu sırada daha büyük bir sorun çıkacaktı.Kalede barut bitmek üzereydi.Ancak Allah ona inananlara her zaman bir çare gönderdiği gibi onlara da gönderecekti.Bir bölüğün çavuşu çıkıp ‘Paşam ben bu söğüt ağaçlarından barut üretirim.’diyerek çare olacaktı.Ve söylediği gibi söğüt ağacı kavı ve kumdan bol miktarda barut elde edilip müdafaaya aralıksız devam edilecekti.

Başta söylediğim gibi bu savaş tam bir fikir harbidir.Düşman ordusu kaledekilerin moralini düşürmek için Budin Beylerbeyi ve kethüdasının kesik başlarını mızrak ucuna takarak sergileyip, Budin’den de yardım gelmeyeceğini gösterdi.Ancak Hasan Paşa bir konuşma yapıp onları tekrar toparladı ve savaşa döndürdü.Ertesi günlerde İstoni-Belgrad’ı zapteden Arşidük Mathias da ordusuyla gelip Ferdinand’a katıldı.Haçlı ordusu artık umumi bir hücumla işi bitirmek istiyordu.Ertesi sabah köprüler kurularak hücum başladı ancak sanki dokuz bin kişi birer aslan kesilmişti.Gerektiği yerde göğüs göğüse savaşarak, düşman ordusunun ağır kayıplar verdirip geri çekilmek zorunda bıraktılar.Bu hücumda düşman ordusunun kaybı bir rivayete göre on sekiz bin kişidir.Bu kaybın için de önemli bir komutanlarının oğlu da vardı.Yani iki gün önce ki iki şehide on sekiz bin ölü almışlardır.

Bu sıralarda kış mevsimi bütün zorluklarını gösteriyordu.Bunun için Ferdinand yer altı siperleri kazdırdı, ne pahasına olursa olsun kaleyi almak istiyordu.Top atışları ağır bir şekilde devam ediyordu. Bu sırada kale müdafii sayısı dört bin askerdi.

Tüm bu zorluklar yetmezmiş gibi bu sıralarda kaçan isimleri Handan ve Kenan olan iki iç oğlan da moralleri bozmuştu. Ancak Hasan paşa hiç bozulmadan ‘onların hesabı görülür.’ diyerek yetindi.Bu kaçan iki iç oğlan kalenin bütün durumunu karşı tarafa anlatmıştı.Bu durum karşı tarafta bir bayram havası yarattı ve şenliklere başladılar.Ancak Hasan paşa boş durmuyordu.İki tane esir yakalanmasını emretti.Getirilen tutsaklara ‘Kralınıza iki adamımı gönderdim buluştu mu?’diye sordu.Buluştuğunu ve kalenin hassas durumunu bildiklerini söyleyince Hasan paşa bunların idamına emredip, Kara Ömer Bey’e teslim etti.Kara Ömer Bey de güya casusmuş gibi davranarak ‘O iki adamı Hasan paşa yolladı.Kalenin her türlü erzak ve cephanesi var.Sizi oyuna getirmek istiyor.Bende sizdenim.’ diyerek kum dolu çuvalları barut diye gösterip, ellerine ekmek verip güya kaleden kaçırmıştır.Bu iki esir Ferdinand’a olayın böyle olduğunu anlatınca Derhal Handan ve Kenan’ın başları kesilip, mızrak ucunda ifşa edilip kaledekileri alaya almaya başladılar.Bu sırada kaledekiler sevinç naraları atıyorlardı. Çünkü hem iki firari hallolmuştu hem de kalenin nazik durumu düşman birlikleri tarafından yanlış biliniyordu.Burada Hasan Paşa’nın eşsiz dehasını görüyoruz.

Hasan Paşa yardım gelmeyeceğine kanaat getirince, kış şartlarından istifade son darbeyi vurmak için hazırlandı.Kara Ömer Bey’e üç yüz kişilik bir kuvvet verip donmuş olan Berk suyunu geçirerek düşman üzerine baskın yaptırdı.Kendisi de kalede ki bütün topları ateşlettirerek düşman ordugahını alt üst etti. Düşman askerleri neye uğradığını şaşırıp kaçmaya başladı.Hasan paşa kalede altı yüz asker bırakıp kendisi de düşman üzerine atıldı.Düşman toplarının neredeyse tamamını ele geçirip ateşe hazır hale getirdi.Hasan Paşa’nın dışarıda olduğunu gören düşman askeri toparlanıp Hasan Paşa üzerine yürüdü.Hasan Paşa ele geçirdiği topları ateşleterek gelen birlikleri imha ettirdi.Bu baskında düşmanlardan otuz bin asker ölmüştü.Hasan Paşa kalan birlikleri de çember içine alıp işini bitirmek istiyordu.Durumu anlayan Ferdinand yüz kadar adamıyla kaçış yolunu tuttu.Hasan paşa üç bin kişilik bir birliği düşman otağının fethine yollayıp, bütün düşman askerlerini halletmeden ganimete el sürmemelerini sıkı sıkıya tembihlemişti.Otağ fetholundu ve kendisi otağa girdi.Her yer değerli mücevher ve eşyayla doluydu.Otağda altın, gümüş, ve değerli elmaslarda oluşan bir taht ve çevresinde toplam on iki koltuk vardı.Önünde büyükçe bir masa vardı.Şükür namazı kılıp, dua ettikten sonra, tahtı kılıçlayıp üzerine oturdu.Adamları da derecelerine göre iki yanına oturdu.Burada bir konuşma yapıp, bunun Allah’ın izni ve peygamber mucizesiyle olduğunu söyleyip, sabır ve sebatın sonucunun böyle olacağını söyledi.

Savaş sonrası ganimeti yağma hakkı olup el sürmeyen, Hasan paşanın taksim etmesini bekleyen ordu da bu savaşı kazandıran ruhu gösteriyordu.

Yaklaşık üç ay süren muhasara sonunda elde edilen ganimet ve levazımat iki ayda ancak kaleye sevk edilebilmişti.

 

Allah hiç bir vaadini boşuna vermedi.Eğer bize o yardım gelmiyorsa suçu kendimizde aramalıyız.Eğer sadece Allah diyerek yola çıkarsak ne düşmanın kalabalığı ne güçlü savunmaları ne de üstün savaş ekipmanları hiç birinin bir anlamı kalmaz, yeter ki ne ganimet ne mevki makam ne de can kaygısı fikrimizi bulandırmasın.

Allah yolunda savaşanlara galibiyeti vadetti.Bize düşen onun uğrunda cihat ve gayret etmek.

Etiketler
Cihat Direniş Şehadet Umut

Yazar Hakkında

Yorumlar

  • 0 Yorum
Ziyaretçi olarak yorum yapıyorsun, dilersen Giriş yap