Fikir Düşünce

İnsan, Yüreğinden Tutulur

  • 5 dk okuma süresi
  • -
  • 0
İnsan, Yüreğinden Tutulur

Doruklara tırmanıyor patika
Doyumsuz bir sarmaşık gibi,
İte kaka yürüyorum kalabalıkta
Sesim tanınmaz bir çocuk sesi

-Cemal Süreya

Öyle olur kimi zaman; iyi günde söylediğin bir sırrını, özel bir duygu-düşünceni, kötü günde aleyhine dinlersin, kanatan bir hinliğe uğrarsın. Ben de bazen hususi hallerimde yazdıklarımdan sonra şüpheye kapılırım; bazı hususlarda bu kadar açık sözlü olmasaydım, içimin içinin içini açmasa mıydım diye düşünürüm? En çok da üzüldüğüm, ezildiğim, bezdiğim, bayıldığım, soğuduğum, yorulduğum, tıkandığım, kırıldığım, kapandığım zamanlar…

Evet… “Durulduğu zamanlar olur insanın, Yorulduğu zamanları olduğu gibi. Ama ömür götüren, kırıldığı zamanlarıdır…” (Ziya Paşa Akyürek). Kırgınlık gerçekten çok acıtır, kırık-çatlak kemik gibi, kalbin neresinden kırıldığın da önemli elbet. Haklı-haksız olmak da! Ne acıdır ki: “Bir insan acıdan delirdiğinde; diğerleri onun acısını değil, deliliğini görürler.” (Murat Menteş). Sen acından höykürürsün, adam sesinden rahatsız olur.

Kırgınlığın bir aşamasında kızgınlık başlar. Kızgınlık geçse de, kırgınlığın geçmesi uzun zaman alır ve derin eseri kalır. Kızgınlığın geçtiyse, bu büyük bir aşamadır. İnşallah kırgınlığın da geçer, kalsa da kalbinde ondan bir iz, bir eser, belki o da silinir gider. “Çok fazla kızmakla kırılmak arasında kalıyorum ve bu duruma kendi içimde kızılırmak adını verdim.” demiş adam, tiye almış, rahatlamış. İnsan, duygular arası gelgitler yaşar ve her duygu, ayrı bir insan, ayrı bir lisandır.

“Ben 4 kişiyim: 1 ben, 2 içimdeki, 3 aynadaki, 4 kalbimdeki… Ben’i geç, içimdeki zaten deli, kır aynadakini. Ya kalbimdeki?” (Paul Auster). “Parçaları kaybolmuş puzzle gibi artık insanlar. Kiminin kalbi, kiminin ruhu, kiminin de bir beyni yok.” (Palahniuk). Çünkü kırık hepsi. “Kırıklar, zamanında onarılmadı mı büsbütün kırılıyor, durmadan kırılıyor.” (Tomris Uyar). Tâ ki un-ufak olup kırılmazlığa ulaşana kadar.

Gönülde artık kırılacak bir şey kalmadığında, kitabî bilgiler yerini tecrübeye, hayat tecrübesi de yerini irfana terkeder.

“Kalp bir kez kırıldı mı, hiç kimseye aldırmaz ve hiçbir şeyi umursamaz. Belki mutluluğun sonu; ama huzurun başlangıcıdır bu.” (Dostoyevski). Daha huzurlu ve akıllısındır artık. “Acı seni daha güçlü yapar. Korku seni daha cesur yapar. Kırık bir kalp ise, seni daha akıllı yapar.” (Elif Şafak). “Her kırgınlık kalbe hüzün vermemeli. Aklı kendisine getirebilecek kırgınlıklar birer lütuf olarak görülebilmelidir.”

Bu sözleri okuyunca ‘Keşke hiç akıllanmasaydım, hep çocuk kalsaydım…’ diyesim geldi, heves ettim ve dedim, çocukluğuma dalarak…”Dürüst bir insan daima çocuk kalır.” (Sokrates). Çocuk, yani tek yüzlü, içi-dışı bir varlık. Çocukluğu kaybetmek, dürüstlüğü de kaybetmektir! Ne zaman yeryüzünde insanları çocuklar, çocuk kalpliler idare ederse, işte o zaman cennet olabilir, büyüklerin elinde cehenneme dönmüş dünya.

“İçimden, çocukça bir duruşla, ‘Büyüklere küstüm’ demek geçti…” Cahit Zarifoğlu gibi benim de. Ve içimdeki o saf çocuk ağlamaklı oldu. Kalbin özü hep çocuk kalır, ölünceye kadar. “İnsan, insanı kalbinden tutmayı bilmeli;” yani çocukluğundan. “Nasıl girsin cennete, bir kalbe giremeyen.” demiş Said Yavuz. Hoş, “Kalpleri birbirine ısındıran yalnızca Allah’tır.” buyurmuş kalpleri Yaratan (Enfal 63). Âmennâ ve saddaknâ. Fakat kalplerin kapılarını açan anahtarlar vardır. Kilit bozulmamışsa, birinde olmazsa diğerinde mutlaka açılır.

“İnsanı kalbinden tutamadınız mı, görün, nasıl kayıp gidecek elinizden.” (Nuri Pakdil). Koca koca adamlar, yaşlı-başlı kadınlar hep çocukça giderler.

Kırılan, alınan, küsen, darılan yanımız, kalbimizdeki çocukluğumuzdur; çocukluğumuz, yani en saf, en temiz, en duru, insanlık hakikatimiz. Hayvan yularından, insan yüreğinden tutulur; yüreğinin içindeki çocuğun elinden tutulur.  Çünkü söz önce kalbe dokunur… Ve insan kalbinden soğur, kalbin soğukluğu kalıba yansır ve en son dile vurur. Soğuklar üşütür, acı verir. Acılar, insanın huzurunu çalar.

“Geçmişteki acılarına gülümseyerek baktığın an; büyümüşsün demektir.” (Robin Sharma). Acı, hakikatte kötü mü değil mi ayrı mesele. Fakat bu âlemde acı bizim için kötülüğün remzi. Kötü olan, acı yaşatıyor. İyi olan, acıları hafifletiyor, acıtmamaya çalışıyor. Ne şaşırtıcı hikmet-i sübhaniyedir ki, şifayı acılara gizlemiş; belayı da tatlılara. Hoşumuza giden nice şeylerin içinden acılar taşıyor, zorumuza giden nice şeylerden de sevinçler yağıyor.

“Kazara bir sapan taşı bir altın kâseye değse, ne kıymeti artar taşın, ne kıymetten düşer kâse.” (Namık Kemal). “Onurlu bir insan susuzluğunu giderdiği (ne kâseye, ne de) kuyuya taş atmaz.” (Amin Maalof). Kadirşinas vefâkâr bir insan da, gönül susuzluğunu giderdiği dostlarını kırmaz, büyüklerini incitmez, küçüklerini üzmez. “Ama ne olur (sizler de) sakın bir insanı gönülce, gözce, dilce, ruhça kırmayın.. ” (Özdemir Asaf). “İnsanın kalbinden büyük çöl, insanın kalbinden derin göl var mı ki? Yangın da burada, yağmur da…” (Senai Demirci).

Dertli gönüller, birer denizdir, derinliklerinde hazineler gizlidir. “Dertli gönüllerden dua isteyin, çünkü hazine yıkık yerlerde saklıdır.” (Mevlana). Gülen insanların ağzından dökülen sözlerde bir hafiflik var, ya kulağa girmiyor, ya bir kulaktan giriyor, öbüründen çıkıyor. Dertli ama vakur insanların sözlerinde ise bir ağırlık var, kurşun gibi kalbe düşüyor, yüreğe işliyor. Ağlayan insanların sözleri ise kıvılcım gibi duyguları tutuşturuyor, gönlü ateşe veriyor.

Katılaşan gönlünü gözyaşlarıyla yumuşat. Uçarı-kaçarı havâî gönlünü özgül ağırlığı olan hikmetlerle, hakikatlerle ağır-başlı kıl. Sessizce duran ârife sokul ve bir cümle irfan için önüne mendil aç, sorudan, bakıştan. “Dertli gönüllerden dua isteyin, çünkü hazine yıkık yerlerde saklıdır.” demiş Mevlânâ. İyi güzel de, gönlüne dert olduğumuz kimseler ne olacak? Varsa eğer, “Seninle tanıştığım güne lanet olsun!” dedirttiğimiz kişilerin lanetleri ne olacak?

“Hiç kimseyi, sizi duasına katmayacağı kadar kırmayın…” demiş Hz. Fatıma r.hâ. Biz duasından geçtik, bedduasına çarpılmayalım yeter, kırdıklarımızın, yıktıklarımızın. Âhını aldıklarımızdan dolayı başımıza taşlar yağsa yeridir. Uykusuz bıraktıklarımızdan, namazını çaldıklarımızdan ve hayatını cehenneme çevirdiklerimizden kahrolsak, müstehakımız var. Bizim yüzümüzden iki damla gözyaşı dökmüş de yoktur? Haksız yere ağlattığımız bir çift göz olmamış mıdır?..

Ey hak ettiğimiz çoğu belaları küçük iyiliklerimize def’ ü ref’ eden rabb-i rahîmimiz! Bize verdiğin mehilleri (mühletleri) doğru değerlendirip yanlışlarımızdan tövbeyle bitirmeye muvaffak eyle. Yıktıklarımızı yapmadan, harap ettiklerimizi onarmadan, ağlattıklarımızı güldürmeden, uzaklaştırdıklarımızı geri getirmeden, verdiğimiz zararları telafi etmeden canımızı alma! Gönül cinayetlerimiz yüzünden gönlümüzdeki çocuğu da alma.

Senin merhametli rubûbiyetine ve şefkatli inayetine sığınıyoruz…

Etiketler
Paul Auster Sokrates Palahniuk Ziya Paşa Akyürek Elif Şafak Dostoyevski Robin Sharma Musa Hub

Yazar Hakkında

Yorumlar

  • 0 Yorum
Ziyaretçi olarak yorum yapıyorsun, dilersen Giriş yap