Edebiyat Fikir Düşünce Genel Şiir

Dilin ve Fikrin Sınırları var mı ?/ Taklitçilik ve Yaratıcılık Üzerine

  • 3 dk okuma süresi
  • -
  • 0
Dilin ve Fikrin Sınırları var mı ?/ Taklitçilik ve Yaratıcılık Üzerine
Arkadaşlar sizce fikrin ve dilin sınırı var mıdır ?
''Tabiki de haaayııır!''dediğinizi duyar gibiyim bu konuda acele cevap vermeden kulağımızı Çiçero'ya çevirelim:
''Güneş altında söylenmemiş hiçbir söz yoktur!'' bunu şu şekilde de yazabiliriz ''Gökyüzü altında söylenmemiş hiçbir söz yoktur!''
Sizce doğru mu ?
 
Konuma araştırmamı yaparken rastladığım bir şiirle başlamak isterim.
Aziz Nesin - SUSARAK
Güneş altında söylenmedik söz yokmuş..
Bu yüzden geceleri söylüyorum sevdiğimi...
Ne gece ne gündüz yokmuş söylenmemiş söz...
Bende söylenmişleri söylüyorum yeni biçimde...
Hiç bir biçim kalmamış dünyada denenmedik...
Bende susuyorum sevgimi saklayıp içimde...
Duyuyorsun değil mi suskunluğumu nasıl haykırıyor...
Susarak sevgisini ilan eden çok var sevgilim...
Ama bir başka seven yok benim sustuğum biçimde...
Bazen slogan olsun, şiir yazmak olsun, hikaye olsun, oyun içi takma isim olsun... Yaptıgımız her şey birer taklit mi? Aziz Nesin'nin yukarıda verdiğim şiirine biraz daha dikkatlı bakalım; ''Ben de söylenmişleri söylüyorum yeni biçimde...'' Yeni bir biçimde söylemek? Sizce Aziz Nesin bu cümlesinde taklitçilik mi yapıyor yoksa yaratıcılık mı?
 
Taklit/ TDK: Her yönden, belli bir örneğe benzemeye çalışma anlamına gelir.
 
Yaratıcılık/TDK: Yaratma yeteneği olan. Zekâ, düşünce ve hayal gücünden yararlanarak görülmeyen yeni bir şey ortaya koyan, yapan,
 
Belki kesin sınırları ve doğruluğu yok ama bana göre şimdilik taklit gibi duruyor ama şimdi size söyleyecegim müthiş bir örnek ile olayı daha iyi kavrayacaksınız dostlar! Emin olun.
 
-Nedir örnek Ömer Bey ?
+Lego parçaları.
 
Elinizde 5 farklı şekilde 100 parça lego vardır. Legoları Önceden söylenmiş sözler olarak nitelendirelim. Bu legolarla kaç farklı şekil yapılır. Matematikteki Kombinasyon/Permutasyon gelse eline su dökemez. Dünyaya ve olaylara ne kadar farklı bakarsanız o kadar çok farklı şekiller elde edersiniz. Dil dediğimiz kavram zaten başı ve sonu belli olan sözcüklerden oluşur. Bir dilin sınırları, eski veya yeni mevcut kelime hazinesi ile o dilde kullanılan bütün cümle tipleri ve klişeleridir. Cümle ise bu harflerin anlamlı bütün oluşturmasıdır. Anlamlar önceden söylenen sözlere yüklenen manalardır.
 
"Dilin ve Fikrin Sınırı Var mı?" Başlığımın cevabı bana göre ''Sizin ona verdiğiniz anlama bağlıdır.'' Benim bildiğim kelime ve kavram sayısı ne kadar çoksa, bildiğim ve kullanabildiğim cümle tipleri ne kadar çeşitli ve zengin ise, benim düşünce kudretim o kadar güçlüdür; konuşma ve yazma kabiliyetim o kadar geniş ve kuvvetlidir. Başarılarım, yapabildiğim işler o kadar çoktur ve ortaya koyabildiğim eser sayısı o kadar fazladır. Çünkü her insan farklıdır ve farklı düşünmesi doğaldır.
 
Wittgenstein: ''Bir kelimenin anlamı, onun dildeki kullanımıdır !'' der. Bu konuda onu ve onun izinde olan ikinci "Yenicileriler"i alkışlıyorum. Biz insanlar olsa olsa bir şeyin üzerine katkı sağlayabiliriz ya da bağlantıları birleştirebiliriz. Şiir yazarken söylenmiş her kelimenin üzerine birleştirdiğiniz her iki kelimeye yeni anlamlar katabiliriz. Cümleler aynı olsa da ya da normal herkesin anlayacağı okuyabileceği bir cümle olsa o cümledeki anlamı sadece yazan kişi bilebilir. Atasözleri ve deyimler de böyledir. Birçok mecazi ve soyut anlamlar da vardır. Önemli olan işte bu niyeti bilmektir. Bunun içinde epey bir bilişsel gelişim düzeyine sahip olmamız gerekir. Yani Piaget'e göre soyut işlemler döneminde (12 yaş ve üstünde) olmak gerekir. Bizler olana eklemeler yapabiliriz. Bu ise ne yaratıcık ne de taklitçiliktir diyor ve Cemal Süreya'nın bir şiiriyle olayı kapatıyorum.
 
Beni Öp Sonra Doğur Beni
Şimdi utançtır tanelenen sarışın çocukların başaklarında.
O
vadan gözü bağlı bir leylak kokusu ovadan çeviriyor o küçücük güneşimizi.

Taşarak evlerden taraçalardan gelip sesime yerleşiyor.
Sesimin esnek baldıranı, sesimin alaca baldıranı.
Ve kuşlara doğru fildişi rüzgarın tavrı. dağ güneş iskeleti.
Tahta heykeller arasında denizin yavrusu kocaman.
Kan görüyorum, taş görüyorum,
Bütün heykeller arasında karabasan ılık

Acemi, uykusuzluğun sütlü inciri kovanlara sızmıyor.
Annem çok küçükken öldü beni öp, sonra doğur beni.
 
Sonuç: Aynı malzeme, farklı sonuç.
Ne taklit ne yaratıclık. Ortada bir şey
 
Selam ve Dua ile...
 
Etiketler
Farklılık fikir Dil Özcülük Kopyacılık Dilin Sınırları Fikrin Sınırları Özgün

Yazar Hakkında

Ömer Güncü

Adıyaman Üniversitesi'nde Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik 2023 Mezunuyum. Çeşitli yardım kuruluşlarında ve sivil toplum kuruluşlarında yer aldım. Adıyaman Gençkızılay'da İl Baskan Yardımcılığı, Sosyal medya uzmanlığı, AFAD Adıyaman Baskanlik gönüllüğü, medya ve görüntüleme birimi sorumluluğu, Ahbap Hatay  Projesi Egitmenlik görevi. Adıyaman Anadolu Gençlik Derneği üniversite komisyonu teşkilat başkanlığı gibi görevlerde yer aldım.

.

Çok gezip, çok okumayı seven birisiyim. Okuduğum kitaplar ağırlıklı olarak psikoloji, din ve sosyoloji üzerinedir. Roman okumayı da çok severim. Psikoloji, din ve sosyoloji gibi alanlarda araştırma yapmaya yazılar okumaya ve bunlar üzerine yazmaya hevesli birisiyim. Çevremce işkolik olduğum söylenir. Ben kendimi geliştirmek, ilim ve irfan öğrenmek pahasına işkolik olmaya razıyım :) Hayatımın Gayesi; önce kendime, sonra dünyama faydalı olmak ve katkıda bulunmaktır. İnanıyorum ki kendimi değiştirirsem, ailemi, milletimi ve dünyamı değiştiririm. Yazılarım makale tarzı olup akıcı bir üslup ile yazılmıştır. Okurken kendinize bir şeyler katacağınıza eminim. İyi okumalar :)

Yorumlar

  • 0 Yorum
Ziyaretçi olarak yorum yapıyorsun, dilersen Giriş yap