De ki: Anneme Veriyorum
- Ümmü Gülsüm Şavran
- 19 Eyl 2016 - 16:05
- 5 dk okuma süresi
- -
- 0
Günlük hayatta hepimizin defalarca tanık olduğu bir sahne vardır. Parkta, sokakta, misafirlikte, alışveriş merkezlerinde, tanıdık veya tanımadık herkese çocuğunu anlatan/öven anne-babalar… Bir başka deyişle çocuk-ebeveyn ilişkisinde; “çocuğu seslendiren ebeveynler”. Tabii söylediklerini çocuğa onaylatmayı da ihmal etmezler;
“Ablası gördün mü bak nasıl da güzel resim yapıyor… İlerde ressam olacak benim yavrum. Değil mi çocuğum?”
“Teyzesi benim oğlum sınavdan en yüksek notu aldı. Sınıfta birinci, değil mi oğlum?”
“Halası bakar mısın nasıl güzel şiir okuyor. Edebiyata yönelecek benim kızım. Değil mi kızım?”
“Amcası oğlum geçen bir gol attı görmen lazım. Geleceğin yıldız futbolcusu olacak, bu topu da hediye olarak alıyoruz. Değil mi aslan oğlum?”
Çocuğu seslendiren, ne yapacağına karar veren, hangi mesleği seçeceğini belirleyen çok düşünceli aileler/ailelerimiz… Peki ya sonuç? 20’li yaşlara gelmelerine rağmen kendini ifade edemeyen, özgüveni düşük, kişilik gelişimi olumsuz etkilenen bireyler… 7 yaşına kadar çocuğa yemeğini yediren anne, 18 yaşına kadar giyeceği kıyafeti seçen/belirleyen baba, misafirlikte veya başka bir ortamda çocuğa sorulan soruları cevaplayan anne-baba ve 20’li yaşlara gelmesine rağmen girdiği ortamda sudan çıkmış balık gibi ne yapacağını bilmeyen birey…
Çocuğumuza iyilik yapalım derken bu şekilde davranarak farkında olmadan onun gelişimini olumsuz etkiliyoruz aslında. Sonrasında ise dilimizde bir cümle; “Bu çocuk niye böyle oldu?”. Bu soru bana yöneltildiğinde aile yapısını bildiğim ebeveynlerle geçmişe kısa bir yolculuk yapıyorum, mesela; “Hani oğlun şöyle bir davranışta bulunduğunda senin tepkin nasıl olmuştu hatırlıyor musun? Kızın aslında bunu yapacakken senin onu farklı yönlendirdiğin şu konu vardı hatırladın mı?” gibi, hatırlamaya ve çocuğu olumsuz etkileyen tutumlar üzerine düşünmeye sevk ediyorum. Yazıyı okurken haklı olarak şu soru aklınıza gelebilir “Madem yanlış giden bir şeyler olduğunu farketmişdin, niye aileyi ilk anda uyarmadın?”. Bazen çevremizde olumsuz gittiğini farkettiğimiz ve düzeltmek için çaba sarfettiğimiz konular o an için ailelere olumsuz gelmediği gibi kendi yaptıklarının kesinlikle doğru olduğuna inandıkları için malesef düzeltilemeyen hatalar olarak kalabiliyor. Tıpkı bu yazıyı kaleme almamda etkisi olan şu cümle gibi: “De ki: anneme veriyorum”. Bu cümle 5 yaşındaki yeğenimle bir telefon konuşmamızda yeğenimin annesi tarafından “Şöyle söyle, böyle de…” diye yönlendirilirken “De ki: anneme veriyorum” dediğinde yeğenimin art arda gelen cümlelerin içinden çıkamayıp aniden annesinin söylediğini aynen tekrarlaması ile son bulan konuşmamızda geçmişti. Annesine neden çocuğun kendisinin istediği gibi cevap vermesine izin vermediğini sorduğumda bana “Aman çocuk işte, ne diyecek sanki…” cevabını vermişti. Daha sonraları aynı çocuk, annesi yanında değilken telefonda hiç konuşmadan dakikalarca beklediği zaman “Niye konuşmuyorsun?” diye sorduğumda “Ne diyeceğim ki” cevabını verdi. Evet çocuk çok haklı; yönlendiren/ konuşturan biri olmayınca doğal olarak çaresiz beklemeye başlıyor. Halbuki gününün nasıl geçtiğini, kardeşiyle oynadığı oyunu, arkadaşıyla paylaştığı oyuncağı vb. anlatabilecek potansiyele sahip bir çocuk…
Bana “Çocuk işte ne diyecek” cevabı verilmişti. “Çocuk işte” sözü çok önemli; evet “Çocuk” hem de daha 5 yaşında ve sırf bu yüzden en çok konuşmayı o hakediyor, kendisini ifade etmeye en çok onun ihtiyacı var… Bir çocuğun kendini ifade etmesine neden engel olunulur ki?! Bunun için miydi çocuğunuz ilk kelimesini, ilk cümlesini söylediğinde attığınız o sevinç çığlıkları, yaşadığınız o müthiş mutluluk… Sırf çocuğunuzun en çok konuşmak istediği zamanlarda kendisini ifade etmesine izin vermemek, söz hakkı tanımamak, onu susturmak için miydi? Cevabınızı duyar gibiyim: “Tabii ki hayır..”
Peki ne yapmalıyız?Çocuklarımızla diyalog halinde olmalı, oynadığı bir oyun, okuduğu bir kitap, seçtiği bir oyuncak hakkında fikir alışverişi içerisinde sohbet ederek kendisini ifade etmesine, düşüncelerini dile getirmesine destek olmalıyız. Çocuğumuz bir soru sorduğunda onunla göz teması kurarak ve ilgilendiğimizi ona hissettirecek şekilde, sorduğu soruyu ciddiye alarak konuşmalıyız. Bir çocuğu geçiştirmek; işim var, meşgulüm vs. demek, vaktimiz varken onlara vakit ayırmamak çocuğa yapılacak en büyük kötülüklerden biridir. Eğer çok yoğun bir anımıza denk geldiyse o zaman; “Şu an bitirmem gereken işlerim var, bitirdikten sonra seninle bu konuyu rahatça konuşabiliriz.” gibi durumu açıklayarak çocuğun hem bekleme davranışını kazanmasını hem de işimiz bittikten sonra ona yeterli vakti ayırıp ilgilenerek güven duygusunun gelişmesini sağlayabiliriz. Çocuk bir bilim adamı misali araştırır, sorgular, öğrenmek, bilgilenmek ister bu nedenle bazen aklımıza hiç gelmeyecek sorular da sorabilir, onu en güzel şekilde sabır ve ilgi ile dinleyip sorularını yaşına uygun olarak cevaplamalıyız. Çocuğumuz bize kızabilir veya yaptığımız bir şey konusunda mutluluk duyabilir, bu ve buna benzer diğer duygularını dile getirmesini desteklemeliyiz. Sorun odaklı değil çözüm odaklı olmalıyız: “Anne/baba, parka gitmeme izin vermediğin için sana çok kızdım.” diyebilir. “O nasıl söz, anne/babaya kızılır mı” gibi olumsuz bir tepki göstermemeli “Evet oğlum/kızım seni anlıyorum, bugün hava çok soğuk olduğu için rahatsız olmandan endişelendim, o yüzden gitmeni istemedim. Havanın güzel olduğu bir gün beraber gideceğiz.” gibi onu anlamaya ve çözümler üreterek yardımcı olmaya çalışmalıyız. (Örnekler ve davranış şekilleri çoğaltılabilir.)
Her çocuk farklı, özel ve biriciktir. Biri çok güzel kitap okuyup diğeri çok güzel kalem tutup yazı yazabilir. Bu bilinçle hareket edip asla çocuğumuzu başka çocuklarla kıyaslamamalı aksine onun güçlü yanlarını ortaya çıkarmaya çalışmalı ve başardığı bir işte (ödev, maç kazanımı, güzel şiir okuma vb.) başarısını tebrik edip bir ortama girdiğinde bizim değil onun kendisini bağımsız ifade etmesine yönelik çalışmalı ve özgüveninin gelişmesine destek olmalıyız. Olumsuz bir davranışını gördüğümüzde toplum içinde değil evde yalnızken “Seninle şu konuda konuşmak istiyorum” diyerek kızmadan ve onu rencide etmeden rahatsız olduğumuz konuyu konuşmalıyız. Bu şekilde davrandığımızda kendisi de hoşnut olmadığı bir konuda bizimle veya başka bir kişiyle duygularını rahatça ifade etmeyi öğrenmiş olacaktır.
Çocuklar ayna gibidir siz ne gösterirseniz onu yansıtır. Bu unutulmamalı ve bu bilinçle hareket edilmelidir.
Etiketler
Yazar Hakkında
Ümmü Gülsüm Şavran
Bir yanım hüzün bir yanım umut...
Yorumlar