Din Adamlarını Rab Edindiler
- Sebahattin Ünlü
- 14 Ağu 2016 - 16:57
- 5 dk okuma süresi
- -
- 0
Bekli de çoğumuzun hiç duymadığı, duysa bile üzerinde hiç tefekkür etmediği bir ayet…
“Onlar, Allah’ı bırakıp, din adamlarını, rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih’i Rab edindiler. Oysa onlara sadece tek olan Allah’a kulluk etmeleri emredilmişti. Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur. O, yüceler yücesidir; onların ortak koştuklarından münezzehtir.” (Tevbe/31)
Belki de bu ayeti daha öncesinde duymuşuzdur fakat hiç üzerimize alınmayıp, sadece Hıristiyanlar’a ve Yahudiler’e nispet etmişizdir. Bu yüzden de belki “Nasıl olsa bana bir şey söylemiyor, sadece ehli kitaptan bahsediyor” diyerek hiç tefekkür etmeye çalışmamışızdır.
Şimdi biraz tefekkür vakti…
Kuran, Yahudilerin ve Hıristiyanların kendi din adamlarını Rabler edindiğini söylüyor. Ve biz de bu ayete içimizde şüphe bulundurmadan iman ediyoruz. Peki ya siz; hiç, bir Hıristiyan’ın ya da bir Yahudi’nin “beni bu din adamı yarattı, beni bu rahip yarattı” dediğini duydunuz mu? Ya da başka bir dine mensup birisinin, buna benzer bir şeyler söylediğini…
Bugün yeryüzünde akli dengesi yerinde olan hiçbir kimseden bu ve buna benzer sözler duyamazsınız. Bildiğiniz üzere Yahudiler de Hıristiyanlar da (her ne kadar teslis inancına sahip olsalar da) tek bir yaratıcıya iman etmektedir. Zaten Kuran-ı Kerim’de bize “din adamlarını yaratıcı edindiler” demiyor ki, “din adamlarını Rabler edindiler” diyor. Demek ki “Rab” kavramı ile “Yaratıcı” kavramı birbirinden farklı anlamlara gelmektedir.
Biz de tıpkı Yahudiler ve Hıristiyanlar gibi tek bir yaratıcıya iman ediyoruz. Fakat ya biz de fark etmeden onlar gibi kendi din adamlarımızı “Rab’ler” ediniyorsak?
Allah Rasulü, bu başta zikrettiğimiz Tevbe/31 ayetini okuyunca daha önce Hıristiyan iken Müslüman olmuş bir sahabi: “Ey Allah’ın Rasulü! Biz onlara kulluk etmiyorduk ki!” diye itiraz eder. Bunun üzerine Peygamberimiz “Siz onların haram kıldığını haram, helal kıldığını helal bilmiyor muydunuz? İşte bu, onları Rab edinmektir” der. (Tirmizî, Tefsiru’l-Kur’ân, 9; Beyhakî, Sünenü’l Kübrâ, X,196.)
Yani buradan da anlıyoruz ki, onlar kendi din adamlarını dinde otorite gördükleri için Rab edinmiş oluyorlardı. Allah ve Peygamberler’inin ne dediğine bakmaksızın din adamlarına uyuyorlar; onların her helal dediğini helal kabul edip, her haram dediğini haram kabul ediyorlardı.
Peki ya biz herhangi bir konuda ihtilafa düştüğümüzde ilk önce nereye başvuruyoruz? En basitinden bir konuyu internette araştırırken, ne yazarak araştırıyoruz? “ayet ve hadislere göre filan konu” diye mi araştırıyoruz yoksa “falan hocaya göre filan konu” diyerek mi araştırıyoruz?
Allah Rasulü, Muaz’a “Sana bir dâvâ getirildiğinde neyle hüküm verirsin?” diye sorar. Muaz (r.a.), “Allah’ın Kitabı: Kuran’la” der. Rasulullah, “Onda bulamazsan neyle hükmedersin?” diye tekrar sorar. Hz. Muaz, “Rasulullah’ın sünnetiyle.” diye cevap verir. Rasulullah’ın (a.s.m.), “Ya orada da bulamazsan?…” demesi üzerine de Hz. Muâz şu cevabı verir: “O zaman kendi görüşüme göre içtihat eder, ona göre hüküm veririm.” Onun bu cevabı Peygamberimiz çok sevinir ve “Rasulullah’ın elçisini Rasulullah’ın hoşnut olacağı bir şeye muvaffak kılan Allah’a hamdolsun!” buyurur. ( Tirmizî, Ahkâm: 3; Ebû Dâvud, Akdiyye: 11; İbni Mâce, Menâsik: 38.)
Bu ve benzeri hadislerden ve ayetlerden anlaşılıyor ki, bu dinin temeldeki kaynağı Kuran ve Sünnettir. Kuran ve Sünnette dayanağı olmayan hiçbir söz, İslam’da kesin delil olarak kabul edilemez.
Allah Rasulu’nün de dediği gibi, İlim üçtür;
- Konuşan Kitap (Kuran)
- Yerleşen Sünnet
- ‘Bilmiyorum’ demek.
(İbn Mâce, Abdullah b. Ömer’den)
Ne bir âlimin Allah’tan gelen ilhamla yazdığını iddia ettiği bir kitap, ne “Salih rüya” olduğu iddia edilen bir rüya, ne de Kuranda ve Sünnette temeli olmayan bir fetva; İslam için bir delil teşkil edemez. Bunların hiçbiri, Allah Rasulü’nün sözüne göre “ilim” bile sayılamaz!
Âlimlerimizin sözleri, yorumları bizim için çok değerli olmakla birlikte; eğer bir yorumun Kuran ve Sünnette dayanağı yoksa o yorumun bizim için bir bağlayıcılığı yoktur.
Aynı şekilde âlimlerimize her ne kadar güveniyor olsak da, önümüze sunulan fetvaların delillerini öğrenmeye çalışmak zorundayız. Aksi takdirde biz de kendi din adamlarını Rab’ler edinenlerin durumuna düşebiliriz.
Kafamıza bir konu takıldığında önce Kuran’a sonra da Sünnet’e bakmak yerine; âlim bildiğimiz insanlara sormak ve varsa hikayelerini dinlemek daha kolayımıza gidiyor.-nedense? – Getirilen yorumların delillerini sormak ise hiç aklımıza gelmiyor.
İşte Hıristiyan’lar ve Yahudi’ler de böyle yapıyordu. Onlar da kafalarına bir konu takıldığında din adamları haram derse haram kabul edip, helal derse de helal kabul ediyorlar ama Allah’ın sözüne hiç başvurmuyorlardı.
Allah Rasulü’nün de dediği gibi, adım adım Yahudilere benziyoruz!
Müslüman; Teslimiyet içinde olan demektir. Fakat bu teslimiyet, âlim ve hoca bildiklerimize değil; yalnızca Allaha olan teslimiyettir.
Eğer din adamlarımıza taassup içinde bağlanıyor; hiç delilini sormadan, onların her söylediğini doğru kabul ediyor, her yorumlarını delil kabul ediyorsak… Biz de tıpkı Yahudiler ve Hıristiyanlar gibi din adamlarımızı Rab’ler ediniyoruz demektir (Allah muhafaza).
Dikkat edelim kardeşler…
Âlimlerimize delillerini sormayı kendimize âdet edinelim.
Rabbim hepimizi sırât-ı müstakime ulaştırsın… Amin!
İmam-ı Azam Ebu Hanife (Rahmetullahi Aleyh) ;
“Bir kimsenin nereden aldığımızı bilmeden bizim sözümüzü alması (onunla amel etmesi) helal olmaz!”
“Benim delilimi bilmeyen bir kimsenin sözlerimle fetva vermesi haramdır! Çünkü biz beşeriz. Bugün bir söz söyler, yarın ondan geri dönebiliriz.”
İmam Malik (Rahmetullahi Aleyh) ;
“Ben bir beşerim, isabet eder, hata da ederim. Benim görüşlerime bakın; Kitap ve Sahih Sünnete uyanları alın, Kitap ve Sahih Sünnete uymayanların hepsini terk edin!
İmam Şafii (Rahmetullahi Aleyh) ;
“Kitaplarımda Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’ın sünnetine muhalif bir şey bulursanız, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’ın sünnetiyle amel edin benim sözlerimi terk edin!”
İmam Ahmed bin Hanbel (Rahmetullahi Aleyh) ;
“Beni taklid etmeyin, Malik’i de, Şafiî’yi de, Evzaî ve Sevrî’yi de taklid etmeyin! Onlar nereden aldılarsa siz de oradan alın!”
“Evzaî’nin görüşü, Malik’in görüşü, Ebu Hanife’nin görüşü… Bunların hepsi birer görüştür. Bana göre de hepsi eşittir. Delil ise ancak hadislerdir.”
Yorumlar