COVİD-19 ve Eğitim
- Ömer Güncü
- 12 Oca 2021 - 13:33
- 16 dk okuma süresi
- -
- 6
Merhaba, bu araştırmamda Covid-19 salgınının eğitime olan etkisine değindim. Bu araştırmamda bana literatür taraması konusunda yardımcı olan ve kendisi Psikolojik Danışman Öğretim Görevliliği görevi yapan Sayın Mehmet Can Saray hocama teşekkürlerimi sunarım. Bu araştırmam ile ilgili eğitim konusunda 4 önemli meseleye değinmek istiyorum.
1) COVID-19 Salgınında Öğrenmenin Sürdürülmesi
Okulların kapalı olduğu zaman aralığında öncelik çocukların ve tüm insanlığın sağlığı olmakla birlikte, öğrenmenin sürekliliğinin sağlanması için Türkiye dâhil pek çok ülkede çeşitli çalışmalar yürütülüyor. Bazı ülkeler Covid-19 salgını ile ilgili hangi tedbirlerini aldıklarını ve hangisinin eğitim için iyi olduğunu rapor ediyorlar. Bu raporlarda, küresel ölçekte bilgi, yazılım altyapısı ve öğretim içeriği paylaşımı için çağrılar yapılıyor. Daha önce sınırlı olarak ücretsiz erişime ve kullanıma açık bazı platformların ve içeriklerin tamamen ücretsiz erişime açılması ise bu çağrıların karşılığı olarak görülüyor. Pek çok ülke için salgının seyri ve okulların tekrar ne zaman açılacağı öngörülemediğinden, öğrenmenin sürdürülmesine yönelik alınan tedbirler de günden güne değişebiliyor ve bu tedbirlerin her biri önemli bir tecrübe. Tecrübeleri paylaşmak ise önlem almayı ve karar almayı kolaylaştırıyor. Eğitim bazı ülkelerde internet, radyo veya televizyon üzerinden video dersler aracılığıyla kayıtlı dersleri sunarken, bazıları mevcut uzaktan eğitim altyapılarını kullanmaktadır. Ayrıca, çeşitli platformlar üzerinden oluşturulan sanal sınıflar ile öğretmenler öğrencileri ile etkileşimli olarak ders işleyebilmektedir. öğrencilerle iletişiminin sürekliliğini sağlayacak iletişim kanalları oluşturularak, bu kanallara ders anlatım videoları yüklenebilmekte yine bu kanallar üzerinden verilen ödev ve projeler ile öğrencinin takibi yapılabilmektedir. Çeşitli eğitim platformları ile ortaklıklar kurularak, bu platformlardaki içerikler (ders anlatımı, animasyonlar, etkileşimler, sınavlar, çeşitli ölçüm araçları vb.) ücretsiz olarak öğrencinin kullanımına sunulabilmektedir. Ülkeler bu tedbirlerden yalnızca birini uygulayabildiği gibi, farklı eğitim kademeleri için tedbirleri farklılaştırabilmekte veya karma bir yöntem belirleyebilmektedir. Örneğin Çin çevrimiçi öğrenme fırsatı sunulduğu belirtti. Hali hazırda altyapısı olan çevrimiçi öğrenme platformunda (www.eduyun.cn) yer alan dijital kitaplar, okuma materyalleri, görsel-işitsel öğretim materyallerinden yararlanıldı. Bu platform üzerinde yalnızca öğretim programına yönelik eğitimler değil, ahlaki eğitim, can güvenliği eğitimi, akıl sağlığı eğitimi ve aile eğitimi de verildi. İspanya’nın Bask bölgesinde ise ulusal TV kanalı üzerinden altı ile 10 yaş arasındaki çocuklar için yaşlarına göre ayarlanmış bir program çerçevesinde video öğretim yapılıyor. Öğrenciler bu videolara aynı zamanda Youtube kanalı, internet sitesi ve uygulama üzerinden de erişebiliyor. Türkiye’de aynı şekilde TRT-EBA TV üzerinden yürütüyor. Kısacası ülkeler eğitimi uzaktan eğitim şeklinde sürdürmeye devam etmektedirler ve bunu yaparken materyalleri de ücretsiz paylaşmaktadırlar.
2) COVID-19 VE OKULLARIN DURUMU
Bilindiği üzere Türkiye’de okullar 16-20 Kasım 2020 tarihleri arasında ara tatile girdi. Ara tatil öncesinde farklı sınıf seviyelerindeki öğrenciler için haftada iki gün anaokulları için haftada beş gün yüz yüze eğitime geçilmişti. Ortaokullarda 6. ve 7. sınıf öğrencileri ve liselerde 10. ve 11. sınıf öğrencileri ise eğitimlerine uzaktan devam ediyordu.
Peki diğer ülkelerde durum ne?
16 Kasım itibariyle bazı ülkelerde okullar tamamen açık olup bazı okullar ise kısmen ve Covid-19 salgını nedeniyle bazı ülke okulları ise tamamen kapalıdır. Dünyanın pek çok yerinde özellikle de Avrupa kıtasında salgın kontrol altına alınabilmiş değil. Okulların açılmaya başladığı Eylül ayından bugüne de dünyada vaka sayıları artmaya devam ediyor. Buna karşın, beklenenin ve sanılanın aksine okullarını kısmen veya tamamen açan ülke sayısı da artıyor. Türkiye’de yüz yüze eğitime geçişin ilk aşaması olan 21 Eylül’de toplamda 143 ülkede okullar açıkken, 9 Kasım’da bu sayı 182 ülkeye yükselmiş durumda. Vaka artışları sebebiyle Ekim ortası itibarıyla bazı ülkelerde çeşitli toplumsal kısıtlamalara gidildi. Örneğin; eğlence merkezleri, restoranlar, spor salonları ve sanat galerileri kapatıldı, seyahatler yasaklandı, belirli saatlerde sokağa çıkma yasağı getirildi. Buna karşın Almanya, Danimarka, Fransa ve İngiltere’nin de aralarında bulunduğu bazı ülkelerde okulların toplumsal öncelik olarak bu kısıtlamaların dışında tutulduğu ve yüz yüze eğitime devam edileceği açıklandı. Alınan tedbirlere bakıldığında bazı ülkelerde Öğrencilerin okula dönmesi için alınan önlemler arasında, öğrencilerin gruplara bölünmesi, her gruba okul bahçesinde, tuvaletlerde ve yemekhanede kendi alanının verilmesi böylece grup dışındakilerle temasın azaltılması veya kesilmesi yer aldı ve yine malum ülkeler 30 Kasım’a kadar uygulanacak kısıtlamalar kapsamında sinemalar, tiyatrolar, spor salonları, havuzlar, restoranlar (paket servis hariç) ve barlar kapatıldı. Ancak okullar ve kreşlerin tümü bu kısıtlamaların dışında tuttular. Diğer bazı ülkelerde çocukların farklı öğrencilerle temaslarının önlenmesi için yaş gruplarına (year bubbles) göre zamanlamalar belirlendi, teneffüs saatleri ve giriş çıkışlar yaş gruplarına göre farklılaştırıldı, çocuğunu geçerli bir sebebi olmaksızın okula göndermeyen ailelere para cezası uygulandı, lise öğrencileri ve öğretmenler için sınıf dışındaki alanlarda maske zorunluluğu getirildi, İlkokullarda maske takmak zorunlu olmasa da okullar sosyal mesafenin güvenli bir şekilde yönetilemediği kapalı ortak alanlarda öğrencilerden maske takmaları istendi. İnsanlar sadece haklı sebeplerle (işe gitmek, temel malzeme satın almak, tıbbi yardım almak ve günde 1 saat egzersiz yapmak) evden dışarı çıkabiliyor. Gerekli olmayan tüm mağazalar ile restoranlar ve barlar kapatıldı. Okullar ve kreşler açık durumda.
3)COVID-19 VE SINAVLAR
Covid-19 salgını ile yüz yüze eğitim ile ilgili dünya genelinde bazı değişikler yapıldı. Bunların başında eğitim vardır ve eğitim kimi ülkelerde iptal edilmiş kimi ülkelerde de ertelenmiştir. Sınavların iptal edilmesi ile ilgili karar alan ülkeler sınav ı şu şekilde yapmış: muhtemel notları belirlemeleri, öğrenci notlarını kestirimsel olarak vermeleri istenmiş, ine bazı ülkeler tüm öğrencilere tam not verilmesini kararlaştırmış. Ve bazı ülkelerde de tüm sınavlar iptal edilmiş, öğrencilerin bir üst sınıfa sınavsız geçmesi kararlaştırılmıştır. Ancak bazı ülkeler sıkı hijyen ve denetim ile sınavları sürdürmüş, öğrencilerin güvenliğinin sağlanmasında riskler bulunduğuna ilişkin uyarılar yapılmıştır. Sınavların iptali ya da ertelenmesi dışında kimi ülkeler sınavları çevrimiçi olarak uygulama yolunu tercih etmiştir. Türkiye’de bazı sınavlar ertelenmiş bazıları ise ertelenmemiştir ancak yüz yüze eğitime ara verilmesi nedeniyle sınavın içeriğinde değişikliğe gidilmiştir 8. sınıfın birinci döneminde uygulanan öğretim programları esas alınarak yapılacağı, ikinci dönem konularından sınavda soru çıkmayacağı belirtilmiştir. Bu sayede öğrenciler bazı konulardan muaf tutulmuş ve büyük bir rahatlama ile stresli bir çevreden bir nebze uzaklaşmışlardır. Yapılan hamlelere bakılınca Covid-19 süresince Türkiye'de sınavı ertelemek ya da iptal etmek yerine online bir şekilde eğitimin ve sınavın yürütülmesi kararlaştırılmıştır. Alt kısımda uzaktan eğitim konusuna değindim.
4)COVİD-19 VE UZAKTAN EĞİTİM
COVID-19 salgını nedeniyle okulların kapanmasının ardından ülkelerin çoğunda öğrencilerin eğitim ve öğretim süreçlerinden bütünüyle kopmaması için internet, televizyon ve/veya radyo gibi iletişim araçları kullanılarak çeşitli uzaktan öğrenme uygulamaları hayata geçirilmiştir. UNESCO tarafından 61 ülkenin katılımıyla gerçekleştirilen araştırmaya göre ülkelerin çoğunluğunda (%82) uzaktan öğrenme sürecinde televizyon, radyo gibi geleneksel iletişim araçlarını kullanılırken, aynı zamanda internet tabanlı uygulamalar da kullanılmaktadır. Benzer şekilde Türkiye’de de geleneksel iletişim araçları ve internet araçları bir arada kullanılmakta, uzaktan öğrenme ulusal uzaktan öğrenme platformu Eğitim Bilişim Ağı (EBA) ve televizyon kanalları aracılığıyla sürdürülmektedir. Öğretimin etkili olabilmesi için ebeveynlerin ve öğrencilerin bazı hazırlıklara sahip olması, teknoloji ile içli dışlı olması gerekmektedir.
Teknolojik hazırbulunuşluk; teknolojik araçların varlığı ve kullanım durumu göz önüne alınmalıdır. Hem uzaktan öğrenme için kullanılan teknolojik araçların (çevrimiçi öğrenme ortamları, televizyon ve radyo yayınları vs.) içerikleri öğrencilere ulaştırma kapasitesini hem de hane düzeyinde elektrik, telefon, radyo, dijital araçlar, internet gibi teknolojilere erişimi kapsamakta olup bunların kullanılabilmesi etkililiği arttırır.
İçerik hazırbulunuşluğu; yeni öğrenme ortamlarına ve iletişim araçlarına uyarlanabilir içeriğin varlığı. Ulusal öğretim programıyla uyumlu; televizyon, radyo, çevrimiçi platformlar ve/veya evde öğretim için kullanılan basılı materyaller aracılığıyla aktarılmaya uygun öğrenme ve öğretim materyallerinin tüm sınıf düzeyleri ve dersler için varlığını kapsamakta olması etkililiği arttıran diğer önemli faktördür.
Pedagojik hazırbulunuşluk; öğretmenlerin, ebeveynlerin ve çocuğun bakımından sorumlu kişilerin uzaktan öğrenmeye geçiş için hazırlıklı ve yeterli olması. Hem öğretmenlerin uzaktan öğrenme süreçlerini tasarlayabilmek ve yürütebilmek için hazır olmasını hem de ebeveynlerin veya çocuğun bakımından sorumlu kişilerin ev temelli uzaktan öğrenmeye destek olabilmek için uygun ve yeterli olmasını kapsar. Bu kapsama bakacak olursak Türkiye'de teknoloji konusunda gerekli olgunluğa sahip çocuklarımızın varlığı başgösterecektir. Ancak yine de doğu bölgelerinde teknolojinin kısıtlı olması da bu durumu olumsuz etkilemekte ve çocuklar teknoloji ile ilgili gerekli olgunluğa ulaşsalar da deneyimlemek konusunda henüz yetersizdirler.
İzleme ve değerlendirme hazırbulunuşluğu; izleme ve değerlendirme sistemlerinin yeni yaklaşımların etkili olma oranını değerlendirebilecek uyumluluğa ve deneyime sahip olmasını ve uzaktan öğrenme süreçlerinin izlenmesini, derslere erişimin ve katılımın takip edilmesini, öğrenme çıktılarının değerlendirilmesini ve uzun vadeli hedeflere ulaşmak için tasarlanan acil uzaktan öğrenme müdahalelerinin sürdürülebilirliğinin sağlanmasını kapsamaktadır.
COVID-19 salgını nedeniyle ülkelerin aniden geçmek durumunda kaldığı uzaktan öğrenme sürecinde bu hazırlıkların yeterli düzeyde sağlanabilmesi ne yazık ki pek çok ülke için mümkün olamamıştır. Ülkeler çok hızlı bir biçimde tedbirler almak ve çeşitli uzaktan öğrenme uygulamalarını hayata geçirmek durumunda kalmıştır. Hâlihazırda iyi geliştirilmiş bir uzaktan öğrenme platformu ve içeriği bulunan ülkeler bu sürece görece avantajla başlamış olsalar bile, öğrencilerin, öğretmenlerin ve velilerin yeterli teknolojik ve pedagojik hazırbulunuşluğa sahip olmamaları nedeniyle pek çok ülkede özellikle başlangıç aşamasında bir takım aksaklıklar yaşanmıştır. Kimi kaynaklar yeterli hazırlık yapılamadan başlayan bu uzaktan öğrenme deneyiminin arzu edilen şekilde sonuç vermeyeceğini ve başarısız olacağını savunsa da kimi kaynaklar zorunluluktan ortaya çıkan bu uzaktan öğrenme deneyimi sonucunda yeni ve etkili bir hibrit eğitim modelinin ortaya çıkabileceğini iddia etmektedir. Salgının kontrol altına alınmasından sonra gelecek olan “yeni normal” dönemde uzaktan öğrenme uygulamalarının kullanımının ne ölçüde ve ne şekilde devam edeceği büyük ölçüde bu süreçteki deneyimlerden elde edilecek verilere ve deneyimlerden çıkarılacak derslere göre şekillenecektir. Uzaktan öğrenme uygulamalarının tarihi 1800’lü yıllara kadar dayanmaktadır. Posta yoluyla öğretimle başlayan süreç radyo ve televizyon gibi iletişim araçlarının icadından sonra bu araçlarla sürdürülmüş, internetin keşfinden ve yaygınlaşmasından sonra ise yepyeni bir boyut kazanmıştır. İletişimin çoğunlukla dijital araçlarla yürütüldüğü günümüzde bile, radyo diğer medya araçlarına kıyasla daha çok insana erişme fırsatı sunmaktadır. Bu nedenle, COVID-19 salgını nedeniyle mecbur kaldığımız bu uzaktan öğrenme sürecinde özellikle televizyon ve internet erişimi bulunmayan öğrencilere erişebilmek için radyo aracılığıyla eğitsel yayın yapılabilir. Üstelik radyo kullanımı öğrencilerin, öğretmenlerin ve ebeveynlerin çeşitli ve karmaşık teknolojik becerilere sahip olmasını gerektirmediğinden oldukça geniş bir kitleye, sağlıklı bir biçimde ulaşılabilmesini sağlayabilir. Uzaktan öğrenme için, eğer hâlihazırda ülkenin radyo aracılığıyla öğretim yapmaya uygun içeriği yoksa içerik hazırlama maliyeti yüksek olabilir ve yoğun bir çalışma gerektirebilir; ancak içerik hazırlama sürecinden sonraki yayın ve erişim maliyeti oldukça düşük olacaktır. Televizyon yüksek nitelikli öğretmenlerin derslerini çok fazla ilave eğitime ve hazırlığa ihtiyaç duymadan kaydedip yaymanın en hızlı yoludur. Ayrıca evde kalan öğrencilere bu dersleri kaydederek ya da yayınları izleyerek tekrar yapma ve öğrendiklerini gözden geçirme şansı sunmaktadır. Radyo kullanımına benzer şekilde eğer ülkenin televizyon aracılığıyla uzaktan öğretim yapmaya uygun içeriği yoksa içerik hazırlama, kaydetme ve düzenleme maliyeti yüksek olabilir ve yoğun bir çalışma gerektirebilir; ancak hazırlık aşamasından sonraki yayın ve erişim maliyeti görece düşük olacaktır. Türkiye dâhil dünya genelinde pek çok ülkede, okulların COVID-19 salgını nedeniyle kapatıldığı bu dönemde televizyon yayınları uzaktan öğrenme için yaygın bir biçimde kullanılmaktadır. Teknolojik gelişmelerle birlikte özellikle yükseköğretimde çevrimiçi öğrenme yaklaşımları uzaktan eğitim amacıyla daha sık kullanılmaya başlanmış, çevrimiçi yüksek lisans ve lisans programlarının sayısı oldukça artmıştır. Çevrimiçi öğrenme yalnızca uzaktan eğitimde değil örgün eğitimde de kullanılmaktadır. Sınıf içi öğretimle birlikte çevrimiçi öğrenme uygulamalarının kullanılmasının öğrenci öğrenmesi üzerinde oldukça etkili olduğunu gösteren pek çok araştırma bulunmaktadır. Yapılan bazı araştırmalar, çevrimiçi öğrenmenin öğrenme kazanımları açısından yüz yüze eğitimle benzer sonuçlar verdiğini göstermektedir. Ayrıca çevrimiçi öğrenme etkinlikleri işbirlikçi olduğu ve öğretmen rehberliğinde yürütüldüğü takdirde etkileri daha da artmaktadır. Uzaktan öğrenme ve yüz yüze öğrenme, geçmişte yapılan araştırmalarla iyi planlanmış ve hazırlanılmış uzaktan öğrenme müdahalelerinin etkilerini test etmektedir. Dolayısıyla, küresel bir salgın nedeniyle çok kısa sürede kurgulanmış uzaktan öğrenme süreçlerinin etkililiği hakkında doğru bir fikir vermesi de güçtür. Benzer şekilde teknolojik araçlar için de birinin diğerine kıyasla uzaktan öğrenme için daha etkili olduğunu söylemek mümkün değildir. Farklı iletişim araçlarının farklı üstünlükleri ve zayıflıkları vardır. Doğru kullanıldığı, nitelikli içerikler hazırlandığı, öğretmen ve öğrenciler gerekli yeterliklere sahip olduğu ve tüm öğrencilerin erişimi sağlanabildiği müddetçe, tüm teknolojik araçlar uzaktan öğrenme sürecinde etkili sonuçlar elde edilmesine katkı sağlayabilir. Türkiye’de öğrencilerin teknolojik araçlara erişimi Her ne kadar eldeki veriler Türkiye’deki tüm öğrencilere dair net bir şeyler söylemek için yeterli olmasa da uzaktan öğrenme sürecinin her öğrenci için eşit derecede etkili olmayacağını söylemek için yeterlidir. Bu noktada, Türkiye’de tüm uzaktan öğrenme sürecinin internet tabanlı olmaması, ağırlıklı olarak EBA TV’nin kullanılması olumlu bir uygulamadır. Bilgisayar, tablet, akıllı telefon, internet bağlantısı gibi teknolojik araçlara erişimi olmayan öğrenciler de EBA TV yayınlarını takip ederek uzaktan öğrenme sürecine dâhil olabilmektedir. Ancak Türkiye’de öğrencilerin uzaktan eğitime erişimiyle ilgili veriler uzaktan öğretim araçlarının etkililiği ile birlikte değerlendirildiğinde ciddi sınırlamalarla karşılaşılmaktadır. Öğrencilerin %60’ının bu süreçte EBA’ya giriş dahi yapmadığı dikkate alındığında bu öğrencilerin öğrenmelerini nasıl sürdürdüğü, EBA TV’ye erişimlerinin olup olmadığı, EBA TV üzerinden sunulan içeriklerin farklı sınıf seviyelerinde öğrenmeyi ne ölçüde destekleyebildiği, öğrenciler tarafından ne ölçüde izlendiği, ebeveynlerin çocuklarına ne ölçüde öğrenme desteği sağlayabildiği bilinmemektedir. Uzaktan eğitim sürecinde en yaygın erişim imkânı sunan EBA TV’nin ağırlıklı olarak kullanılması noktasında öğretmen-öğrenci etkileşiminin olmadığı, öğrencinin tepkilerinin izlenmesinin ve dönüt sağlanmasının mümkün olmadığı dikkate alındığında, TV yayınlarının özellikle akademik başarı düzeyi düşük, kendi kendine öğrenme becerileri yeterince gelişmemiş öğrencilerin öğrenmesinde ciddi boyutta yetersiz kalması muhtemeldir. Ebeveynlerin eğitim ve birikim olarak çocuklarının öğrenmesine yeterince destek olamadığı koşullarda veya evde öğrencinin bu yayınları izlemesi ve çalışması için uygun bir ortam bulunmadığı koşullarda TV yayınları aracılığıyla uzaktan öğrenmenin etkisi oldukça sınırlı olacaktır. Teknolojik araçlara erişimin dışında öğrencinin ev ortamı, ailesinden bu süreçte gördüğü destek miktarı, salgın sürecinden kaynaklı yaşadığı stres ve kaygı gibi diğer faktörler de uzaktan öğrenme sürecinin verimliliğini etkilemektedir. Bu nedenle, salgın sonrasında yapılacak telafi eğitimlerinin, yeni normal sürecindeki eğitim öğretimin okulların kapalı olduğu dönemde yaşanacak öğrenme kayıplarının farklı düzeylerde olacağı ön kabulüyle planlanması ve sürecin yarattığı etkilerin göz önünde bulundurulması gerekmektedir.
5)COVID-19 VE ÖĞRETMENLERİN DURUMU
Türkiye’de çoğu öğretmen için uzaktan eğitim süreci, öğrencilerinden tamamıyla kopuş anlamına geliyor. Öğrenciler uzaktan eğitim içeriklerini EBA TV üzerinden takip ediyor veya takip ettiklerini varsayıyoruz. Öyle ki bazı öğretmenlerin öğrencileriyle iletişim kurmaları, onların ne yaptıklarını izlemeleri, onlara destek sağlayabilmeleri mümkün değil. Bu sorun özellikle kırsal kesimde, dezavantajlı ailelerin çocuklarının devam ettiği okullarda daha belirgin hale geliyor. Öğretmenler için özellikle küçük yaştaki öğrencilere öğrenme desteği, sosyal ve duygusal destek sağlamak oldukça güç. Öğretmenlerin bir kısmının öğrencileriyle bağının tamamıyla kopmuş olması, okullar yeniden açıldığında karşılaşacakları güçlükler, uzaktan eğitime rağmen yaşanacak öğrenme kayıpları, öğrencilerin bir kısmı için yetersiz bilgi ve beceri ile öğrencinin öğrenmesine destek olmaya çabalayan ebeveynlerin veya aile bireylerinin bu çabalarının sonucunda yanlış öğrenme veya kavram yanılgılarının oluşması gibi olası sonuçlar öğretmenlerde endişeye neden olabilir. Diğer yandan yelpazenin diğer ucunda öğretmenler sanal ortamda, iletişim teknolojilerinin de kolay erişilebilir olması ile okulların açık olduğu, eğitim öğretimin sınıfta sürdürüldüğü duruma göre çok daha yoğun bir iş yoğunluğu, talep ve beklentilerle baş etmek zorunda kalmaktadırlar. Okulların kapanması ile birlikte ebeveynlerin çocuklarının öğrenmesi ve gelişimi ile ilgili kaygılarının artması, öğretmenlerden daha çok ilgi ve kendi çocuklarına daha çok zaman ayırma talebine dönüşmektedir. Rekabetçi bir okul ve eğitim kültürünün hâkim olduğu bir toplumda ne yazık ki ebeveynlerin okulları, öğretmenleri ve kendi çocuklarını diğerleri ile kıyaslaması öğretmenler üzerindeki baskıyı daha da artırmaktadır. Bu baskının özel öğretim kurumlarında çok daha belirgin hale geldiği görülmektedir. COVID-19 salgını nedeniyle tüm dünya çok büyük bir stres altında. Hastalığın henüz kesin bir tedavisinin olmaması, vaka ve ölüm sayılarının her geçen gün artması, karantina sürecinin ne kadar uzayacağının bilinmemesi, yaşanan ve yaşanacak olan ekonomik kayıplar ve krizler, insanların sağlığını ve sevdiklerini kaybetme korkusu dünya genelinde tüm insanları psikolojik olarak zorluyor. Bu sürecin sonunda pek çok insanın depresyon, travma sonrası stres, asabiyet, kaygı bozukluğu gibi psikolojik rahatsızlıklara sahip olacağı tahmin ediliyor.
Halkın ve Öğretmenlerin Psikolojik Durumları
25 Mart 2020 tarihli verilere göre dünya genelinde okulların kapatılmasından etkilenen öğretmen sayısı yaklaşık 63 milyon. Aniden uygulamaya koyulan uzaktan eğitim uygulamalarına olan yabancılık, salgın ile ilgili endişeler ve öğrencilere destek olma kaygısı, özel öğretim kurumlarında çalışan öğretmenler için işsiz kalma olasılığı ve maddi kaygılar öğretmenler için bu süreci oldukça stresli hale getiriyor. Üstelik -okullar arası farklılıklar olmakla birlikte- Türkiye dâhil pek çok ülkede öğretmenler bu süreci oldukça sınırlı bir destekle şekillendirmeye çalışıyorlar. Zira merkezi veya yerel yönetimler de hazırlıksız olarak yakalandıkları bu krizde önceliği öğrencilere uzaktan eğitim vermek için gerekli altyapı, program ve içerikleri ve hazırlamaya vermek durumunda kalıyor.
Elbette ki öğretmenler ve öğrenciler de bu süreçten oldukça fazla etkileniyor. Bir yandan stresle baş etmeye çalışan öğretmenler bir yandan da stres altındaki öğrencilerine yardımcı olmaya çalışıyor. Zaten stres altında olan öğrencilerle uzaktan eğitimi sürdürürken onları ödev ve etkinliklere boğmamaya, süreçten soğutmamaya, motive etmeye ve desteklemeye çalışmak öğretmenlerin karşılaştığı başlıca zorluklar olarak görülüyor. Sınıf ortamında bile disiplini sağlamak, her öğrencinin gelişimini takip etmek, düzeni sağlamak, öğrenme açıklarını tespit edip telafi etmeye çalışmak öğretmenler için oldukça zorlu bir mücadeleyken, bunu uzaktan yürütmek öğretmenlerin hem iş yükünü artırıyor hem de öğretmenler için ekstra stres oluşturuyor. Öğretmenlerin pek çoğu yabancı oldukları uzaktan eğitim sürecine adapte olmaya ve yaşadıkları zorluklarla baş etmeye çalışırken, ayrıca okul yönetimi ve öğrenci velilerinin beklentilerini de karşılamaya çalışıyor. Üstelik hazır olmadan kendilerini içinde buldukları ve çoğunlukla yalnız yürütmeye çalıştıkları bu süreçte yaşadıkları zorluklarla ilgili haksız eleştirilere de maruz kalıyorlar. Bir yandan devam eden sınav baskısı, bir yandan velilerin bu süreçte sürekli destek beklemesi, bir yandan tüm öğrencilere erişme ve yetişme kaygısı, bir yandan uzaktan öğretim planlamanın zorlukları öğretmenler üzerinde çok ciddi bir baskı ve stres oluşturuyor. Salgın sürecinin sonunda, okula dönüşte de öğretmenleri yaşanan öğrenme kayıplarını telafi etme ve öğrenciler arasındaki farkları azaltmaya çalışma noktasında oldukça zorlu günler bekliyor. Uluslararası kuruluşlar, şimdiden salgın sonrası okula dönüşte salgının ortaya çıkardığı veya artmasına sebep olduğu öğrenme farklılıklarının, eşitsizliklerinin azaltılması için acil olarak planlama yapılması ve öğretmenlerin hazırlanması gerektiğine dikkat çekiyor.
COVID-19 salgınının psikolojik etkilerinin yanı sıra dünya genelinde pek çok sektör ve çalışan salgının ekonomik sonuçlarıyla baş etmeye çalışıyor. Kriz nedeniyle işsiz kalan, ücretsiz izne çıkarılan ve/veya bu süreçte iş yerini kapatmak zorunda kalan pek çok insan sağlıkla ilgili kaygıların yanı sıra maddi kaygılarla da boğuşuyor. Hem salgın süreci boyunca hem de süreç sonrasında dünyanın her yerinde ve hemen hemen her sektörde maddi sıkıntılar yaşanması bekleniyor. Konaklama ve yemek hizmetleri, emlak, üretim, toptan ve perakende satış hizmetleri, otomotiv gibi sektörlerin bu krizden en ağır darbeyi alması beklenirken, eğitim şu an için en az zarar göreceği tahmin edilen sektörlerden birisi. Ancak diğer sektörlerdeki ekonomik kayıpların devlet okullarını kamu finansmanı ve hane halkı eğitim harcamaları
yönüyle etkilemesi beklenirken, özel öğretim kurumlarında da doğrudan finansman yapısını bozucu etkileri görülebilir. Salgının özel öğretim kurumları üzerindeki parasal etkileri, salgının diğer sektörlerdeki üretimi ve hizmeti engelleyici etkilerinin ne kadar süreceğine bağlı olarak, önümüzdeki aylarda daha net olarak görülebilecektir. Salgın sürecinde sözleşmeli öğretmen, yardımcı personel, ücretli öğretmen gibi kadrolarda görev yapan pek çok eğitim çalışanı maddi kaygılarla karşı karşıya. Örneğin, Kanada’nın Alberta eyaletinde eğitime ayrılan kaynakların bir kısmı geçici bir süreliğine COVID-19 salgınıyla mücadeleye aktarıldı. Bunun bir sonucu olarak yardımcı öğretim personeli olarak çalışan binlerce insanın nisan ayı sonunda işsiz kalması bekleniyor.
Türkiye’de ise kadrolu ve sözleşmeli olarak görev yapan öğretmenlerin yanı sıra ücretli öğretmen ve usta öğretici olarak görev yapan öğretmenlerin de uzaktan eğitim çalışmalarına katkı sağlayacağı ve maaş almaya devam edeceği duyuruldu.
Ayrıca kamuda görev yapan yönetici ve öğretmenlerin “COVID19 salgını nedeniyle eğitim kurumlarının kapatıldığı günlerde üzerlerinde bulunan ek ders görevlerini yapmış sayılarak karşılığında ek ders ücretinden yararlandırılacağı” karara bağlandı.
Dolayısıyla, şu aşamada kamuda görevli öğretmenler için işsizlik kaygısı söz konusu değil. Ancak özel sektörde görev yapan öğretmenler için bir garanti verilebilmesi elbette ki söz konusu değil. Özellikle rehabilitasyon merkezi, kreş gibi kurumlardaki öğretmenler bu süreçte maddi sıkıntılar yaşama riskiyle karşı karşıya. Finansman yapısı bozulan özel eğitim ve öğretim kurumlarındaki öğretmenlerin ve diğer eğitim çalışanlarının iş ve gelir güvencelerinin sağlanması için acil olarak tedbirler alınması gerekmektedir.
Etiketler
Yazar Hakkında
Ömer Güncü
Adıyaman Üniversitesi'nde Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik 2023 Mezunuyum. Çeşitli yardım kuruluşlarında ve sivil toplum kuruluşlarında yer aldım. Adıyaman Gençkızılay'da İl Baskan Yardımcılığı, Sosyal medya uzmanlığı, AFAD Adıyaman Baskanlik gönüllüğü, medya ve görüntüleme birimi sorumluluğu, Ahbap Hatay Projesi Egitmenlik görevi. Adıyaman Anadolu Gençlik Derneği üniversite komisyonu teşkilat başkanlığı gibi görevlerde yer aldım.
.
Çok gezip, çok okumayı seven birisiyim. Okuduğum kitaplar ağırlıklı olarak psikoloji, din ve sosyoloji üzerinedir. Roman okumayı da çok severim. Psikoloji, din ve sosyoloji gibi alanlarda araştırma yapmaya yazılar okumaya ve bunlar üzerine yazmaya hevesli birisiyim. Çevremce işkolik olduğum söylenir. Ben kendimi geliştirmek, ilim ve irfan öğrenmek pahasına işkolik olmaya razıyım :) Hayatımın Gayesi; önce kendime, sonra dünyama faydalı olmak ve katkıda bulunmaktır. İnanıyorum ki kendimi değiştirirsem, ailemi, milletimi ve dünyamı değiştiririm. Yazılarım makale tarzı olup akıcı bir üslup ile yazılmıştır. Okurken kendinize bir şeyler katacağınıza eminim. İyi okumalar :)
Yorumlar