Toplum Aile

Feminizm'i Yıkmak/Eş ve Eşitlik Kavramı-5

  • 6 dk okuma süresi
  • -
  • 0
Feminizm'i Yıkmak/Eş ve Eşitlik Kavramı-5

İslam'ın Tasvip Ettiği Aile Yapısı Nasıldır?

İslami davayı omuzlamış olan ve toplumu İslami bir topluma dönüştürmek isteyen dava erlerinin bu hastalığa (feminizm) nasıl duçar kaldığına gelmeden önce eşitlik kavramı ile alakalı kısaca bir iki örnek vermek istiyorum.

Malumunuz üzere günümüzde eşitlik, adalet ile ilişkilendirilerek özellikle kadın-erkek eşitliği üzerinde durulduğunda, Müslüman kesim bunu Allah’ın farzları ve haramları üzerinden teyit ettirmeye çalışmaktadır. Örneğin namaz, oruç gibi farzların yapılması veya domuz eti ve alkol gibi haramların terkedilmesi hükümleri zikredildiğinde bunların Müslüman olan insan için yani kadın, erkek ayrımı yapılmaksızın dikkate alınması gerektiği zikredilmektedir. Hâlbuki bahsetmiş olduğumuz hükümlerin ifası, kadın ile erkeğin eşit olduğu anlamına getirmiyor. Bilakis o konuda hükmün her ikisi için geldiği anlamına geliyor. Nitekim kadınların ayın belirli zamanlarında namaz kılmaları haram iken, erkeğin ömrü boyunca böyle bir hükümle muamele görmediğini bilmekteyiz. Bu konuda bilinmesi gereken şudur: "Kadın ile erkek eşit değil eştirler."

Yani, sağ ve sol eline giymiş olduğun eldivenler veya sağ ve sol ayağına giydiğin ayakkabı gibi birbirinin eşleridirler. Lakin bu eşler değiştirildiğinde yani sol eldivenini sağ eline yine sağ ayakkabını ise sol ayağına giydiğinde, -ki bu eşitlik ilkesinin bir tezahürüdür- ve kesinlikle adalet değil bilakis zulümdür. Yani eşitlik, her zaman adalet değildir. 

Bilakis bu kural İslam’ın kurallarından bağımsız olarak mutlak anlamda görüldüğünde gerçek anlamda zulümdür. Örneğin 5 yaşındaki bir çocuğun yediği ile 15 yaşındaki bir çocuğun yediği aynı olmadığı halde her ikisine eşitlik kavramı doğrultusunda aynı yemek porsiyonunu verirsen ya 15 yaşında olan çocuğun aç kalmasına ya da 5 yaşında olan çocuğun fazla yediği için sıkıntı çekmesine sebep olmuş olursun. Dolayısıyla İslam kişinin fıtratına göre kendisine görev vermiştir ve bu konuda kesinlikle eşitlik yoktur.

Gelelim örnek olan dava erlerine ve bu kişilerden meydana gelen ailelere. Dava erleri, doğru İslami fikirleri anlamış ve bu fikirlerle yoğrulmuş olan fiillerle biçimlenmiş olan bireylerdir. Dava erleri toplum içerisinde örnek olması gereken ve toplumu değiştirme konusunda ciddi adımları atan kişilerdir. Evet, bu bireylerin -kadın olsun, erkek olsun fark etmez- sorumlukları diğerlerine bakarak elbette daha fazladır ve ağırdır. Bu bireyler hem ferdi ibadetlerini en güzel bir şekilde yerine getiren ve aynı zamanda etrafında bulunan akraba, komşu, arkadaş çevresine her açıdan bu yaşantısı ile örnek olması gereken kişilerdir hem de bunu dava eri olarak da yapmak zorundadır.

Ama şunlar dava erlerinin kesinlikle üstlenebileceği bir haslet değildir:

Ferdi ibadetleri, mümkünse nafileler de buna dahil, aksatması hatta ciddiye almaması.

  • Evin işlerinde görev taksimatını; evin içini hanımların, dışını beylerin ihmal etmesi ve gerekli hassasiyeti göstermemesi.
  • Kocasının rızasını küçümseyerek onun ailesini göz ardı etmesi, küsmesi hatta kocasının bu fiili yapmasına engel olması. Yine kayınbabası veya kayınvalidesi yaşlanarak yardıma muhtaç olduklarında kocalarını bu konuda desteklememesi hatta engellemesi.
  • Çocuklarına ve hanımına yeterince vakit ayırmayan beylerin, -ki bu şeri özrü olduğu taktirde makul görülebilir- zamanlarını gereksiz şeylerle geçirmeleri...

Bu maddeleri çoğaltmamamız kesinlikle mümkün. Lakin verilmek istenen mesajın alındığı kanaatindeyim. Kısaca koca hanımını dinlemeli, onun ihtiyaçlarını karşılamalı ve kesinlikle nafakanın temini konusunda gayretli olmalıdır. Lakin aynı şekilde bacılarımız ise farz olduğu için kocalarını üzmemeli ve onu gazlandıracak sözleri sarf etmemelidir. Özellikle kocanın ailesi ile alakalı ileri geri konuşmamalı ve bu konuda kocasına bir nasihat ve hatırlatma yapacaksa bunu çok iyi düşünerek ve tasarlayarak yapmalı. Örneğin, işten eve geldiğinde hatta kapıdan içeriye girdiğinde değil, bilakis akşam müsait bir zamanda beyinin günün meşguliyetlerinden geri çekildiği bir anda güzel bir üslup ile ona sıkıntısını dile getirmeli. Fakat bu davranışları kesinlikle Allah'tan (c.c.) korkan ve yalnız O’nun rızası için yaşadığını bilenlerin dikkate aldığını da unutmamak gerekir.

Bir Gazete Kipüründen...

Milli Gazete yazarı Mehmet Şevket Eygi, feminizmin “sapık bir ideoloji olduğunu” yazdı ve “Diyanet’e feminist elemanlar sokularak dinin bozulmaya çalışıldığını” iddia etti. İşte “Diyanet’te Militan Feministlerin Yeri Yoktur” başlıklı o yazı:

“Feminizm İslam'a, bilime, Kur'an'a, Sünnete, gerçeklere aykırı sapık ve bozuk bir ideolojidir. Gizli, derin, sinsi güçler Diyanet İşleri Başkanlığına militan feminist elemanlar sokarak dinimizi bozmaya çalışıyor. İnsanlar erkek veya kadın hukuk önünde eşittir ama mutlak eşitlik yoktur. Kadınların erkeklerden üstün tarafları vardır. Erkeklerin kadınlardan üstün olduğu taraflar. Soruyorum: Niçin futbol takımları kadın erkek karışık değildir? Niçin atletizm yarışmalarında kadınlar ve erkekler ayrı takımlarda yarışır? Niçin ordularda kadınlarla erkeklerin sayısı eşit değildir? Niçin millet meclislerinde kadın vekillerle erkek vekillerin sayısı eşit değildir? Çünkü erkeklerle kadınlar her konuda eşit değildir. Son yıllarda Diyanet kadrolarına binlerce müftü yardımcısı, vaize ve diğer kadın eleman doldurulmuştur. İslam tarihinin hangi devrinde müftülerin kadın yardımcıları olmuştur? Hiçbir devirde... Bir ara çok büyük bir vilayetimizin müftülüğü, imamlara açık bir hanımı müzik ve şan dersi hocası olarak tayin etmişti. Bu da İslam tarihinde görülmemiş bir bidattir. İmamlara müzik ve şan dersi verilecekse bu iş ehliyetli erkek bir öğretmene verilemez miydi? Büyük vilayetlerimizden birinin kadın müftü yardımcısı bundan birkaç yıl önce ilmî bir seminerde Sahih-i Buharî'de geçen bir hadis için "Peygambere söyletmişler" tabirini saygısızca kullanmıştı. Sahih-i Buharî Ehl-i Sünnet Müslümanlarının katında ve gözünde "Kur'andan sonra kitapların en doğrusudur", feminist bir diyanetçi böyle bir sözü söyleme cesaretini nereden almıştır? Diyanet bu kadın müftü yardımcısı hakkında ne gibi muamele yapmıştır?

Kadın müftü yardımcısı olamaz. Sadece kadınlara vaaz edecek kadın vaizeler olabilir. Kız çocuklarını ve kadınları eğitecek kadın Kur'an hocaları olabilir. Onların da mutlaka Ehl-i Sünnet ve Cemaat itikat ve mezhebinde olmaları gerekir. Hiçbir din görevlisi ve Diyanet mensubu militan feminist olamaz. Çünkü feminizm İslam'a aykırı bozuk bir ideolojidir. Bir Diyanet mensubu nasıl Marksist, Nazi, rasist olamazsa feminist de olamaz. İmamlara, açık genç bir kadın müzik ve şan hocalığı yapamaz. Erkek öğretmenlerin kökü mü kurudu ki, Diyanet böyle açık bir kadın hoca bulmuş? İslam dini erkek Müslümanların, farz namazlarını cemaatle kılmalarını emr eder. Kadınlar isterlerse camilere gelebilir ve kendilerine ayrılan yerlerde namaz kılabilirler ama onlar için cemaat sünnet-i müekkede-i 'ayn değildir, namazları evlerinde kılmaları daha hayırlıdır. Bir yatsı ve teravih namazında büyük camiye erkek cemaati sokmamak, mabedin içini otobüs ve minibüslerle taşınmış kadınlarla doldurmak, on dört asırlık İslam tarihinde görülmemiş bid'at ve rezalettir. Genç kadınlardan bir koro kurup erkeklere konser verdirmek, işte bunun İslam'da ve Şeriatta yeri yoktur.

Feministler Kur'an'daki muhkem hükümlerin bir kısmını reddediyor. Miras konusundaki Kur'ani hükümleri reddeden dinden çıkar. İslam dinine göre ailenin reisi erkektir. Bir kısım militan ve aşırı feministler Ehl-i Sünnet İslamlığını yıkmak, onun yerine bozuk Fazlurrahmancılık mezhebini getirmek istiyor. Bu feministler dinde reform, yenilik, değişiklik yapmak istiyor. Onlar dinimizi tahrif etmek istiyor. M. Kemal bile bu kadarını yapmamıştı, Diyanet kadrolarına kadın elemanlar almamıştı. Ülkemizde oldukça hürriyet vardır, militan ve reformcu feministler de hürdür ama onların Diyanet kadrolarında yeri yoktur. Müslüman kadınların vazifesi Hz. Hatice, Hz. Fâtimatü'z-Zehra, Hz. Âişe, diğer Ezvac-ı mutahharat, Râbiatü'l-Adeviyye, Ehl-i Beyt'e mensup saliha hanımlar, veliyye hanımlar gibi takvalı bir hayat sürmek, kadınlar alemine güzel bir örnek ve model olmaktır. Buyursunlar Hz. Aişe gibi ilimde, fıkıhta, edebiyatta, en yüksek dereceye çıksınlar, buna kim itiraz edebilir? Erkeklerle ihtilât etmemek şartıyla öğretmenlik yapsınlar, insanî hizmetler yapsınlar, hayır işlerinde yarışsınlar. Bunlara kim itiraz edebilir? Feminist kadınlar, samimî iseler, devletin TC başlıklı vesikalarla niçin KDV'li seks köleliğine izin verdiğini sorgulasın ve protesto etsinler.

Esahhü'l-kitab bâde Kitabillah olan Buharî'deki sahih bir hadîs için "Peygambere söyletmişler" diyen zihniyeti protesto ediyor, bir Ehl-i Sünnet Müslümanı olarak hakkımı helal etmiyorum. Laik bir düzende çarşaflı bir İslam kadını cumhurbaşkanı da olabilir, başbakan da... Feminist Müslüman kadınlar bid'at fantezilerini bir kenara koysunlar, laik rejimin başına çarşaflı güçlü kadınlar geçirmek için çalışsınlar. İndira Gandi, Şansölye Merkel, Madam Thatcher gibi... Bu dediğim, açık ve genç bir kadın öğretmene, imamlara müzik ve şan dersi verdirtmek kadar kolay olmasa gerek!”

-Harran ilahiyat Dergisi-

 

 

Femizim Serimiz Son Bulmuştur. İlgi ve Alakanızdan dolayı teşekkür ederim
Sonraki Seriler ve yazılarımızda görüşmek üzere...
Selam ve dua ile...

Kaynak: https://odatv4.com/feminizm-sapikliktir-imamlara-acik-bir-kadin-hocalik-yapamaz--2011121200.html
Etiketler
Kadın erkek Eşitlik İslam Hdis Sünnet Adalet Yaşamak aile Toplum feminizm Diyanet Feminizm Diyanet Dava Dava Erliği Bid'at Türkiye'de Feminizm Başkaldırı İsyan Fert Yaratılış Hak Meşrutiyet meslek seçimi Özgürlük

Yazar Hakkında

Ömer Güncü

Adıyaman Üniversitesi'nde Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik 2023 Mezunuyum. Çeşitli yardım kuruluşlarında ve sivil toplum kuruluşlarında yer aldım. Adıyaman Gençkızılay'da İl Baskan Yardımcılığı, Sosyal medya uzmanlığı, AFAD Adıyaman Baskanlik gönüllüğü, medya ve görüntüleme birimi sorumluluğu, Ahbap Hatay  Projesi Egitmenlik görevi. Adıyaman Anadolu Gençlik Derneği üniversite komisyonu teşkilat başkanlığı gibi görevlerde yer aldım.

.

Çok gezip, çok okumayı seven birisiyim. Okuduğum kitaplar ağırlıklı olarak psikoloji, din ve sosyoloji üzerinedir. Roman okumayı da çok severim. Psikoloji, din ve sosyoloji gibi alanlarda araştırma yapmaya yazılar okumaya ve bunlar üzerine yazmaya hevesli birisiyim. Çevremce işkolik olduğum söylenir. Ben kendimi geliştirmek, ilim ve irfan öğrenmek pahasına işkolik olmaya razıyım :) Hayatımın Gayesi; önce kendime, sonra dünyama faydalı olmak ve katkıda bulunmaktır. İnanıyorum ki kendimi değiştirirsem, ailemi, milletimi ve dünyamı değiştiririm. Yazılarım makale tarzı olup akıcı bir üslup ile yazılmıştır. Okurken kendinize bir şeyler katacağınıza eminim. İyi okumalar :)

Yorumlar

  • 0 Yorum
Ziyaretçi olarak yorum yapıyorsun, dilersen Giriş yap