Bana Bir Dünya Boyala
- Nur Akboz
- 18 Kas 2017 - 12:03
- 3 dk okuma süresi
- -
- 0
Güneş doğdu, güneş battı defalarca… Sonra insanlar doğdu, savaşlar çıktı. Savaşlar biterken öldü doğan insanlar. Sonra başka insanlar doğdu, başka savaşlar çıktı. Atom bombaları atıldı. Atom bombalarıyla öldü doğan insanlar. Güneşler doğmaya ve batmaya, insanlar doğup, ölmeye devam etti.
Derken 21. yüzyıla geldi dünya.
21. yüzyılda insanlar vahşileşti. Değişen tek şey, takvimlerdi. İnsanoğlu hiç değişmedi. Zaman geçtikçe “insanlık” yitirildi.
Fersiz gözlerde tükenirken zaman; genç adam veriliyor toprağa, yaşam evrelerinin en güzel baharında… Toprağa veriliyor bedeni ve hayalleri. Bir anne ağlıyor, yaşları yüzünü yıkıyor mezar başında. Babanın yüreği yanıyor. Çaresizce bakıyor yaşananlar karşısında, metruk evin yıkık parçaları arasında. Annesine, “Savaşan askerler mola veriyor mudur?” diye anlam veremeden, tüm masumluğu ile soruyor minik kız, etrafını saran korkuyla.
Bu kadar acıyı, feryadı duyunca yan yana, yer kalmamıştı karanlıklardan aydınlığa yeryüzünde. Kendini sevmeyen karanfillerle doluydu sokaklar. Bir hayat sönüyordu, ardından bir hayat, bir hayat daha…
Evler viran, şehirler yanıyor, masumlar ağlıyor.
Hayatının en güzel demlerini yaşamayanlar ağlıyor. Sevdiklerini kaybediyorlar. Kimi annesini, kimi babasını, kimi kardeşini, abisini, ablasını… Kimi de hepsini…
Uçurtmalar uçmuyor semada, savaş uçaklarından başka. Yeryüzünde nehirler kan akıyor. Sevinç nidalarına hasret kalırken parklar; ağıtlar yükseliyor, salıncaklar boş kalıyor.
İnsan Hakları Beyannamesinden dem vuran Avrupa seyrediyor, Amerika seyrediyor… Oysa “Hak” ve “İnsan” kavramları ne kadar da uzak!
Dünya kayıtsız kalıyor!
Ve bizler…
Bizler Umut kahramanları (!)
Dökülüyoruz meydanlara pankartlarla, kağıtlara yazdığımız notlarla. Bir gece protesto ediyoruz, diğer gecelerimizi uyku ile geçiriyoruz. Bir gün aç kalıyoruz, diğer gün karnımızı doyuruyoruz tıka basa.
Profillerimizi karartıyoruz. Savaştan en acıklı portreleri paylaşıp, altına da birkaç cümle düşüyoruz.
Zaman geçiyor, unutuyoruz.
Dönüyor dünya…
Dünya ile beraber dönüyor insanlar!
Savaşta sesleniyor bir çocuk…
Bana bir dünya boyala anne! Griler olmasın mesela. Yerini bıraksın maviye, yeşile, beyaza, pembeye, sarıya. Nehirler coşkulu aksın, bulutlar dumana değil, güneşe kansın. Sokaklar çocuk sesleri ile şenlensin. Bomba taşımasın uçaklar, uçsun gökyüzünde uçurtmalar. Şeker versinler bize, zehir değil.
Rengarenk açsın çiçekler,
Papatyalar, güller, menekşeler…
Bana bir dünya boyala baba! Bir evimiz olsun sıcacık. Her eve gelişinde, kapı eşiğinde bekleyeyim seni. Başımı okşa, alnımdan öp yine. Annemin akşam için hazırladığı yemeği karşılıklı yiyelim şöyle…
Bana bir dünya boyala!
Savaşların yakıp yıktığı, kurşunların ve atom bombalarının yağdığı, insanların açlıkla sınandığı, dil, din, ırk ve renk ayrımının olduğu değil!
Barışın güneş gibi doğduğu, kuşların özgürce uçtuğu, çocukların coşku içinde koştuğu bir dünya olsun.
Duyulmasın ölüm selaları, Cuma’dan başka… Gülümsesin insanlar, ağlamasın çocuklar.
Dünyayı barış ile boyala!
Gel, barışalım savaşla!
“Silahları gömelim denizlere, okyanuslara, adını anmayalım bir daha. Ne zafer türküsü söyleyelim, ne de beddua edelim. Kazanan ve kaybeden oyunlarda kalsın, biz göğe kardeşliğin bayrağını dikelim. Içimizdeki yaşama sevincini, küçük bir yüreğe attığın kurşunla öldürme…
Ama biliyor musun sevgi öldürmüyor. Sevgi bütün icad ettiğin silahlardan daha güçlü. Bir insanı kopyalarken diğerini öldürüyorsun. Sen insanı ne kadar tanıyorsun? Şimdi bakıyorum, pişmanlığın gözlerinin derinliklerinde gizlenmiş. Gazetelerde boy boy resimlerin var. Düşünceli, karamsar bir şekilde yaptıklarını sorguluyorsun….
Gel barışalım dünyayla; dünya yepyeni bir çehreyle uyansın sabaha! Açmaya devam etsin gül, fesleğen, yediveren, zambak, papatya. Kan yerine gül koksun tüm dünya. Yeşillensin, çiçekler açsın, güneşler batmamak üzere doğsun. Nefreti ve kini lûgatimizden silelim. Sen silaha “dur” de, bütün dünya uysun bu çağrına. Ne bulutlar ağlasın, ne de duvarlar şahit olsun bir çocuğun ağlamasına…
Etiketler
Yazar Hakkında
Nur Akboz
Belki de hiç anlatamayacağım öldüğümüzü. Adına 'yaşamak' denen bir serüvenin içinde baharı beklerken bile, Güze sevdalı bir ölümle yürüdüğümüzü..
Yorumlar