Fikir Düşünce

Hassas Terazi

  • 4 dk okuma süresi
  • -
  • 14
Hassas Terazi

Bugün de akşam olmakta…

İç dünyamın muhtevasını muhasebe ettiğim, şairlerin garip olarak adlandırdığı akşamlardan bir akşam. Eski bir radyonun zayıf frekans eşiğinin sesi gibi geliyor insanların sesi. Kimisinde dilini bilmediğim ipe sapa gelmez şarkılar, kimisinde de desibeli inişli çıkışlı cızırtılar. İnsanlardan uzak bir mevki arayışına girmişim. Büyük Sahra’da omuzları kum tanesi dolu bir bedevinin, Büyük Okyanus’ta tek kişilik bir sandaldaki seyyahın, Afrika’da kabilesini terk edip gerçeğin peşine düşen bir zencinin, Kuzey Kutbu’nda uzun bir gecenin sonunu bekleyen bir Eskimo’nun yalnızlığı gibi bir arayışın içindeyim. Düşüncelerimin emrine uyan adımlarım nihayete ermişti. Kaptan uzun mesafe hattındaki son durağa gelmiş ve tüm yolcular inmişti. Artık güç bela bulduğum sessizlik ile baş başayım. Hiç ele alınmamış bir mevzu, bileklerimde yine telaş içinde koşuşturma hȃlinde.

Müjdeler beklediğim günlerin parmak uçlarımdan aktığı bir döngü bu. Göz bebeklerimin kızıl ufuklara yelken açtığı, bakışlarımın alabora olmakla karşı karşıya geldiği bir an…

Meçhul olan hissiyatımın faili meçhullere kurban gittiği, aklımın derinlerinin hatta ucunun bile korkunç uçurumlara sevk edildiği bir lodos fırtınası…

Aklımdan geçirmeye korkar olduğum unutulamayan zamanlar. Zihnim gün görmeyen bir zindan ve ruhum ensesi kalın, posbıyıklı bir gardiyan. Pas tutmuş parmaklıkları rutubetten, parmaklıklar ki kalınlığı bileklerim kadar. Nereye gidebilir ki duygularım, nedir bu çetrefilli güvenlik önlemleri, bu zahir maniler, batını görünmeyen bir varlık için?

Varlığım ki yokluğun pençesinden kaçmakla hükümlü. Köşe bucak demeye dilim varmıyor, ikameti dar bir köşe. Boyutu değişmez kutsal bir el değmedikçe.  

İkamet mevkiinde siyah pelerinli düşler izdiham içinde. Ne düşler tutuklanır ne de izdihama sebep olan fikirler. Metal artıklarının izleri kalmış, illegal bir eylem sonrası duvarlarında. Öyle bir kavgaya düşmüş ki, su donuyor ateşin yüreğinde ve kıtlığı bitirmiyor ulu tufanlar.

Martı çığlıklarını bastırıyor, içimde kırılan gövdelerin vaveylası. Yeni boylanan sürgünler, asırlık bir mezarlığı süsleyen selviler ve gıdası gözyaşlarım olan yediveren güller. Talan edilmiş bahçelerden tükenmez ümitler yetiştirmeye memuruz. Coğrafyamda yeni boylanan sürgünler zamansız fırtınalara maruz kalmışken, baharlara hazırladığımız fidanlar devrildi. Verimsiz dallarını budadığım ve her suyu can suyu olarak verdiğim endamlı, zarif ağaçlarım kırıldı gövdelerinden.

Etkisi asırlar boyu sürecek acıları gömdüğüm bir mezarlık oldu içim ve sadece toprak kapatmadı acıları... Süslenmeliydi gömülen acılar, zannımca ve ne yazık ki acılarıma ikinci bir örtü kabul ettiğim selviler hissesini aldı köhnemiş ve bozulmuş bu döngüden.

Her şeye rağmen bir bunlar kalsın içimin bahçesinde diyerek özene bezene büyüttüğüm yediveren gülleri, bir kez bile veremeden yaşadılar tomurcuk katliamını.

Öyle bir kısır döngüydü ki taşımamın imkânı yoktu, tekerrürü ise katlanılır gibi değildi. Sanki aynı güzergâhta hiç sapmadan dönen gayrimeşru bir sarkaçtı. Akrebi sürekli ilerleyen fakat yelkovanı bozuk antika bir saat…

Tabiri caiz olmayan yakıştırmalar yapmakla meşgulüm bu seyre. Öyle ki dünya bir gemidir boşlukta yüzen ve herkes bu geminin kaptanıdır. İnsanlar dünyayı gitmek istediği yere doğru yüzdürür. İşte insan olmanın ehemmiyeti burada başlar. Her kişi gemiyi en doğru limana yüzdürmekle mesuldür. İnsanoğlu bu en doğru yolu, çıkarları uğruna değiştirmeye kalkışmamalıdır. Ben değiştirmeye kalkıştım. Atıp tuttum dünya ve kendi kendime yön verdiğim asılsız fikirler için. Bunu diyemezsin diyen olmadı hiç. Deseler de bir anlam ifade etmeyecekti dedikleri. Çünkü hiç birinden “Nasılsın?” sorusunu dahi duymuş değildim. Bunu sormaya üşenen insanlara yakın olmak mıydı ya da nasılsın diyecek insanlara uzak kalmak mıydı kaderim? İnsan kaderini kendi belirler ifadesinin bile bir atıp tutmanın sonucu olduğunu öğrendiğim günden beri, insanların dediği küçük bir söze dahi şüphe ile yaklaşan biri olup çıktım. İnsan ki unutan bir varlıktır. Unutan tembeldir, zafiyet sahibidir. Nefsine çabuk boyun eğer ve bir yerde onun kölesi olur. Böyle birinin kader gibi hassas bir teraziye yön vermesi kabul edilebilir mi?

İnsanın yapıp ettikleri de kaderin eliyledir. Kader de kendisinden başka ilah olmayan yegâne kudret sahibi Allah’ın çizdiği bir yoldur. Bu yolda hüküm yalnızca O’na aittir.

İşte bu yaşamış olduklarım kaderimdir. İçinden çıkılmaz düşüncelere daldıran, sanki dünyanın tüm yükünün, ezasının üstüme yüklenmiş olduğunu gayr-i ihtiyari düşündüğüm, neticesini beklemenin sabırla olacağını ve sabrın nihayetinde de kurtuluşa eren biri olacağımı unuttuğum bir zaman dilimi…

Artık nefsimin dayatmaları ile bir başkaldırı bildirisi kabul ettiğim kadere karşı ortaya attığım her fikri, tedavülden kaldırılacak banknot olarak görmekteyim. Kader, ne yelkovanı bozuk antika bir saattir ne de gayrimeşru bir sarkaçtır. Kabul etmeli bunu, ben insanım ve bu dünyada misafirim diyen. Ben insanım, akıl ve irade sahibiyim. Bu özellik sadece bende var ve her fikrim pozitif enerji ortaya koymalıdır diyen.

Gecenin iliğime işleyen soğuğunu yeni yeni fark ediyordum. Haksız yere suçlanan ve yoğun uğraşlar sunucu temize çıkmış olmanın verdiği mutluluğun sıcaklığı, iliklerime dolan soğuğa karşı galip gelmişti. Artık unutmamam gereken bir şey vardı ve onu hayatımda serlevha olarak görecektim.

Yelkovanı bozuk saatin tamiri mümkündür, eksik olan ustalıktır ve aklın seni yetenek sahibi yapar.

 

Etiketler
edebiyat Yazar yazarlar Deneme fikir Düşünce Akıl kader hassas teraz Yalnızlık sessizlik serlevha Sabır Nefs köle Acılar Hüzün yazmak tecrübe

Yazar Hakkında

Muhammed Balaban

45 yaşındayım. Zonguldak doğumluyum. Bir devlet kurumunda Sağlık çalışanıyım . Şiir, öykü ve deneme yazıyorum.

Yorumlar

  • 14 Yorum
Ziyaretçi olarak yorum yapıyorsun, dilersen Giriş yap