Fikir Düşünce

Çocukluğumuzun Apoletleri

  • 3 dk okuma süresi
  • -
  • 0
Çocukluğumuzun Apoletleri

Ne çok külfet aslında omuzlarımızdaki. Ne çok ızdırab tüm beklentiler. Modern insanoğluna has mıdır bilinmez; tüm bu hiçliğin ortasındaki yoğunluğumuz ya da her yüzyılın belini büken bir illet mi? Çok şeyiz aslında, bir kimliğin altında ve biraz da boş bir şeyiz. Çocuk olduk önceleri, okumayı sökmemiz beklendi, arkadaşımıza yaptığımız hatada özür dilememiz istendi. Çok mu yüktü ya da yaşımıza mı büyüktü kim bilir? Hepsi ağır gelirdi içten içe. Sonraları başarılar beklendi, birtakım madalyalar istedi ebeveynlerimiz göğüs kabartmak için konuya komşuya. En çok biz dinledik öğretmeni, en çok biz parmak kaldırdık bu amaç uğruna. Kiminin hikayesi buradan ayrıldı başka yollara, diğerleri devam ederken. Kimininse ebeveyn parlatma yolu hala sürüyor. İyi çocuklardık biz bayramlarda el öperken, harçlıklarımızı yarıştırırken. İyi çocuklardık kardeşlerimizi korurken, abilik ablalık ederken. Görev bilinci ve başarı aşkıyla şevklenirdik. Başımız okşandıkça daha bilenir, bir “Aferin” sözcüğü için yarışırdık adeta. Misafirlikte nasıl davranacağımızı bilir, ikram edilen güzelliklere bile bazen el sürmeyebilirdik. İyi çocuklardık biz, kanatlarımız vardı sanki taktığımız, omzumuza asılmış apoletlerimiz…

Sonra... Zaman geçti, büyüdü sırtlarımız, ayak uyduramadı kanatlar geçen zamana, farklılaşan bu koca çocuklara. Olmamaya başladı kanatlar, dar geldi asılan apoletlerin olduğu takımlar. Nihayet yetmemeye başladı aferinler, şevklendirmedi eskisi kadar başarılar. Bir şeyleri kaybettik yaş kazandıkça. Olmadık hesaplamalara giriştik, zamandan kar ettik belki, belki sadece yapar gibi gözüktük. Yalan nedir öğrendik, masumluğumuzu yitirdik. Alttan aldık üste çevirdik, süte su karıştırılmasının sebebi neydi fark ettik. Sonra mantıklı geldi çocukluğumuzun masumluğuna ve doğruluk kalıplarına sığmayacak paçavralar. “Böyle de olur” demeyi öğrendik. Üstünü kapattık eksiklerin, olmayanı olur belledik. Kimi zaman karşımızdakini kandırdık ama en çokta kendimizi oyaladık. Hakkını vermemeyi böyle böyle benimsedik.

Verilen saate riayet etmedik “trafik” dedik. İşimizi kolay geldiği gibi yaptık “ zaten böyle olur dedik”. En doğrucu bizdik ama bir türlü doğru olanı beceremedik. Çocukluğunun hakkını verenlerden oluşan kocaman bir ‘olması gerekeni olması gerektiği gibi olduramayanlar korosu’ olduk. Zaman zaman başkanlar seçtik işini kolay halledenlere gıpta ettiklerimizden. Zaman zaman da yolunda gitmeyen şeyleri soruşturduk, her şeyi en iyi şekilde yaptığımızı düşünerek. Belki bir şeyi iyi yapıyorduk; “kendimizi kandırmayı”. Sebeplerimizin getirdiği sonuçlara gönülden inanıyorduk, asla pişman olmadan.

Hakkı olanın hakkını vermemeye başladık, zulmü sadece şiddet sandık. Unuttuk ki, hakkı olana hakkını vermemek en büyük zulümdü. Zalim sadece terör estirenler değil, işine kılıf biçmeyi de bilenlerdi aynı zamanda. Ailenin senden beklediklerini karşılamaman ailene yaptığın zulümdü yani, öğrenciliğinin gerektirdiği sorumlulukları becermek istememen de. İşinin karşılığında aldığın maaşını hak ettiğini sanman yanılgısı var bir de, hakkını vermediğin, sık sık geç kaldığın, yapabileceğin bir şey bile olsa ses etmediğin, bana dokunmayan yılan bin yaşasın dediğin işinden. Kraldan çok kralcı dediklerimizden bahsetmiyorum ama kuraldan çok kuralcı olabilirdik.

Çocukluğumuzun o tılsımlı inancını yitirmemeliydik belki. Öylesi daha iyi olurdu karanlık dumanlara gömülmüş yetişkinler dünyası için. Kasvetini hafifletirdi ofislerin, postaneler daha sevecen olurdu, hastaneler daha az can acıtırdı ve tabiki pastaneler daha tatlı olurdu. Biz kaybettiysek bile kaybettirmeyelim çocuklarımıza, fark ettiysek ses çıkaralım haksızlıklara. En çok kendi iç savaşımızda galip olalım kendimize karşı. Yeniden giyinelim kanatları sırtımıza ve yeniden takalım apoletlerimizi çocukluğumuzdan farklı olarak biraz daha genişlemiş omuzlarımıza.


Etiketler
çocukluk hakkını vermek Zulüm

Yazar Hakkında

Yorumlar

  • 0 Yorum
Ziyaretçi olarak yorum yapıyorsun, dilersen Giriş yap