Çöldeki Yıldızlar
- Rümeysa AkmanX
- 2 Haz 2018 - 08:04
- 2 dk okuma süresi
- -
- 0
Gözlerim sımsıkı bağlı dinliyorum bu kutsal şehri. Kendi toprağımda yabancı gibiyim. Mescid-i Aksa’nın avlusu alıştı artık bana, bize, onlara… Gözlerinin içine her baktığımda yaka paça tutuklanarak düşüyoruz yollara. İki tarafımda asker, arkamda ise koca bir ordu ile yürüyorum acıların şahit olduğu zindanlara. Zayıf bedenimi zapt etseler de koca yüreğimi vuramadılar zincirlere. Başımı asla eğmiyorum bu eli kanlı teröristlerin önünde. Teröristlerin korkulu rüyası Şeyh Ahmet Yasin’den öğrendim dimdik durmayı. Asıl mücadelenin bedenlerde değil de sol tarafta olduğunu ondan öğrendim.
“Pis postallarıyla kirletirken mescidimi,
Allah-u Ekber nidaları durdurdu pis zihniyetlerini.
Bir gün esen bu lodos uçuracak çadır devletini.”
Hakaretler eşliğinde ilerlerken, darp etmeyi de ihmal etmiyorlar. Bedenim morluklar ile tepki gösterse de, acıtmıyor hiçbir şey canımı. Acıyan tek organım kalbimdi. Bu siyonizmin elinde tutsak olmak kahrediyor beni. Bir güvercin olup uçmak vardı şimdi. Önce Kudüs’ü seyredip sonra tüm ihtişamıyla Allah’ı inkar eden, diğer dinleri gölgesi altında bırakan Kubbet-üs Sahra’ya konmak isterdim. Mescid-i Aksa’nın avlusundan bir yudum su içip aşkla secde eden başları seyretmek isterdim. Gözlerimde yaşlar birikse de akmıyordu. Göz pınarlarım meydan okuyordu bu işgale. Derin bir nefes aldım. Kırık kemiklerim batsa da ciğerlerime, doya doya içime çektim Kudüs’ümün kokusunu. Dişlerimden sızan kan damlalarına inat gülümsedim. Yıkılmazdı bir Müslüman, ben de yıkılmadım. O karanlık hücreye attıklarında pis kokulara, haşeratlara yıkılmadım. Mazgaldan sızan ışıkla kurdum hayallerimi. Bir gün gerçekleşecek olan hayallerimi… Yürekleri ikiye bölen kahpe duvarın yıkılacağı günü düşledim. Yıkılıp Kudüs’ün nefes aldığı günü… Hatice Huveyis’in: “Bir Selahaddin yok mu?” Sözleri yankılanırken, kalbimin hızla atışını durduramadım bir türlü. Mazgala yaklaşıp: “Selahaddinler yetişiyor. Bu zulüm bir gün bitecek.” diye haykırdım gücümün yettiğince. Kararmış kalplere hitaben okudum Tebbet suresini. Okyanusta bir damla gibiydiler. Allah’ın kelamını okudukça buharlaşıp gittiler.
Çölde susayan bir bedeviyim,
Koşup kavuşmak istiyorum Mescid-i Aksa’ma.
Bu karanlık yerden çıkıp, Kudüs’ü Siyonizm çöplüğünden temizlemek istiyorum.
Kum tanelerinin hakim olduğu çölü süsleyen yıldızlardı, Kudüs’ün muhafızları.
Bir yıldız sönse hemen diğeri yanardı.
Çölden ateş etmek kolaydı yıldızlara, ama hep unuttukları bir şey vardı:
Biz gökyüzünde inci gibi parlar iken,
Onlar uçsuz bucaksız çölde yok olup gidiyorlardı.
Yerimden kalkıp, içeriye sızan ışığa doğru yürüdüm. "Allah-u Ekber" nidalarımın bu hücreden dünyaya yankılandığını hissettim. Onları kahreden tekbirlere dayanamayıp kapıyı açtılar. Tükürükler saçarak hakaretler eşliğinde sert tekmelere maruz kaldı aciz bedenim. Ama kalbim, ruhum dimdik ayaktaydı. Daha yüksek sesle "Allah-u Ekber" dedim. Ardından tekmelere devam ederken daha fazla dayanamadı yorgun bedenim. Zindanın karanlık köşesinde iki büklüm ağrılar eşliğinde açtım gözlerimi. Tüm Müslümanları uyandırması ümidiyle devam ettim tekbir getirmeye:
ALLAH-U EKBER,
Uyan Ey Hz. Ömer’in Torunları!
ALLAH-U EKBER,
Uyan Ey Selahaddin’in Torunları!
ALLAH-U EKBER,
Uyan Ey Abdülhamid’in Torunları!
Uyan Ey Hz. Muhammed’in Ümmeti!
UYANIN!
Yorumlar