Kâbil'in Çocukları
- Muhammed Balaban
- 24 Oca 2021 - 20:57
- 4 dk okuma süresi
- -
- 8
Barakasına dönen, belediyenin unuttuğu dar toprak yola girdiğinde arkasından kendisini çağıran bir ses işitti. Adını o çevrede bilen yoktu. Mahallelinin taktığı ismi benimsemişti. Hiç kimseyle tek kelime konuşmuyordu. Kendisine seslenen kişiye tüm vücudu ile döndü. İri kaşlarının altına gizlenmiş kısık gözleri ile süzdü. Seyrek sakalı iyice uzamış, geniş alnındaki çizgiler iyice derinleşmişti. Yoruldukça bir omzundan diğerine aldığı içinde ekmek veya sebze olduğu düşünülen, gri kıl çuvalını omzundan indirmiş çuvalın ağzını sıkıca kavramıştı. “Buyur, ne istiyorsun?” der gibiydi. Seslenen, az önce önünden geçtiği bakkal Sıtkı’ydı. Elinde iki poşet vardı, hızlı adımlarla yaklaştı Karabatak’a.
Astarı sarkmış, kendisi gibi yıpranmış siyah paltosundan dolayı bu ismi takmışlardı. Yağmurda çamurlaşarak yeni sürülmüş tarla görünümüne giren yolun , çukurlarına biriken suya basmaktan başka çaresi olmayan bakkal Sıtkı elindeki poşetleri Karabatak’a uzattı. Sağ elini kalbinin üstüne getirip başını “kabul edemem,” der gibi iki yana salladı Karabatak.
“Bak benden büyüksün anlaşılan, lütfen kabul et. Bu iyiliği yapmama imkan ver. Hava da çok soğuk, yakacak odunun var mı? Eksiklerini yaz, dükkana getir. Elimden geldiğince yardımcı olayım.”
Tanımadığı bilmediği birine karşı yapılan bir iyiliği geri çevirmek istemedi Karabatak. Teşekkür etti başını öne eğerek.
Âdeta kapalı bir kutuydu. Zor bir bilmeceydi ve bu bilmeceyi mahalleye geldiği ilk günden beri çözmek isteyenlerin başında bakkal Sıtkı vardı.
Poşetleri çuvala koyup barakasına doğru yürümeye başladı. Adımları balçığa yapışıyor, yer yer oluşan su birikintilerine gelişigüzel basıyordu. Bakkal Sıtkı ardından hüzünlü gözlerle bakıp kalmıştı.
“Buna kuvvetli bir çift bot lazım. Allah'ın garip bir kulu. Kim bilir neler yaşadı da düştü buralara. Ya da neler yaşattı da, onların cezasını çekiyor. Her ne olursa olsun bir insan ve yardıma muhtaç...”
Karabatak’ın barakasında ne yaptığını ne ettiğini kimse henüz bilmiyordu. Kimilerine göre hapis yatıp çıkmış, kimsesi olmadığı için buraya yerleşmişti. Kimilerine göre devletin görevlendirdiği gizli bir polisti. Varoş mahalle olduğu için suç işlemeye çok müsait bir yerdi ne de olsa burası. Kimine göre de her şeyini kumarda kaybeden bir kumarbazdı. Utancından yakın çevresinde durmak istemediği için buralara gelmişti. Her gün bu tahminlere yenileri eklenmeye devam ediyordu. Kahvehanede yuvarlak masa toplantıları yapılmaya başlanmış, bilen bilmeyen, ürettikleri yalan yanlış her şeyi ortaya koyuyordu. Bakkal Sıtkı muhtarla konuşulması gerektiğini düşündüğünden elinde duran işlerini halledip muhtarı aradı, mevzuu dile getirdi. Bu adama yardımcı olunmalıydı. Kim olursa olsun insan olduğu için bir el verilmeliydi. Muhtara göre durum daha ciddiydi.
“Bu adamın kim olduğunu öğrenmemiz gerekiyor. Adını sanını bilmiyoruz, bir sabah uyandık ki bu adam mahallede. O gece kim getirdi onu buraya bilemiyoruz.” dedi.
Muhtar ilk iş olarak polise durumu bildirmişti. Üzerinden bir ay geçmiş olmasına rağmen halen harekete geçilmemişti. Belki kim olduğunu gelip söylerler diye boşuna beklemişti. Mahallesinde kaçak yaşayan biri vardı ve bu normal karşılanacak bir konu değildi.
Vakit geceye dönerken Karabatak, barakası önünde bir hareketlilik hissetti. Gelen şahsi aracıyla ilçenin güvenlik amiri idi. Kendisini yakından tanıyordu. Çünkü bir ay evvel kendisini bu barakaya getirip yerleştirmişti. Mahallenin kendisini çok merak ettiklerini ve muhtarın kendisini aradığını söyledi.
Piknik tüpü üstünde yeni demlediği çaydan ikram etti.
"Sana da Karabatak demişler." dedi gülümseyerek. "Ben olsam kızardım açıkçası. Koskoca yazar Levent beyi tanıyamadılar öyle mi?"
Bunun üzerine,
“Son romanımın geçtiği mekânda bizzat yaşayarak yazdım kitabımı. Ben işimin âşığı bir adamım. Yazma çalışmalarım bitti amirim. Artık gidebiliriz. Burayı asla unutmayacağım. Bana verdiğiniz destek için size minnettarım. Allah yolunuza taş çıkarmasın amirim.” diye cevap verdi Levent Bey.
Muhtar ertesi günü yazıhanesine geldiğinde yazıhanenin kapısının koluna sıkıştırılmış bir zarf gördü. Heyecanla aldı zarfı, içeri geçip açtı. Bir teşekkür mektubu ve bir miktar para çıktı içinden.
"Sayın Muhtar Ahmet Çetin,
Size ve mahallenize verdiğim geçici rahatsızlık için özür diliyorum. Beni bağışlayın. Yapmam gereken bir şeydi bu ve dün gece itibariyle misafirliğim bitti.
Son kitabımın konusu itibariyle, kafamda canlandırdığım mekanla bire bir uyuşan tek yer burasıydı. Yalnızlığı, fakirliği, hayat şartlarının zorluğunu okuyucularımın hissetmesi için benim de yaşamam gerekiyordu. Hani İmam-ı Azam Ebu Hanife Hazretlerine bir çocuk getirilmişti sürekli bal yiyen. Ailesine kırk gün sonra gelin demişti. Çocuğa diyeceği tek söz “Bal yeme.” idi lakin o sabah kendisi de bal yediği için, söylediğinin tesir etmeyeceğine karar vermişti. Tesiri için kırk gün bal yememişti.
İşte bu yüzden ben de, yazdıklarımın tesiri için kırk güne yakın zor bir hayat yaşamak istedim.
Bu paranın yarısı kaldığım barakanın kirası, yarısı da Bakkal’ın. Bana gıda yardımında bulunmuştu. O gıdaların gerçekten de ihtiyacı olana teslim edildiğini bilsin. Allâh hayrını kabul etsin. İnşallah en yakın zamanda ziyaretinize geleceğim.
Kalın sağlıcakla...
Yazar Levent Aslan"
Muhtar tatlı bir tebessümle mektubu katlayıp zarfa koydu. Parayı alıp Bakkal Sıtkı’ya gitti. Selam sabahtan sonra mektubu gösterdi. Sıtkı kendisi için ayrılan paradan ikram ettikleri kadarını alacaktı ki vazgeçti. Muhtar kira için verilen parayı da Sıtkı'ya teslim etti.
"Borcu olanların borcunu sil, kalan olursa da ihtiyacı olanlara erzak yardımı yaparız." dedi.
Altı ay sonra muhtara bir hediye kutusu geldi.
Levent Bey’den geldiği yazıyordu. On adet kitap vardı. Muhtar adına imzalı
Kitabı aldı eline.
Kitabın adı, “Kabil’in Çocukları”ydı.
Muhtar kitabın arka kapak yazısını okumaya başladı:
“Dünyadaki bunca kötülük Habil öldürüldü diye mi var, yoksa Habil’in son duasının kabul olduğunun kanıtı mı? Rabbim! Kabil’in evlatlarından bana benzeyenler yarat...”
Etiketler
Yazar Hakkında
Muhammed Balaban
45 yaşındayım. Zonguldak doğumluyum. Bir devlet kurumunda Sağlık çalışanıyım . Şiir, öykü ve deneme yazıyorum.
Yorumlar