Bizi Bunlar Mı Sıkıyor?
- Kadir Şahin
- 18 Eki 2016 - 01:01
- 3 dk okuma süresi
- -
- 0
Çok değil şöyle 40-50 yıl önce insanların canı bu kadar sıkılmazdı. Nereden mi biliyorum? Dedemden, ninemden, annemden, babamdan… Şöyle ki; o zamanlar da Durkheim’den öğrendiğimiz iş bölümü vardı ve zamanın içinde bütünüyle yaygındı. Hani klişe bir laf vardır; yaa bu internet yokken biz ne yapıyorduk? İşte, bunun cevaplarını aramaya çalışacağım bu yazıda.
Fert fert incelemek gerekirse babadan başlayalım derim. Babanın sabahtan akşama kadar çalıştığı bir işi vardır. Baba eve geldiğinde de sobasına bakar odununu kömürünü halleder ve ardından bir süre çocuklarıyla oturup, yemeğini yiyip, çayını içince, yatsıyı da kıldı mı, işte yatma vakti gelmiş olurdu. O zamanlarda güneş üstünüze değil siz güneşin üstüne doğardınız ve böylece bereket hâsıl olurdu.
Anne ise şafak vaktinde kalkar, erinin kahvaltısını önüne koyar, yolluğunu hazır ederdi. Beyi evi terkedende bebesinin sesi öte odadan duyulurdu. Çocukların meşgalesi, okul hazırlıkları, üstleri başları derken sabahı hakkını vererek geçirirdi anne. İşler bitti mi? Bitmez… Vardır elbet evinin mühim işleri yahut bebesinin sütü, gazı, bezi, envai şeyleri. Annenin mahallenin pir-ü pak teyzeleriyle konserve yapmaları, yufka açmaları, komşunun evlenecek kızına çeyiz dizmeleri de meşhurdur. “Ee vakit epeyce geç oldu, bey gelir artık. Çocuklar da dönmek üzeredir hem. Ben yavaştan kalkayım işler beni bekler”. Bunu diyen annem ne ara sıkılsın? sıkılmaya vakit mi var?
Geldik şimdi de çocuklara. Hani şu sizin bir türlü mutlu edemediğiniz, aman sussun deyu eline akıllı telefonları teslim ettiğiniz çocuklara. Hazır konu açılmışken şimdinin çocuğundan azıcık bahsedelim; şimdilerde çocuklar büyük bir buhran ve yalnızlık ile boğuşuyorlar. Çocukların ekserisinin tek dostu youtube olmuş. Ya telefondan video izleyince ya da saçma sapan oyunlar oynayınca susuyorlar. Bu da onları geleceğin asosyal adayları yapıyor.
Eski günlerde ise çocuklar, çocuk olmaktan gelen o müthiş enerjiyi ilkin toprağa temas ederek atabiliyorlardı. Toprakta oynuyorlardı… Misket olsun, çelik çomak olsun, dokuztaş olsun çocuklar hep topraktalardı ve toprak onları dinginleştirebiliyordu. Çocuklar o zamanda tek başına oynayacak oyunlar bilmezlerdi ve sosyalliğin dibine vururlardı. Yedikleri, içtikleri onların beden fizyolojilerinin hâlihazırda çok üretken olmalarına ters olmayıp, onlara ekstra enerji verecek besinler değildi. Çikolatayı, şekeri ki özellikle kimyasalları çok tanımazlardı çocuklar. Doğal şeyler yerlerdi. Sütleri doğal, meyveleri doğal, sebzeleri doğal… Lafın uzunu aptala denir. Meramım anlaşılmıştır deyu burada bu bahsi kesiyorum.
Çocuk çocukluğunu yaşadı. Vakit gelip çocuğun çocukluğu bitende gençliğini boşlukta yaşamazdı o zamanın gençleri. Erkek ise bir işi olur öğrenir yaşamayı, kız ise evlenir genç iken o da öğrenir çocuk bakmayı. Böylece onlar da yukarıda anlattığım anne, baba gibi oluverirler. O ne be diyorsanız eğer, şimdilerde gençlerin durumlarını azıcık gözlemleyin derim. Evlilik dışı ilişkilerini, çöpe atılmış ceninleri, hayatını mahvetmiş her manada aldatılmış kızlarımızı, erkeklerimizi düşünün isterim bir. Hayatlarının nasıl amaçsız olduğunu, kullandıkları maddeleri, onlara musallat olmuş insanlıktan berileri düşünün bir. Düşünün ve benim anlattığıma şer diyorsanız ehven-i şerreyn de bulunun. Bulunun bakalım sonuç ne çıkacak?Ezcümle siz şöyle diyebilirsiniz; bunlar hayatını yaşamamış, nerede kaldı bunların özgürlüğü, yaşamı vs. vs… Benim size diyeceğim şey şu; sizce biz ne kadar yaşıyoruz hayatı? Sürekli kabz ve bast hallerinde cereyan ediyoruz. Tutturduk bir canımız sıkıldı lafı, boşluktan ona buna sarıyoruz. Hadi siz de sorun vicdanınıza, sıkılmaktan sıkılmadınız mı? Ne yapmak lazım peki? Geriye de dönemeyiz ya derseniz, buna hak veririm.
Yapılması gereken şeylere gelecek olursak eğer naçizane şunları söyleyebilirim; çocuklarımızı toprakla, sokakla yeniden buluşturmalıyız. Gençlerde ise okul hayatını biraz kısaltmak lazım diye düşünüyorum. 8 sene aynı şeyi öğretip duruyoruz. Lisenin de 3 yıla inmesi şart. 20 yaşında bir gence, okulunu bitirmesinin, hayatını kendisinin idame ettirebilmesinin yolları açılmalı. Yaşımız çok geçiyor, sonra canlar çok sıkılıyor.
Makul manada geçmişin güzelliklerini geleceğe reformize edip yeniçağın çocuklarını acilen kurtarmalıyız. Aksi halde sıkılacak canlar ve buhranlar azalmaksızın artmaya devam edecektir.
Vesselam
Etiketler
Yazar Hakkında
Kadir Şahin
fani adamın biri
Yorumlar