'Bir' Olana Meftun Küçük Kızın Hikayesi
- Havva Öz
- 21 Tem 2019 - 22:54
- 4 dk okuma süresi
- -
- 2
Göğün sonsuz maviliklerle bezendiği, kuşların cıvıl cıvıl öttüğü, güneşin yüzümüze defalarca gülümsediği bir Haziran günü idi. Güneş tüm ihtişamıyla yeryüzünü aydınlatıyor, bereket ve ışık saçıyordu aymaz insanlara. Bunca güzelliğin ve bereketin tam ortasında küçük bir kız duruyordu. Kendisi küçük ama yüreği büyük bir kız.
Daha 5 yaşlarında iken ablasına Allah'ı soran.
"Abla ALLAH nerededir, bizi görüyor mu, küçükler ölürse cennete mi gider, neden ezan okunurken Aziz Allah demeliyiz.?" gibi hayatı hep soru sormakla geçen küçük bir kız. Hep Allah'ı arayan, içinde hep bir boşluk hisseden, o boşluğu tatmin edecek olan yegâne varlığın ALLAH azimüşşan olduğunu düşünen fakat hiçbir şey bilmeyen küçük bir kız. Henüz küçük bir çocukken dualarında hep Allah'tan ilim isteyen, "Allah'ım senden ilim istiyorum. Bana İslâm dininin geniş ilminden nasip et." diye dualar eden kendisi küçük ama yüreği büyük bir çocuk. Hiçkimse ona birşey öğretmemişti, zaten hakkında hiçbir şey bilmedikleri birşeyi nasıl öğretsinlerdi ki.. Yalnız bu küçük kız hep okumaya ve ögrenmeye meraklıydı. Durmaksızın okuyordu. İçinde engel olamadığı bir öğrenme ve bilme merakı vardı. İşte en çok da bu yüzdendir ki kendisine öğretilmeyen nice ilimleri ona ALLAH öğretmişti. Vahyin insana ilk olarak "Oku."diye hitap etmesi ve bu küçük kızın okumaya olan tutkusu arasındaki muazzam bağlantısı Allah'ın bu kıza ilim vermesindeki etken sebeplerden biri olabilir.
Nihayetinde ilim için ettiği duası kabul olmuştu.
8-9 yaşlarında iken ablasına ısrarla kendisine namaz kılmayı öğretmesini istiyordu. Namaz kılmayı ona ablası öğretmişti. Namaz kılmayı çok seviyordu. Herhalde bu hayatta en çok sevdiği ve huzur bulduğu şeylerden biriydi namaz kılmak. Yine kendi isteğiyle aynı dönemlerde Kuran kursuna gitmişti tek başına. Kuran hocası onu o kadar çok severdi ki her derse gidişinde bir dede şefkatiyle küçük kızın başını okşar, onu hep över, diğer öğrencilere onun kıvrak zekâsından, Arapça'yı ve Kuran'ı kolayca hafızasına nakşedişinden söz ederdi. Ve küçük kız adeta bir vefa timsaliydi. O da çok severdi hocasını. Dede sevgisi ve şefkatini Kur'an hocasında bulmuştu biliyor musunuz?
*
Evet, vefa timsaliydi. Vefasının büyüklüğüne melekler bile şahitti. Aradan 17 yıl geçmesine rağmen o küçük kız hocasını hiç unutmadı, her defasında tamamladığı Kuran hatimlerini ve okuduğu yasin-i şerifleri hep hocasının ruhuna hediye etti. Kimse ona Kuran öğren veya namaz kıl dememişti. Hiçkimse ona örtü emrinin gizeminden ve güzelliğinden bahsetmemişti, çünkü kimse birşey bilmezdi. Hatta o küçük kız biraz dine yönelse hemen yobazlıkla itham edilir, alay konusu olurdu.
*
Ve kız büyüdü. Büyüdükçe şuurlandı. Ne kadar hakkını veremese de örtünme emrini de yerine getirdi. Çünkü sevginin itaat gerektirdiğini bilecek kadar olgundu. Fakat hep içinde bir türlü dolduramadığı bir boşluk hissi vardı. Tesettürünün eksik olduğunu biliyordu ve bu durum onu çok rahatsız ediyordu. Fakat nefsini tanımadığı için nasıl kamil bir mü'min olabileceğini bilmiyordu. Daha fazla şeyler yapmak, Rahman' ı hoşnut etmek istiyordu.
Derken gün geldi, Allah {c.c.} onun bu sevgisini beğendi.
Ve onu önce ağır imtihanlara tâbi tuttu; nefsini tanıması, şuurlanması için. Sonra onu sevdiği kullarına gönderdi, bu vesileyle ona edep öğretti. Çünkü ALLAH onu hep seviyordu. Hep koruyordu kötü insanlardan. Hiçkimsenin kötülüğü erişemiyordu ona. O hep Rabbine yönelmek istemiş, Rabbi de onu kendisine davet etmişti. Nefsini tanıdıkça Rabbine daha çok itaat etmeye başladı.
"Madem ki insan muhakkak köledir, o zaman şeytana veya nefsine değil, Rabbine köle olmalıdır düsturuyla yaşamını sürdürdü. Bu yüzden nefsinin istediği herşeyi reddetmeye başladı. Nefsani isteklerini reddettikçe, Rabbani imanın tadına vardı. Rabbine daha çok yaklaştığını hissetti. Hele ki Rabbi ona bu kadar fazla ilim vermişken ve Ra'd suresinin 37.ayetini de biliyorken eski günlere dönemezdi tekrar. Çünkü Rabbinden başka ona ne bir dost ne de bir yardımcı bulamayacağını biliyordu, heva ve heveslerine uyduğu takdirde.
Üniversite yıllarında, teravih namazını kılmak için, kaldığı evin yan tarafında bulunan camiye gittiği bir sırada orada bulunan bir kadın kıza şöyle demişti :
"MaşaAllah seni yetiştiren anne babaya. Senin yaşıtların şu an dışarılarda eğleniyor. Sen burda yaşlı teyzelerle teravih kılıyorsun. Annen baban seni çok iyi yetiştirmiş. MaşaAllah."
Bilmezlerdi ki bu küçük kızı yetiştiren, sevdiğine gönderip terbiye eden ALLAH' tan başkası değildi.
*
Yalnızdı. Bütün bir ömrü yalnız geçti. Yalnızlığında buldu Rabbini. Yalnızca Rabbe tapan bu küçük kızın bütün bir ömrü Allah'ı aramakla geçti. Ve sonunda buldu. Bulunca da arzın ve arşın tek sahibi, kainatın emsalsiz yaratıcısı olan Rabb-i Rahim onu kendisine davet etti. O da seve seve icabet etti;
Yıllardır özlemini çektiği, aradığı, uğruna ömür tükettiği ve yalnız kaldığı, meftun olduğu ve nihayetinde Rabbine dal budak saldığı bu kutlu davete..
.
Biliyor musunuz?
Aslında çok yıllar önceden belliydi bu kızın hidayete ereceği,
Rabbini bulacağı, dost olacağı..
Bu kızın tutkulu, mânâlı ve bir o kadar da sırlarla ve mucizelerle dolu olan yaşam çizgisinden belliydi ilerde hidayet yolunu bulacağı, hakikat kapısından içeriye adım atacağı.
İnsan birdenbire değişime tabi tutulmaz ki, insan birdenbire hidayete de ermez. Belli bir süreç vardır bu gibi durumlarda. ALLAH kulunun kalbini yoklar, bir ışık bulmak ister kulunda.
Biraz da olsa Allaha karşı sevgi ve hüsnü-zan.
Bir hakikat ışığı, bir cevher, biraz da olsa mütefekkir olabilme yetisi..
Ve biraz da edep, haya.
Ve nihayetinde bir avuç dua..
Gerisini ALLAH c.c. tamamlar zaten. Lâyıksanız şayet, derecenizi arttırır Cenab-ı HÂKK.
İnsan birdenbire hidayete ermez.
O ışığı, o cevheri görmek ister sizde ALLAH..
Yeter ki isteyin.
İsteyin ki versin..
Kapıyı çalmadan
Açılmasını beklemeyin.
Çokça dua edin
Avuç içinizi esirgemeyin
Acizliginizi, kulluğunuzu gizlemeyin.
Bu dünyayı ve içindekileri değil,
Sonsuz Ahiret yurdunun güzelliklerini isteyin.
Ve bu ayeti hiç unutmayın;
"Muhakkak ki ahiret hayatı,
sizin için dünya hayatından daha hayırlıdır."
DUHA SURESİ / 4.AYETİ KERİME
Etiketler
Yazar Hakkında
Havva Öz
Okudukça anlayan, Anladıkça yazan,
Yazdıkça daha aydın dünyalar tahayyül eden,
Masiva’dan Mavera’ya hakikat yolcusu...
Mütefekkir, Fikir İşçisi
Yorumlar