Azların Çokluğu
- Hasan Kocapınar
- 23 Ara 2017 - 09:50
- 5 dk okuma süresi
- -
- 0
Bakara Suresi 249. ayet-i kerimesinde, yüce Rabbimiz şöyle buyurur:”Talut orduyla birlikte ayrılıp çıktığı vakit dedi ki: Allah, sizi bir ırmakla deneyecektir. Kim ondan içerse benden değildir. Kim de ondan tatmazsa şüphesiz ki bendendir. Eliyle bir avuç alanlar başka. Derken onlardan birazı müstesna olmak üzere hepsi de ondan içiverdiler. Talut ve beraberindeki mü’minler ırmağı geçtikleri vakit; bizim bugün Calut ve ordusuna karşı gücümüz yoktur, dediler. Mutlaka Allah’a kavuşacaklarını bilenlerse dediler ki: Nice az topluluk, Allah’ın izniyle pek çok topluluğu yenmiştir. Allah sabredenlerle beraberdir. ”
Evet, Allah sabredenlerle beraberdir ve unutmamak gerekir ki, ahiret gününe inananlar ve iman edenler, bir avuç olsalar da koca bir topluluğa galebe çalacaklardır. Şüphesiz tarih, bu durumun ibret dolu ve örnek alınacak sayısız misalleriyle doludur. Tıpkı İsrailoğulları’nın başındaki Hz.Talut ve bu kavme musallat edilen Amelika kavminin reisi Calut’un arasında cereyan eden savaş gibi. Sabrın ve iradenin en çetin denemelerinden geçtiği bu savaş, dünya savaş tarihi içinden sayısız öneme sahip ayrıntılarla doludur.
Bu ayrıntılardan en fazla öne çıkanı da ne için savaşıldığının önemidir zannımca. Nitekim savaşmak için bir amacı olmayan ve iradeleri tek bir kişinin iki dudağının arasına sıkışan koca yığınların, savaşçı dahi denilemeyecek bir avuç topluluk karşısında düştüğü hezimetler pek çoktur. Bunlardan birisi de Spartalılar’ın Termophile savaşı kadar ünlü olmasa da Yunan siteleri ve Pers İmparatorluğu arasında gerçekleşen Maraton Savaşı’dır. M.Ö 490 yılında Pers hükümdarı Ahamaniş’in liderliğindeki pers ordusu ve Yunan komutan Datis komutasındaki Yunan Site Devletleri ordusunun Maraton Ovası’nda yaptığı ve tarihi kaynaklara da Maraton savaşı olarak geçen bu savaş; evlerini, çocuklarını, yaşlılarını, kadınlarını kısacası vatan bildikleri Yunanistan’ı korumak için zamanının en büyük emperyali Perslere galebe çalan, sabır ve sebatla direnen Yunanlıların muhteşem öyküsüdür. Kutsalları için mücadele eden nice topluluk için ibret verici bir gerçektir.
Yunanlıların amacı vatanları korumak olsa da bundan daha mukaddes amaçları da vardır savaşmak için bir ordunun, bir topluluğun. Allah’ın davasını yaşayan ve yaşam vadedilen her kalbe iletmek gibi. Öyle ki; bu mukaddes amaç için sabır, kimi zaman yiyecek bir şey bulamadığında karnına taş bastırmaktır, bazen Trakya ormanlarında Edirne’nin düşmemesi için ağaç kabuğu yemektir. Bazense Medineyi teslim etmemek için çekirgeye talim etmek, hurma çekirdeğini öğütüp ekmek yapmaktır. Ezcümle, eğer uğruna her türlü durum için sabredebileceği ve metanetini eksik etmeyeceği bir davası ve başlarında da Tarik Bin Ziyad gibi teslimiyet içinde ve geri çekilmeyi çekilmeyi zul sayan bir de komutanı varsa bir ordunun, her müslümanın yüreğini titreten şu sözleri duymak nasip olur o orduya:
”Arkanızda düşman gibi deniz, önünüzde deniz gibi düşman. Nereye kaçacaksınız? Vallahi sizin için ancak sadakat ve sabır kalmıştır. Düşmanın silahı, teçhizatı ve erzakı boldur. Sizin silah olarak ancak kılıçlarınız, erzak olarak da düşmanın elinden sahip olabileceğiniz vardır.”
Ardından da o 7000 kişilik inanmış ve iman etmiş İslam ordusu, İspanya içlerine dalar. Karşısına çıkan on binlerce kişilik Vizigot ordusuna galebe çalıp, koca İberya yarımadasında yüzyıllar sürecek olan, Endülüs İslam Medeniyeti’ni başlatır. İspanya’da nice emek ve gayretle kurulan bu eşşsiz medeniyet ise, tarihler 15. asrın sonlarını gösterdiğinde son bulur. Biribirine kenetlenmiş ve zafer vaadedilmiş bir ordunun ve üstün meziyetlere sahip bir kumandanın kurulmasına vesile olduğu bu koca medeniyetin varisleri birbirine düşer. Elde kalan son kale Gırnata da Vizigotlar’ın torunları Kastilya Kraliçesi Kastilyalı İsabel ve Aragon Kralı Fernando tarafından, tarihler 2 Ocak 1492′ yi gösterdiğinde işgal edilir. Endülüs Müslümanları ve diğer dinlere mensup tebaaları ise Osmanlı Sultanı Sultan 2. Beyazid tarafından Afrika ve Osmanlı hakimiyetindeki Yunanistan’a taşınır.
Düşene her daim yardım eden Ali Osman’ın da az iken nice çoklara galebe çaldığı zamanlar çoktur Allah’ın izniyle düşmana. Allah’a karşı teslimiyetin en güzel örneklerin çoğu da savaş meydanlarında zafer nasib edilen bu güzel orduda zuhur etmektedir. Kimi zaman savaş arifesinde çadırında göz yaşı döken, Rabbi’nin huzurunda iki büklüm olup, düşmana karşı ise aslan kesilen padişahlarında, kimi zamansa askerlerinde. Öyle ki bu ordunun sayısal olarak en küçük birimlerinden olan solaklar, onlara yüzyıllar süren üstünlük sağlayan nişancılıklarındaki kerametin sırrını; yani Allah’a karşı teslimiyetlerini, oku yaya her sürdüklerinde ve menzile her attıkları fırlattıkları okta zikrettikleri Enfal süresi 17. ayet-i kerimesinde görürüz:
“Onları siz öldürmediniz fakat Allah öldürdü. Attığın zaman da sen atmadın fakat Allah attı. İnançlıları kendinden güzel bir sınavla sınamak için (yaptı). Kuşkusuz Allah işitendir, bilendir.”
İşte bu denli teslimiyet içinde olan bu ordu, Haçova Meydan Savaşın’da bu ayetin sırrıyla hemden olan askerleriyle koca bir Habsburg ordusuna karşı sayıca azınlıktayken galebe çalmıştır. Habsburg ordusunun sayısal üstünlüğü o denli fazladır ki; sayı konusunda ittifak eden kaynakarca bu sayı, tüm erat dahil edildiğinde 300.000’e karşı 100.000 şeklindedir. Savaş kaybedilme aşamasındayken, padişah dahi meydanı terk etmeye hazırlanırken, atının terkisinden tutan Hoca Saadettin Efendi bir kez daha teslimiyetin en güzel örneklerinden birini sergilemiştir. Padişahın, ”Efendi şimdiden sonra ne yapmak lazım gelir?” sorusuna:
“Padişahım lazım olan yerinizde sebat ve karar etmektir. Cengin hali budur. Ecdadınız zamanında olan, tabur muharebeleri çoğunlukla böyle vaki olmuştur. Mucizat-ı Muhammedi ile inşaallahü teala fırsat ve nusret ehl-i İslamındır. Hatırınızı hoş tutun.” der…
Kaybedilemeye yüz tutan, padişahın dahi düşman eline geçmesi işten bile olmayan bu savaş, ani bir hücumla düşmanın bozulmasıyla sonuçlanır.
Evet! Daha nice az topluluk nice çoğa galip gelmiştir, gelmeye de devam edecektir. Zamanın ruhuysa tersine dönmüş; sabreden, azmeden ve birlik olanlar düşmanlar olmuş. Şimdi ise koca İslam alemi tarihini, kendini unutmuş ve unutturulmuş durumda. Ne zaman biteceği bilinmeyen derin bir gaflet uykusuna dalmış vaziyetteyiz. Hami olan Müslümanlar ise bu gafletin neticesinde pek çok memlekette, mülkünden olup tebaa konumuna düşmüştür. Yine çokları da gerçekten uzaklaşıp, kardeşlerinin kanında zafer arama acziyetinde…
Ezcümle. Bu güzel kıssalar boş hamaset yerine derin düşüncelere sevk eder de bu halimizle zafer beklememizin utancını yaşar ve fethi müjdeleyen ayetlerde ki vaadedilen zafere layık olmadığımız gerçeğini bir an önce kavrarız.
Selam ve dua ile.
Kaynaklar
- Lord Kinross,OSMANLI İMPARATORLUĞUNUN YÜKSELİŞİ VE ÇÖKÜŞÜ,Altın Kitaplar.
- Nicholas Secunda,ANTİK YUNAN SAVAŞÇILARI,Türkiye İş Bankası Yayınları.
Etiketler
Yazar Hakkında
Hasan Kocapınar
Amatör ruhla yazılar yazan biri.
Yorumlar