İlim Bilim

Astronomi ve Türkiye Uzay Araştırmaları (1)

  • 5 dk okuma süresi
  • -
  • 3
Astronomi ve Türkiye Uzay Araştırmaları (1)

Efendi Dergi olarak uzun süren araştırmalar ve kaynak taramalar sonrasında astronomi bilimi ve Türkiye’nin uzay araştırmaları seyrini ele aldığımız bir yazı dizisi hazırladık. Okumanızı ve değerli yorumlarınızı bizimle paylaşmanızı arzu ediyoruz.

Astronomi Nedir?

Astronom (gök bilimi ya da gökbilim); kökenleri, evrimleri, fiziksel ve kimyasal özellikleri ile gök cisimlerini açıklamaya çalışmak üzere gözleyen bilim dalıdır. Astronomi; yörüngesel cisimleri ve dünya atmosferinin dışında gerçekleşen yıldızlar, gezegenler, kuyruklu yıldızlar, kutup ışıkları, galaksiler ve kozmik mikrodalga arka plan ışıması gibi olay ve olayları inceler. Astronomi terimi Eski Yunan’daki ‘astron’ ve ‘monos’ sözcüklerinden türetilip ‘Yıldız yasası’ anlamına gelir. Astronomi biliminin altı çalışma alanı vardır. Bunlar şunlardır; Arkeoastronomi, astromatematik, astrofizik, astrokimya, astrobiyoloji ve astrojeoloji…

Eski çağlarda astronomide ilerlemiş uygarlıkların bazıları şunlardır; Çin, Hint, Sümer, Kalde, Mısır, Toltek, Zapotek ve Maya...

Geçmişten Günümüze Astronomi

Neredeyse insanlığın yazılı tarihiyle yaşıt olan astronomiye ilişkin ilk bilgilerin çoğu Babillilere dayandırılır.  Babillilerin, MÖ. 3000'lerde; bugün bilinen takımyıldızlardan birçoğunu tanımladıkları ve bazı astronomi olaylarının belirli bir düzen içinde yinelenmesine dayanan bir takvim geliştirdikleri biliniyor. Babillerin yanı sıra Eski Yunanlılar, Eski Mısırlılar, Mezopotamyalılar ve Eski Çinliler gibi uygarlıklar da astronomi bilimi ile ilgilenmiş ve bu anlamda ciddi çalışmalar ortaya koymuşlardır. MÖ. 6.yüzyılda Pythagoras, yerin bir küre biçiminde olduğunu ve evrende, doğa yasaları arasındaki uyumlu ilişkinin yönetimi altında hareket eden pek çok gök cismi bulunduğunu öne sürdü. Sonraki Yunan düşünürleri gökyüzünü, tam merkezinde yerkürenin bulunduğu ve iç yüzeyinde birer mücevher gibi yıldızların asılı olduğu içi boş bir küre olarak düşündüler. Bu küre, yerin ortasından geçen bir eksene dayanıyor ve bu eksenin çevresinde her gün doğudan batıya doğru döndüğü için gök cisimleri sabah doğup akşam batıyordu. 2. yüzyılda Yunanlı astronomi bilgini Ptolemaios (Batlamyus), yer merkezli evren modelini iyice geliştirerek çok sağlam temeller üzerine oturttu. Yaklaşık 14 yüzyıl boyunca astronomi dünyasında tartışmasız benimsenen Ptolemaiosçu evren modelinin temelinde, gezegenlerin görünür hareketlerini oldukça başarılı bir biçimde açıklayan "ilmek" (episikl) kavramı yatıyordu. 

6. yüzyıldan sonra, astronomi çalışmalarının ağırlığı İslam dünyasına kaydı. 6. yüzyılda başta Ptolemaios, Aristoteles, İskenderiyeli Theon ve Aristarkhos olmak üzere birçok Yunan astronomunun yapıtlarını Arapçaya kazandıran İslam bilginleri, kuramsal çalışmaların yanı sıra, gözlemleri, ölçümleri ve astronomi aletlerine getirdikleri yeniliklerle bu bilime değerli katkılarda bulundular. Ptolemaios astronomisine ve Aristoteles fiziğine karşı çıkan 10. yüzyıl bilgini Biruni, yerkürenin durağan olmayıp döndüğünü kanıtlamaya çalışarak kopernik sisteminin temellerini attı, ayrıca tutulum düzlemiyle ekvator arasındaki açıyı veren ölçümler yaptı. 

11. yüzyılda Bettani ve Endülüslü Zerkali, bu devinimi hesaplamayı da bir kurala bağladı. Yunan ve Rönesans astronomileri arasındaki köprünün temel direklerinden biri de 11. yüzyılda yaşayan Bağdatlı İbn Heysem'dir. Gezegenlerin aslında var olmayan çemberler üzerinde değil, dönen somut küresel yüzeyler üzerinde bulunduklarını ileri süren Heysem, bu kuramıyla, gezegenlerin hareket ederken önlerindeki havayı sıkıştırıp, arkalarında bir boşluk bıraktıkları inancına son verdi. 2. yüzyıl astronomu Bağdatlı Bediü'l-Usturlabi, Hipparkhos'un tasarladığı usturlabın yapımını ve kullanımını yaygınlaştırarak, gök cisimlerinin ve yıldızların konumunun gözlemlenmesi yoluyla bu cisimlerin ufuk düzleminden yüksekliğinin ölçülmesini böylece yerel zamanın hesaplanmasını olanaklı kıldı. 16. yüzyılda Polonyalı astronomi bilgini Mikotaj Kopernik, Ptolemaios'un yer merkezli sisteminden daha basit ve gezegenlerin hareketlerini açıklamakta daha başarılı bir gün merkezli sistem geliştirerek, Ptolemaiosçu evren modelinin tartışılmazlığına son verdi. Bu sistemde ay, yine yerin çevresinde dolanıyor, buna karşılık yer de, bütün öbür gezegenler gibi güneşin çevresinde dolanarak tüm ayrıcalığını yitiriyordu. Kopernik'in ‘De revolutionibus orbium coetestium’ (1543; Gök Kürelerinin Dolanımı Üzerine) adlı kitabında açıkladığı gün merkezli kuram çağdaş astronominin başlangıcını müjdeliyordu. 17. yüzyıl, astronomide büyük ilerlemelere yol açan çok önemli gelişmelere sahne oldu. Özellikle Johannes Kepler'in gezegenlerin hareket yasalarını açıklaması, Galileo'nin astronomi gözlemlerinde teleskop kullanımını başlatması,  Isaac Newton'un hareket ve kütle çekimi yasalarını belirlemesi birer dönüm noktasıydı. Bu önemli buluşlar başka önemli katkıları da ardında getirdi. Örneğin  1750'de Thomas Wright, evrenin çok sayıda gök adadan oluştuğunu açıkladı. 18. yüzyılda, güneş sistemini kapsayan Samanyolu gök adasının ve tüm evrenin yapısına ilişkin araştırmalar ye kuramsal yaklaşımlar gündeme geldi. Örneğin 1796'da Fransız matematikçi Pierre Simon Laplace, güneş sisteminin, bir gaz bulutunun soğuyarak sıkışması sonucunda oluştuğunu öne süren "bulutsu varsayımı"nı ortaya attı. Astronomi 19 ve özellikle 20.yüzyılda baş döndürücü bir hızla ilerlemiştir. 

Yakın zamanlardaki keşif ve gelişmelerle ilgili olarak şunlar söylenebilir. Teleskopların geliştirilmiş olmasının yanı sıra, diğer bilim dallarındaki ilerlemelerin de gök bilimine yardımcı olmaları sayesinde, evrenin gizleri bir bir açığa çıkmaktadır. Evrenin genişlemesi, galaksiler giderek birbirinden uzaklaşmaktadır. 20.yüzyılın başında diğer galaksilerden ayrı bir birim olarak galaksimizin varlığı kanıtlanabilmiştir. Ardından Hubble yasası ile evrenin bir genişleme içinde olduğu saptanmıştır; galaksiler giderek birbirinden uzaklaşmaktadır. 20.yüzyılın bu alandaki son gelişmeleri olarak radyoteleskopların, radyoastronominin, modern bildirim araçlarının ortaya çıkması sayılabilir. Buat sayesinde, elektromanyetik dalgalarla uzayı aşan parçacıkların spektroskopik analizi yapılabilmiş ve böylece uzak gök cisimleri üzerinde yeni deney türleri olanaklı hale gelmiştir.

19. yüzyılda  tayf ölçümü ve fotoğraf tekniklerinin astronomiye uygulanması, yıldızların ve bulutsuların parlaklıkları, sıcaklıkları ve kimyasal özellikleriyle ilgili nicel ve nitel çalışmaların başlamasına yol açtı. 19. yüzyılda astronominin gelişimine büyük katkılarda bulunan İngiltere'de Royal Society, ABD'de Amerikan Astronomi Derneği, Almanya'da Astronomi Derneği gibi ulusal kurumların yanı sıra Uluslararası Astronomi Birliği (IAU), Şili'deki Avrupa Güney Gözlemevi ve Inter-American Gözlemevi gibi, çok sayıda ülkenin bilim adamlarını bir araya getiren kuruluşlar ve gözlemevleri kuruldu.

20. yüzyılda, uzay araştırmalarının öneminin artmasıyla birlikte, devletlerin astronomi çalışmalarına katkısı da dev boyutlara ulaştı. Bir yandan da uluslararası iş birliği alanında önemli adımlar atıldı. Önümüz haftadaki yazımızda bu yazdıklarımızı kronolojik bir şekilde daha ayrıntılı ele alacağız.

Etiketler
Eski Türklerde Astronomi Uzay Astronomi Rönesans Eski Çağ Astronomi Gözlemevleri El-Battani El Biruni Rönesansta astronomi Geçmişten Günümüze Astronomi

Yazar Hakkında

Efendi Dergi

Efendi dergi adı üstünde, hiçbir zaman efendiliğinden ödün vermeyen, yaftalama ve karalamadan uzak duran, erkeğe, kadına ve dahi çocuğa yönelik her türlü zihin besleyici yazıları, e-dergi kapsamında gençlik içinde gördüğü boşluğu doldurmaya yönelik büyük bir gayretle, okuruna en hızlı, muntazam halde, meccanen ulaştırmaya çalışan bir dergidir. Bu dergide bulacağınız en önemli özellik samimiyet ve efendilik olacaktır. Ne mi bulamayacaksınız bu dergide? Bu dergi asla zalimin yanında olmayacak. Bu dergi cıvık hareketlere girmeyecek. Peki, biz kimiz? Pür kusur mümin ve mümineleriz. Biz bir ideal etrafında buluşmuş, Yunus misali; “Ya ben öleyim mi? Söylemeyimde”… Diyenleriz. Hep sorarlar ya; kimlerinmiş bu dergi diye, bu dergi sizin derginiz… Bu arada yazmaya sevdalı iseniz, varsa söylemesem ölürüm diyecekleriniz, aramıza bekleriz.

Yorumlar

  • 3 Yorum
Ziyaretçi olarak yorum yapıyorsun, dilersen Giriş yap