Bilmem Kaç Işık Yılı Uzaktan Mucit İthal Etmek
- Kemal Ağca
- 11 Ara 2016 - 13:49
- 6 dk okuma süresi
- -
- 0
Bu gün dünya üzerinde yaşayan insanların (yükte hafif, pahada ağır olan oldukça büyükçe bir kısmının) iki yüzlülüğünü bir kez daha yad edeceğiz. Azalan kömür ve petrol rezervlerinden, en aşağılık insanların dahi ağızlarında sakız olan barış ve kardeşlik kelimelerine, zulme karşı başlatıldığı iddia edilip de, değme zalimlere taş çıkartan, zulümde “nal toplatan” savaşlara kadar bütün meseleleri bu gün bambaşka bir açıdan, bambaşka bir mesele üzerinden izleyip fark edeceğiz. Sayısı sahip olduğumuz matematik bilgisini aşan miktarda sorularımız var ve ben bunlardan sadece bir tanesini, belki onun da bir kısmını yanıtlayacağım.
Bilindiği üzere yirminci asırda insanlar arasında en çok geyik konusu olan mesele, dünya dışı zeki yaşam formları meselesidir. “Unidentified Flying Object “ yani UFO diye İngilizce kısaltmasına aşina olduğumuz şey. Türkçeye çevirildiğinde “Kimliksiz Uçan Şey” anlamına geliyor. Onun da kısaltması bizim dilimizde “K.U.Ş” tur. Meseleyle ilgili esprilerimden bir tanesi bu bence gülünebilir. Birkaç satılık kalem ve birkaç yüz tahtası eksik sözde bilim adamı ve halkın okuyup araştırmaya üşenen büyük bir kısmı haricinde bolsa espri ve geyik malzemesi olan bu olay, 1947 yılında ABD’nin New Mexico eyaletinin Roswell şehri yakınlarında meydana gelen bir kazadan sonra patlak vermiştir. Tarihe de “Roswell Olayı” diye düşen bu sıra dışı vaka, kayıp bir uçağı aramaya çıkan bir pilotun ışıklı ve uçan diskler şeklinde cisimlerin saatte 222.000 km hızla uçarak geçtiği ve onlardan birinin de bir çiftlik arazisine düştüğü andan itibaren başlamış olur. Yerel halktan olayı görenler hemen şerife haber verir. Şerif ve maiyetindeki görevliler olay yerine gelirler lakin bir de ne olsun? Lanet olası federaller hemen mekana damlarlar. Halkı uzaklaştırarak düşen cismi ve beraberinde dağılan parçaları da büyük bir titizlikle toparlayıp, geriye bir çöp bile bırakmadan defolup giderler. Olay basına bir uzaylı gemisinin düştüğü ve içindeki uzaylı cesetleriyle birlikte 51. Bölge’ye götürüldüğü şeklinde sızmıştır ama gizliliğin efendisi federaller olayı hemen yalanlayıp örtbas ederler. Bu olaydan sonra adına UFO veya Uçan Daire denilen cisimler de sanki şöhretin tadını almışlar gibi dünyanın çeşitli yerlerinde görünüp kaybolarak göz kırpıp kaçmaya başlarlar. Neredeyse unutuyordum. Eski bir dostumun ölüm yıl dönümü yaklaşıyor ve konudan biraz sapma pahasına kendisi ve hatıralarına yer vermek istiyorum.
10 Temmuz 1856 yılında bir gece vakti Hırvatistan’da doğan şahıs, Sırp kökenli mucit olan ve bu gün kullandığımız evlerimizdeki lambalardan radyoya, televizyondan internete, yeni nesil helikopter ve uçaklardan uzay mekiklerine, X-ray ve elektromanyetizmal cihazlara kadar her ne varsa ya mucidi, ya da fikir babası olan Nikola Tesla’ dan başkası değildir. Tesla çocukluğundan itibaren kendini elektrik ve elektiriğin büyüsüne vermiş, üstün zekasını durup dinlenmeden çeşitli icatlara ve bunları geliştirmekte kullanmış bir dahidir. Beş yaşındayken bir fırıldağa yapıştırdığı böcekler tarafından döndürülen ilk motorunu tasarladı. Gençlik ve üniversite yıllarında da günde neredeyse iki, en fazla üç saat uyuyor, günün geri kalanında ise çıldırtacak derece baş ağrıları olacak kadar deli gibi çalışıyordu. Kafayı uçan makinelerle bozmuştu. Aynı zamanda alternatif akım ile ilgili fikirleri de gelişmeye başlamıştı. Tesla dokuz dili akıcı şekilde aksansız olarak konuşabiliyordu. Babasının ölümünden sonra üniversiteden ayrılıp Paris’teki Continental Edison Company’de mühendis olarak çalışmaya başladı. Herkes gibi patronu da ondan çok etkilenmişti ve Edison’la tanışması için onu ABD’ye gönderdi. Edison Tesla’yı işe aldı ve kendi icadı olan doğru akım dinamolarını en baştan tasarlayabilirse 50.000 dolar ödeyeceğine dair söz verdi. Tesla her ne kadar alternatif akımı tercih ediyorsa da, kendi laboratuvarını kurmak için paraya ihtiyacı olduğundan teklifi kabul etti. Bir yıl içinde yeni tasarımı tamamladı fakat Edison sözünden döndü. Hani şu birçok kişinin rahmet okuduğu Edison var ya, ampulün mucidi, o işte. Alçağın tekiymiş. Tesla ile ters düşmesinin nedenlerinden en büyüğü de onun savunduğu alternatif akım fikrine karşı çıkması ve bunun muhtemelen kendi düzenini yerle bir edeceği korkusu olsa gerek. Arada daha çok olay var ama girmek istemiyorum. Tesla, Edison’un yerinden ayrıldıktan sonra çok zor günler geçirdi. Bu günlerini kendisi şöyle anlatır:
“Bir sonraki öğünümün nereden geleceğini bilmediğim günler oldu. Ama hiç çalışmaktan korkmadım. Yolda hendek kazan birkaç adamın yanına gittim ve çalışmak istediğimi söyledim. Patronları üzerimdeki düzgün kıyafetlere ve tertemiz ellerime bakıp güldü ama “Tamam, o zaman ellerine tükür ve gir hendeğin içine” dedi. Herkesten çok çalıştım ve günün sonunda iki dolarım vardı.”
Edison’un doğru akımı, Tesla’nın alternatif akımından önce çıkmış olsa da oldukça büyük bir sorunu vardı. Doğru akım her zaman tek bir yönde akan sürekli bir elektriksel şarjdır. Uzun mesafelere aktarıldığında telleri eritiyordu. En fazla 3 km ye kadar sorunsuz olarak iletilebiliyordu. Dolayısıyla Edison kısa aralıklarla elektrik santralleri kurmak zorunda kalmıştı. Diğer bir sorunu da daha alçak ve daha yüksek bir voltaja dönüştürülemiyor olmasıydı. Alternatif akım öyle değildi. Bu sorunların hiçbiri oluşmuyordu. Edison’un tüm karalama çalışmalarına karşın Tesla’nın sisteminin avantajları o kadar belirgindi ki hükumet, Niagara şelalelerinin gücünden yararlanmaya karar verince Tesla’nınkini Edison’unkine tercih etti.
Aynı zamanda Tesla elektromanyetik radyasyona da kafayı takmıştı. Amacı elektriği kablo ya da herhangi bir aracı unsur kullanmadan direkt olarak varacağı yere iletebilmekti ve kısmen başarmış oldu. 1897’de iki patent başvurusunda bulundu. “Elektriksel enerjinin iletimi için bir sistem” ve “elektriksel enerjinin iletimi için bir cihaz”. Ve radyo doğmuş oldu. Elektromaynetik rezonans, radyasyon, fotonlar, ışık, ses, frekans ve türevlerine de maalesef giremeyeceğim çünkü her ne kadar onlar da bu konu ile direkt olarak bağlantılı olsa da malum, fazla okumak bizi sıkıyor toplum olarak. Zaten büyük bir kısmı teknik terim içerdiğinden bazen ben bile sıkıntı alıyorum. Her neyse, Tesla iddialara göre 1915 yılında havadan güç üreten elektromanyetik bir makine geliştirdi ve elde ettiği enerjiye “eterik güç” adını verdi. Bu aynı zamanda meşhur “Tesla Kulesi Efsanesi” nin de temel taşı niteliğinde dir ve Tesla’nın bu projeyi tamamlayıp tamamlayamadığı bilinmemektedir. 1931 yılında ise havadan ürettiği güçle çalışan eterik-güdümlü arabanın çalışan bir modelini bitirdi. Tesla yeğenlerinin şahitliğinde bu aracı saatte 145 km ye varan bir hızla 80 km kadar kullandı. Enerjinin kaynağını soran yeğenine bunun gizemli bir radyasyon olduğunu ve kaynağını bilmese de insanlığın, onun varlığından memnun olması gerektiğini söyledi. Hayatının kalan on iki yılı boyunca “telegüç” adını verdiği ve küresel yıldırımlarla plazma üzerindeki araştırmalarına dayanarak tasarladığı bir sistemi geliştirmeye çalıştı. Tesla aygıta “Ölüm Işını” adını verdi. Ne yazık ki bu ışının neden olduğu tek ölüm kendininki oldu. Silahı 5 Ocak 1943 te ABD savunma bakanlığına teklif etti. Üç gün sonra kaldığı suitinde ölü bulundu. Hemen ardından yine lanet olası federaller tüm araştırma notları ve projelerine el koydu.
Tesla’nın üzerinde çalışıp da “neredeyse tamamladığı” tek çalışma bu değildi elbette. Flivver Uçağı adını verdiği, yukarıya, aşağıya, kenarlara doğru uçan garip bir araç olarak yorumlanan ve aynı zamanda uçak ve halikopter özelliklerini de birleştiren bir tasarımını çiziyor ve bunun 1.000 dolardan daha düşük bir miktara satılabileceğini de iddia ediyor. Tesla’nın iddialarına göre bu ufak kombinasyonlu uçak dikey olarak inip kalkabilecek ve büyük bir hızda, hatta günümüz uçaklarından daha hızlı yatay uçuş yapabilecek. Yakıta ihtiyacı olmayacak ve motorunda tasarlanan bir düzenekle suyun birbirine paralel olarak bir şaft üzerine dizili disklerin arasındaki devr-i daimiyle kendi enerjisini üretebilecek bir araçtı bu. Dış kısmı ve şekli de doğal olarak yüksek hızda uçuş yapabilmesi, manevralarda etkili olabilmesi ve tüm bunlara elverişli bir aerodinamiğe sahip olması açısından “daire” şeklinde tasarlanmıştı.
Evet ne diyorduk? 1947 yılında, bilmem kaç ışık yılı uzaklıktan ve çeşitli gezegenlerin zorlu atmosfer şartlarından kazasız belasız geçip de dünyada beceriksizliği tutan şu dünya dışı zeki yaşam formlarının kullandığı araç, bizim zorlu trafiğe ayak uyduramayıp düşüvermişti. Söylemek istediğim çok şey var lakin bunlar aynı zamanda bazı sebeplerden dolayı söylenmemesi gereken şeyler. Belki daha sonra devam mahiyetinde ve bazı belgelerle yeni bir yazıda…
Etiketler
Yazar Hakkında
Kemal Ağca
Mezar taşıma, "hep yazdı ama yazar olamadı..." yazın
Yorumlar