Çocuklar Ne Anlar?
- Nazan Sırakaya Görürüm
- 13 Eyl 2020 - 14:47
- 7 dk okuma süresi
- -
- 0
''Anne olunca anlarsın.” uyarılarını sürekli işittik, ne demek olduğunun o anlarda pek önemi yok gibi görünsede anne olunca anladık. Zor zanaatmış, doğumundan başlayıp her an devam eden bir mücadele ile yoğruluyor insan, çocuk büyütmüyor adeta çocuğuyla büyüyor.
Çocuklar, canım çocuklar; büyürken her evresinde bir tel saç ağarttığımız, her hastalığında kendimizi suçlayarak anneliğimizi sorguladığımız, gözden esirgeyip severken doyamadığımız, yanı başımızda bize yaratılışın mucizesini ayet ayet hissettiren, göz aydınlıklarımız. Rabbimizin en güzel emaneti bize evlat ama ona kul, peygambere ümmet. Böyle bir emanete usulüyle nasıl sahip çıkarız? Acaba eğitmeye kaç yaşında başlarız? Ya da şöyle bir değiştirelim sualimizi; Eğitime ihtiyacı olan bizleri, ebeveyni nasıl eğitmeliyiz? Tertemiz yavruların fıtratını nasıl muhafaza edebiliriz? Elbette temelden başlamalıyız sohbete. Temel; çocukları çekirdekten yetiştirmenin, geleceğe iyi bir anne-baba, ahlaklı bir vatandaş, vatansever bir genç, davasına sahip çıkan bir mümin bırakmanın ilk ama en sağlam basamağı. Bu temel aslında bize de kendi anne ve babamızdan miras, kelebek etkisi gibi düşünelim. Biz ne gördüysek o usulle büyütüyoruz fakat ya iyi şeyler görmediysek? Burada edecek birkaç kelam var elbet. Şiddete maruz kalarak, hakarete maruz kalarak, sevgisiz, saygısız bir aile ortamında yetişsek dahi yaşadıklarımızın acısını, o huzursuzluk hissini bildiğimiz halde kendi evlatlarımıza yaşatmaya ne hakkımız var? Pekâlâ hiçbir hakkımız yok, tam aksine daha iyi bir ebeveyn olarak kendi yaralarımızı; evlatlarımızın saflığı, masumiyeti, sevgisi ile tamir edebiliriz. ”Psikolojim bozuk ben böyleyim” diyerek kendimizden kaçmanın kimseye faydası yok. Silkelenip iyi bir evlat yetiştirmenin daha doğrusu hakikati gözeten ebeveyn olmanın yolunu bulmak şart.
Temele dönersek bizler henüz eş seçimi ile çocuk eğitimi için ilk kararı vermiş, rotayı belirlemiş oluyoruz esasında. İnanç sistemimiz, kültürel yapımız, ritüellerimiz, kısacası hayata ortak bakış açımız her ne ise o yönde bir çocuk yetiştireceğimiz aşikar. Ve ardından gebelik ile devam ediyor eğitim, gebelik boyunca dinlediğimiz, yediğimiz, hissettiğimiz her şey aynı bedende olduğumuz evladımızı eğitiyor yavaş yavaş. Sonra doğuyor; o evre zaten inancımızı, imanımızı tazeleyen kutlu bir kavuşma. Ardından büyüyor, emekliyor, yürüyor, konuşuyor... Bu süreçte de eğitiyoruz farkında olmadan. Günümüzü nasıl geçirdiğimize şahitlik ederken diğer yandan kaydediyor. Biz de ne gördüyse dünyasını o yönde şekillendiriyor. Kâh kitap okurken görüp taklit ediyor kâh ibadet ederken. Neleri sevdiğimiz, boş vaktimizi nasıl değerlendirdiğimiz, insanlarla konuşurken ki hâlimizi bile bir bir kendilerine göre benimsiyorlar. Bu süreçte;
- Çocuktur ne anlasıncılardan,
- Aman çok abartıyorsunculardan,
- Şımartma böyle alışırcılardan, mümkün mertebe uzak durmalıyız. Yoksa kendiniz ile çatışmaya girebilir, ben sahiden çocuğuma yakın ilgi göstererek hata mı ediyorum yanılgısına düşebilirsiniz. Oyuncak önerisi verir gibi felaket tellalcılığı yapıp kendi aklını satanlardan fayda yok. Allah için bir evlat yetiştirme gayretindeysek şayet zorlu bir kulvara girdiğimizi bileceğiz. Büyürken her anımızda sözlerimize, olumsuz bir olayda verdiğimiz refleksif tepkimize kadar ölçülü olacağız. Çocuklarımız için özel bir din dersi saati yapmaya ne hacet, zaten yaşantımız inanç sistemimize uygun olmalı ki evlatlar kolaylıkla samimiyeti yakalayıp içselleştirsin.
Mesela mahremiyet ile başlayalım örneklerimize; anne tesettürlü ise bunun kırmızı çizgisini korumalı ki ardından gelen aynı yoldan yürüsün. “Çocuktur ne anlar?” gafletine düşmeden çocuğun giyimine dikkat etmeli, onun da bir birey olarak mahrem ölçüsünü öğrenmesine zemin hazırlamalıyız. Sosyal medya hesaplarında özellikle çocuklarımızı paylaşmamaya çok dikkat etmeliyiz. Bu hataya düşmüş bir anne olarak samimiyetle aktarıyorum ki evladımın fotoğrafını her paylaştığımda içimi kemiren bir şeyler vardı lakin adını koyamıyordum. Şimdilerde anlıyorum, bu denli özgürce herkesin görüp yorumlayabildiği, yabancılara kolaylıkla gösterebildiği bir platformda, ne lüzumsuz bir şeymiş meğer en kıymetlimizin en güzel hallerini paylaşmak. Bu fitne deryasından uzak kalınca hissettiğim o rahatlamanın, hafiflemenin tarifi yok. Lütfen bu mecrada tertemiz yavrularınızı paylaşmayın, değen o gözlerin ağırlığını ruhları nasıl kaldırabilir ki? Bu yükü onlara bırakmayalım. Bu hususta Uzman Psikolog Lamia Kalender Ergül hanımefendinin tespitlerini ilave etmek istiyorum.
“2000’li yıllar gelirken “milenyum” sıfatının hangi yükler eşliğinde hayatımızı etkileyeceğini çoğumuz bilmiyorduk. Öyle ki boydan boya camlı ve perdesiz “modern” evleri ya da herkesin birbirini gördüğü ve çalışma özelinin ortadan kalktığı fazlasıyla “open” ofisleri hayal bile edemiyorduk belki de. Oysaki olağanca kuvvetiyle bastıran bu açıklık felsefesi, farklı değerlerin de yavaş yavaş ortadan kalkmasına ve hayatları olumsuz yönde etkileyecek durumların ortaya çıkmasına zemin hazırlıyordu. 21. yüzyıl bizlere, özellikle “mahrem” duygusunun ve bilincinin baltalanması olarak zarar veren yönleri ile son sürat ilerlemekte ne yazık ki. Bu zararların başında ise bilinçsizce artan sosyal medya ve teknoloji kullanımının ortaya çıkardığı ve çok hazin sonuçlar doğuran, çocuklara yönelik şiddet ve cinsel istismar olayları gelmektedir. Elbette tek sebep olarak bu iki alanı düşünmek yanlış olur. Temelde sorumsuzca ve yanlış yetiştirilen çocukların zaman içerisinde birer yetişkin haline gelmeleri ve sosyal alanlarda diğer insanlara zarar veriyor olmaları toplumsal bir sorun haline gelmiştir. Sosyal medya ve teknoloji kullanımı özünde merak duygusunu barındırır. Ve merak aslında hem çocuk için hem de yetişkinler için doğal bir süreçtir. Ancak önemli olan merak duygusunun doğru bir şekilde giderilmesi ve özellikle çocuklarda gelişim sürecine zarar vermemesinin sağlanmasıdır.”
Özellikle malumunuz olan Tiktok gibi çocukları, gençleri hatta yetişkinleri ahlakından, iradesinden, duygularından, daha nice değerlerinden ve hatta canından eden bir aplikasyondan uzak tutmalı, bir adım daha ileri gidersek kesinlikle ülkemizde yasaklanmalı. Ne ara herkes şarkıcı, tiyatrocu oldu böyle? Ne merak varmış kamera karşısına geçmeye. Adeta robotlaşıyor, bir uygulamanın, akımın kölesi oluyor evlatlar. Bunlardan bilhassa uzak duralım. Çocuklarımızı ne olduğu belirsiz, anlamsız şarkılarda dans ettirmenin ve bunu güzel şeymiş gibi gururla sunmak hiçbir ebeveyne yakışmıyor. İnanç boyutunu bir kenara bırakalım, pedagojik anlamda da bakarsak meseleye sağlıklı bir birey olmasını istersek yine mahremiyet kavramına dikkat edip, bu minvalde evlatlarımıza kişisel kırmızı çizgilerini öğretmeliyiz.
Bir diğer örneğimiz ibadetler. Her namazında şöyle söylenen bir ebeveyn hayal edin:
- Kılayım aradan çıksın,
- Aman ya vakit geçiyor daha abdest alacağım,
- Namazda önüme geçersen gebertirim,
- Sakın ses çıkarma Kur'an okuyacağım vs..
Böyle sert uyarıları huşu ile eda etmemiz gereken, miraçtan bize armağan olan, mutluluk verip insanın enerjisini diri tutan bir ibadet için söylerseniz o çocuk büyüdüğünde kılmak şöyle dursun inanmış gibi görünüp sapmaz mı? Çok elzem hususlar her biri, dikkat etmezsek yirmi yıl sonra dikkatsizliğimizin bedelini “Bu çocuk niye böyle oldu?” ağlamaları eşliğinde ödeyeceğiz. Abartı değil bunlar dönüp bir bakın nereden gelip nereye gittiğimize? Sahiden Tiktok videosu daha mı önemli kişiliğimizden, çocuklarımızdan, değerlerimizden? Anlamsız şarkılarla zehirlediğimiz çocuklarımız, içeriğinde ne olduğu belirsiz gıdalarla büyüttüğümüz ve sosyal medya fenomeni olacak düzeye getirdiğimiz çocuklarımızda bizim, yazın Kur'an kursuna gidip sular seller gibi Kur'an okusun dediğimizde. Evet yine aynı bizim çocuklarımız. Bu matematik bu kadar kolay olamaz olmamalı.
Bir kandilde bak Efendimiz ( s.a.v) hediyeleşmeyi çok sever diyerek minik bir hediye sunmadıysak, oyun oynarken en mutlu anlarımızda Peygamberimiz (s.a.v) çocuklarla oynamayı çok severdi diyerek sünneti hayatımıza dahil etmediysek, biz müslümanlar bu yanlıştan beriyiz, gel bak helalinden bunu yapalım diyemediysek, tevhid ekseninde bilimden konuşamadıysak, şaşırmamak gerek tiktok gençlerine, pubg bağımlılarına. Elden gelenin fazlasını huzurla sunarsak temel sağlam olacaktır Allah’ın izniyle. Örnekleri çoğaltabilir, daha ne itiraflar edebilirim yaşadığımız toplum adına ama ben şimdiki zamanı burada bırakıp biraz eskiye gitmek istiyorum. Biraz dediysem 1400 yıl evveline, Asr-ı saadete. Bakalım orada çocuk eğitimi var mıymış, fıtratları nasıl korunmuş?
Hz. Peygamber ile torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin arasındaki ilişki, temeli sevgiye dayalı dede ile torun arasındaki bir ilişkidir. Hz. Peygamber onlara olan sevgisini her zaman izhar etmiş, öpmüş, okşamış, kucağına almış ve omzuna bindirmiştir. Bunların yanında onları terbiye açısından da ikaz ve uyarılar yeri geldiğinde devreye konmuştur. Bütün bu davranışlar insan olarak fıtri bir durumu göstermesinin yanında, Resûlullah'ın etrafına vermek istediği mesajlar açısından da önemlidir. Ashap ve dolayısıyla Müslümanlar sevgi, merhamet, fedakarlık ve çocuklarına karşı muamelenin nasıllığını onda görmüşlerdir.*
Öyle bir önderimiz var ki bizim; bir bebeğin ağlaması hasebiyle cemaat ile eda ettiği namazı kısa tutan, torunları secdedeyken mübarek sırtına çıkıyor diye secdeyi uzatan, kuşu vefat eden miniğe baş sağlığına giden, uyku tutmayanlara uyku duası öğreten hülasa tüm çocuklar ile çocuklaşan ve asla bundan gocunmayan yüce gönüllü, örneklerin en güzeli sallallahu aleyhi vessellem. Temeli sağlam atmanın yolu işte açık önümüzde. Kur'an-ı Kerim'in açtığı yolda, peygamberimizin öğrettiği usulle yürürsek temel sapasağlam olur. İşte o zaman rahat bir nefes alırız. Gelişmek için çağın kaideleri değildir bizi kurtaracak olan, geçmişimiz yani gurur duyulası, tek gerçeğimiz inancımızdır. Kurtulanlardan olmak duası ile..
*Diyanet
Etiketler
Yazar Hakkında
Nazan Sırakaya Görürüm
Söylemek istediğim nice cümleler içime sığmadığında kendimi bıraktığım tek yer kelimelerin yanıbaşı. Yazarak yetiştiğim, geliştiğim, kendimi iyi hissettiğim Efendi Dergi'de olmaktan çok mutluyum.
Yorumlar