Din Fikir Düşünce

Dil İşlerini Hâl İşlerinden Ayırırsak Ne Olur ?

  • 2 dk okuma süresi
  • -
  • 0
Dil İşlerini Hâl İşlerinden Ayırırsak Ne Olur ?

Laiklik çoğu zaman siyasal bir yönetim biçimi olarak ele alınır; devlet ile din arasındaki mesafenin adı olarak tarif edilir. Oysa bu kavram, yalnızca anayasal düzlemde değil, insanın kendi iç dünyasında da karşılık bulur. İman ile hayatı, söz ile hâli, iddia ile davranışı birbirinden ayıran bir bilinç; herhangi bir politik tanım kullanmasa dahi laikliğin bireysel rengini taşır. Bu nedenle mesele, sadece devletin laik olup olmaması değil, insanın imanını hayatın neresinde konumlandırdığıdır.

Dil işleri ile hâl işlerini ayıran bir insan profiliyle sıkça karşılaşılır. İnandığını söyler; fakat karar anlarında bu inancı devreye çağırmaz. Allah vardır, fakat hayatın düzenleyicisi değildir. İnanç kabul edilmiş, ancak belirleyici kılınmamıştır. Bu noktada şu soru kaçınılmaz hâle gelir: Karakterinde bu ayrımı yaşayan bir birey, toplumsal düzeyde laikliği devirmeye talip olabilir mi? İç dünyasında dini özel alana hapseden bir bilinç, kamusal alanda dinî bir iddia taşıyabilir mi?

Kur’an’ın bu duruma yönelttiği itiraz son derece nettir: “İnsanlar ‘inandık’ demekle bırakılacaklarını mı sandılar?” ve “Niçin yapmadığınız şeyi söylüyorsunuz?” Bu ayetler, doğrudan inkârı hedef almaz; iman iddiasıyla hayat pratiği arasındaki kopukluğu sorgulatır. Sorun, inanıp inanmamak değil, inanılan şeyin hayata hükmedip etmemesidir. Bu bağlamda insan, imanını hayatına senkronize etmediği ölçüde sekülerleşir. Çünkü iman, karar mekanizmasının dışında bırakıldığında bir yön tayin edici olmaktan çıkar, sadece kimlik bildirimi hâline gelir.

Allah’a inanıp O’nu karar mekanizmasının dışında bırakan bir bilinç, modern laikliğin bireysel hâlidir. İnsan çoğu zaman Allah’ı inkâr ettiği için değil, O’nun hayatına karışmasına razı olmadığı için mesafe koyar. Bu mesafenin arkasında korkular, konfor alanları, sosyal baskılar ve “herkes böyle yapıyor” gerekçesi bulunur. İman kabul edilmiştir, fakat bedel ödemesi istenmemektedir.

Bu noktada laiklik, bir psikolojiye dönüşür. Allah vardır ama risk alınacak yerde yoktur. Ahlak konuşulur ama çıkar çatıştığında susar. İnandığını söyleyen fakat karar alırken Allah’ı hesaba katmayan insan profili, çağımızın en yaygın çelişkilerinden birini temsil eder. Sorun, iman cümlesinin eksikliği değil, imanın hayata müdahalesine duyulan dirençtir.

Sonuç olarak iman, hayata karışmadığı sürece yalnızca söylenmiş bir söz olarak kalır. Asıl soru şudur: İnsan, Allah’ın sadece var olmasına mı razıdır, yoksa hayatına ve kararlarına hükmetmesine de mi?

 

Etiketler
insan Nefis Düşünce Din

Yazar Hakkında

Yorumlar

  • 0 Yorum
Ziyaretçi olarak yorum yapıyorsun, dilersen Giriş yap