Ben, Fethi Sekin
- Tahir Ceyhun Yıldız
- 5 Mar 2017 - 11:37
- 8 dk okuma süresi
- -
- 0
Ben, Fethi Sekin…
Merhaba… Ben, Fethi Sekin. 24 yaşındayım. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde öğrenciyim. Ben, Fethi Sekin. Batı Karadeniz’in şirin bir ilçesinde öğretmenim. Ben, Fethi Sekin. 6 yaşındayım, anaokuluna gidiyorum. 3 çocuklu bir âilenin en küçüğüyüm. Ben, Fethi Sekin. 49 yaşındayım. Belediyede temizlik görevlisiyim. Ben, Fethi Sekin. 21 yaşındayım. Askerim. Askerliğim bitince uzman çavuşluğa başvuracağım ve beni yetiştiren, bugüne getiren devletime, milletime borcumu bir ömür ödeme gayretinde olacağım.
Ve ben, Fethi Sekin. 43 yaşındayım. Elazığlıyım. İzmir’de trafik polisiyim. Eşim Rabia ile birlikte Tolunay, Dila ve Nîsâ isimlerinde 3 çocuğumuz var. Görüntüm babayiğit, cevvâl mi cevvâl ama saf bir Anadolu insanıyım. 1 ay evvel annemin vefâtında “annemi kaybetmenin acısı” o kadar içimi yaktı ki; onu özlediğimi ifâde eden bir ağıt yaktım. Ne yapayım; dayanamadım. Annemi çok özledim. Trafik polisiyim, mesleğim bu ama yardımseverlik, insanilik de meslek değil ya; hayvanseverlik de iş değil ya! Tüm insanları çok seviyorum. Kar yağdığında, buz tuttuğunda belediyenin tuz ve kum döken araçlarını gördüğümde insanların kaza yapmalarına engel olmak için küreği elime alıp yolları kumladığım da oluyor.
Ben, Fethi Sekin. 5 Ocak 2017’de sağımı, solumu, âilemi, çocuklarımı düşünmeden sadece birkaç mermilik beylik silahımla İzmir Adliyesi’nde saldırı yapmak amacı ile gelen 2 teröristin karşısında durdum. Benim âileme, çocuklarıma bakacak birileri mutlaka bulunur, koskoca devletim var lâkin silahlarıyla ve bombalarıyla gelen hâinler eğer adliyeye girseler idi milletim, devletim çok zarar görecek idi. Birçok kişinin canının yanmasından ise, benim canım yansındı. Vatan sağ olsun, milletim vâr olsun!
O; Fethi Sekin… “Fıtrat değişir sanma; bu kan yine o kandır” beytinin günümüzdeki mücessem hâli… Uhud Günü, Peygamber Efendimiz’in üzerine yağan okların önüne ellerini uzatan ve parmaklarını şehid veren Talhâ’dan tevârüs eden ‘kendini fedâ etme’nin 2017’deki sûreti… Sultan Abdülhamid’i savunmak için kendini fedâ eden, hâinleri vuran, yakalanınca hâinlerin yumruk ve tekmeleri ile kemikleri kırılan, ağzı, yüzü parçalanan ve sonra darağacında, meydanda asılan Çerkes Hasan, İzmir’e giren Yunan Askerlerine ilk kurşunu sıkan Hasan Tahsin, Maraş’ta Fransızların karşısında tek başına duran Sütçü İmam, 15 Temmuz işgâl girişiminde Özel Kuvvetler Komutanlığı’nı almaya giden Semih Terzi’yi alnından vurup cehenneme posta eden ve darbe teşebbüsünün seyrini değiştiren, bir ülkeyi, bir milleti işgalden kurtaran ve sonunda da 30 kurşunla şehid edilen, Ömer Hâlisdemir gibi bir yiğit… O, Fethi Sekin. Cümle makâmdan âlâ bir makam, dünyanın tüm ni’metlerinden ve nâmlarından daha yüksek bir anıt…
O; Fethi Sekin… Bu ülkenin nice yiğitlerinin hayâlini süsleyen “şehîdlik” mertebesinin son halkası… Sonradan öğrendik ki; O da Ömer Halisdemir gibi şehid olmak istermiş. Şehid olduğu gün hem kurşun sıkıyor hem de: “Yok mu bu kahpelere kurşun sıkacak?!” diye bağırıyormuş! Sonra arkasından vurmuşlar. Yiğitler ancak bu şekilde vurulur… Ya arkalarından, ya da bir anlık sendelemesinden istifâde ile ya da kurşunu bittikten sonra, kurşun yağmuruna tutularak… Böyle şanlı bir şehidin ardından ne yazılır ki? Ne denir de anlatılır ki? Zâten en yüksek pâyeyi Rabbi vermiş iken benim gibi kalemi kırık bir çaylağa mı düştü yazmak? Ama yok; yazmaklığım ile şehidimizi kıymetlendiremem lâkin; ben şehidimizi anlatmak ile değerlenirim.
Türk Târihi imrenilecek şahsiyetlerle bezelidir… Müslüman Türk Târihi’nin hangi vaktine baksanız orada gururlanırsınız, hangi diliminde dursanız yorgun bedeninizle, orada dinlenirsiniz. Allah’ın ikrâmı ile bezenmiş, donanmış ulvî bir millettir bu millet… Ölmekten korkmayan, ölümü korkutan, kâfire ve zâlime korku salan, mü’mine ve mazlûma istirâhât ve merhâmet aşk eden bir millettir bu millet…Bu millet ki; gâh Kürşâd olur, koskoca Çin Sarayı’nı 40 çeri ile basar da ödlerini patlatır Çin kâfîrinin, gâh Ulubatlı Hasan olur mızrak, ok ve bıçak darbelerine aldırmadan çıkar surların tepesine tevhîd sancağını diker Konstantiniyye’nin ocağına… Gâh Nene Hâtun olur; üç aylık bebesini “Seni bana Allah verdi. Ben de O’na emânet ediyorum.” der de şehid olan ağabeyinden yadigâr tüfengini alır, koşar döğüşmeye… Gâh Kastamonulu Şerife Bacı olur 21 yaşında Kastamonu’dan Ankara’ya kucağında bebesi ile silah taşımak için yola çıkar ve silahlar donar diye kazağının arasına saklar, çocuğunun da üstüne kapanır ki; silâhları donmaktan, bebesini ölmekten kurtarır, kendisini fedâ ederek… “Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım. Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!”
dizeleri, sadece pazartesi günü okul açılır iken, cuma günü okul kapanır iken söylensin diye yazılmış olmayan İstiklâl Marşı’nın iki kıtasının devamındaki dizelerdir ve sadece bir şiir, bir marş, bir söylence değildir. Esir olmamış, zincire vurulamamış, tutsak olmamış ve “kükremiş sel gibi, bendini çiğneyip aşmış; dağları yırtıp, enginlere sığmayıp taşmış 2000 yıllık devlet geleneğinin, millet teşkilatının mefkûresidir.Öğretmenlere, papağan gibi bu dizeleri ezberlettiler ama mânâsını anlatmadılar, kelimelerini bildirmediler… Öğretmenler de günümüz öğrencilerine ezberletiyorlar ama ne fikriyatından haber veriyorlar, ne dizelerin anlatmak istediğini anlatıyorlar… Bilmez ki anlatsın; anlatmaz ki bilsin!Suyun akıp da yolunu bulduğu üzere bu devlet ve bu millet de her zaman yolunu bulmuş; devletini, ilini, töresini korumuştur, korumaktadır da… Asırlarca yiğitlerini, evlâdlarını, fedâîlerini kendi bedeninden çıkarmıştır. Bu fedâilerden en sonu Fethi Sekin idi… Talhâ yürekli fedakâr bir polis, devletinin ve milletinin bekâsı için gözünü kırpmadan yürüdü ölüme geçtiğimiz günlerde… Bir kahraman daha devraldı şehâdet bayrağını…
Yüzyıldır görmediğimiz düşmanlık, nankörlük, hunharlık, barbarlık, hıyânet, şenaât, denaât kalmadı… Dinsizi geldi ayrı karıştırdı, zürriyetsizi geldi ayrı karıştırdı, soysuzu geldi ayrı karıştırdı, milliyetsizi, milletsizi geldi ayrı karıştırdı, siyasetçisi geldi ayrı karıştırdı, askeri geldi ayrı karıştırdı, hoca cübbesine bürünmüş kardinali geldi ayrı karıştırdı… Hep şunu düşündüler:“1000 yıl önce bizi yendiler ama bu millet şimdi yorgun, dayanalım kapılarına…” dediler, dayandılar kapımıza ama gerisin geri, çıktıkları deliğe döndüler.Sonra; “500 yıl önce bizi yendiler ama bu millet şimdi bezgin, bir daha varalım, gafil avlayalım…” dediler, dayandılar kapımıza ama gerisin geri, çıktıkları deliğe döndüler.Sonra; “100 yıl önce bizi yendiler ama bu millet şimdi usangaç, yorgun; tekrar gidelim üstlerine” dediler, geldiler üstümüze. Sonuç yine aynı… Çıktıkları deliğe dönenlerden oldular…Sonra; “savaşla, topla, tüfekle yenemiyoruz; aralarını bozalım” dediler. Sen Sünnîsin, sen Alevîsin” dediler; içimizdeki harislere, hâinlere para verdiler, karı verdiler, makam verdiler, güç verdiler ve Sünnî’yi Alevî’ye; Alevî’yi Sünnî’ye kırdırmak istediler, olmadı.Ne Sünnî, Alevî’den vazgeçti, ne Alevî, Sünnî kardaşını bıraktı. Elbette kanan câhiller oldu ama millet sathında kandıramadılar. Sonra baktılar olmuyor; ‘Türk – Kürt’ ayrımına kalkıştılar. Yine kandırdıkları bir avuç ayak takımı oldu ama ne fayda… Ne Türk’ün Kürt’ten kız almasına mânî olabildiler, ne Kürt’ün Türk ile dostluk, kardeşlik kurmasının önüne geçebildiler…Sonra o da olmayınca 10 yılda bir darbe yapmaya kalktılar. 60 darbesi, 71 muhtırası, 80 darbesi ve son olarak etkisi 100 yıl sürecek dedikleri 97 post-modern darbesi… Canımızı yakmayı başardılar ve bu acıya 100 yıl sürecek dediler. Çağdaş, laik ve değerlerimize ettikleri her küfürden sonra düşünce özgürlüğü safsatasına sığınanlar, bu defa şiir okudu diye hapse tıkıp siyâsi hayatını bitirdiğini sandıkları adamın üstüne türlü türlü çorap örmelerine rağmen, o adam devletin başına geldi. Onların tüm kararlarını, kanunlarını değiştiren; postalın gücünü, tankın gücünü kışlaya hapseden bir iktidâr ve iktidârın da iktidârı olan milletin üzerine 100 yılda geldiklerinden daha fazla gelmeye başladılar. 10 yılda bir yapılan darbe teşebbüsleri, nerede ise her yıl denenmeye başlandı. Bu sefer düşman çok yönlü idi. Dış güçler siyâsi ve beyne’l-milel kararlarla, iç güçler türlü türlü ayaklanmalarla, galiz küfürlerle FETÖ namlı bir kardinalin satılık askerleri ile, polisleri ile sahte operasyonlarla, bombalarla, saldırılarla ve nur topu gibi bir askerî darbe teşebbüsü ile daha geldiler bu milletin üzerine ama yine bizi birbirimizden koparamadılar… Ve koparamayacaklar da…
6 ay evvel… 6 ay evvel tankları, uçakları köprüde, havalimanında, caddelerde, sokaklarda, ekranlarda görenler, başkomutanının buyruğunu alır almaz çıktı meydana… Kürt’ü de yattı tankın altına, Türk’ü de… Laz’ı da satılık askerlerin elinden silahı almaya kalktı, Çerkes’i de… Sünnîsi de şehid olmaya koştu, Alevîsi de… İşte Türkiye buydu… Geldikleri her zaman diliminde karşılarında duran güç buydu, kuvvet buydu… 15 Temmuz 2016 târihinde teşebbüs ettikleri darbeyi birkaç kurşunla akîme uğratan bir Türk idi; Ömer Halisdemir…
05 Ocak 2017’de teşebbüs ettikleri bombalı saldırıyı da birkaç kurşunla akîme uğratan bir Kürt idi; Fethi Sekin…Ben, Fethi Sekin. 5 Ocak 2017’de sağımı, solumu, âilemi, çocuklarımı düşünmeden sadece birkaç mermilik beylik silahımla İzmir Adliyesi’nde saldırı yapmak amacı ile gelen 2 teröristin karşısında durdum. Benim âileme, çocuklarıma bakacak birileri mutlaka bulunur, koskoca devletim var lâkin silahlarıyla ve bombalarıyla gelen hâinler eğer adliyeye girseler idi milletim, devletim çok zarar görecek idi. Birçok kişinin canının yanmasından ise, benim canım yansındı. Vatan sağ olsun, milletim vâr olsun!
Şehid Ömer Halisdemir’in muhterem babası Niğde’den kalktı, Elazığ’a; Şehid Fethi Sekin’in âilesine gitti. Biri Kürt, biri Türk ama orada nasıl kucaklaştılar, görmeyeniniz kaldı mı? İşte bu kare; yüzyıldır ülkenin üzerinde oynanan oyunların tutmadığının göstergesidir. İşte onların kucaklaşması; tüm Türkiye’nin kucaklaşması mesabesindedir. 15 Temmuz’dan sonra doğan yüzlerce çocuğa Ömer Halisdemir ismi verildi… 5 Ocaktan sonra da doğan çocuklara Fethi yâhût Fethi Sekin ismi verilmeye başlandı. İşte bunların hepsi bölünmediğimizin, parçalanmadığımızın ispatıdır. Çünkü biz bir ölürüz ama hep bin diriliriz!
Sevgi; ispat isterdi ve bazı sevgilerin bedeli olurdu. Ve her bedeli, herkes ödeyemezdi. Bedel ödemek yiğide düşerdi. 5 Ocak 2017’de bedel ödeme sırası şehid polis Fethi Sekin’de idi. Bedelini ödedi ve o da tıpkı Ömer Halisdemir astsubayı gibi kuşlarla irtihâl etti peygamberler makamına…Şehâdetiniz kutlu olsun.
Hâinler, zâlimler bilsin ki; bu milleti bölemeyecekler, parçalayamayacaklar!Fâtinler, fâsidler, fâcirler bilsin ki; bu milleti birbirinden ayıramayacaklar!Allahsızlar, kâfirler, dinsizler bilsin ki; bu milleti birbirinden koparamayacaklar!
Rabbimizin nusreti, zaferi, merhâmeti, yârlığı dâima bu milletin üzerinde olsun!
Etiketler
Yazar Hakkında
Tahir Ceyhun Yıldız
1993 yılının soğuk 1 aralık gününde Eskişehir'de doğdum. Liseyi Eskişehir Anadolu İmam-Hatip Lisesi'nde tahsil ettim. Lisans eğitimimi Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde tamamladım. Şiirlerim ve yazılarım Eskişehir'de yerel bir dergi olan Genç Birlik Dergisi'nde, Konya merkezli ve 5 sayı çıkarılabilmiş Sahhaf isimli matbû dergilerde yayınlandı. Yetkinliğe ilk adım olarak Sergâh Dergi'de yazmaya başladım. Daha sonra Halâskâr Dergi, Efendi Dergi, Şiâr Dergi ve Özlenen Rehber Dergisi'nde yazılarım yayınlandı. Türkülerin gücüne, kuvvetine inanıyor; ilhâmı türkülerden alıyorum. Kitaplara her ân ihtiyâç duyuyorum. Eskişehir'de faâliyet gösteren bir haber ajansında, bir yayınevinde ve bireysel olarak editörlük faaliyetlerine devam ediyorum.
Yorumlar