Anneme, Babama, Eşime vs. Katlanamıyorum Diyenlere Naçizane Tavsiyeler
- Kadir Şahin
- 12 Tem 2024 - 16:25
- 4 dk okuma süresi
- -
- 4
Arapça ḥml kökünden gelen tahammül تحمّل "yükü üstlenme, taşıma, dayanma" manalarına gelmektedir.
Kelimenin açılımından da belli olduğu gibi ortada bir yük taşıma eylemi var. Bunu kabul edip yola öyle çıkalım. Kim istemez ki hiç yükü olmasın, rahat rahat sadece kendi ağırlığıyla, beli bükülmeden yol alsın. Maalesef bu dünya öyle bir dünya değil. Burada yükün biri iner biri biner. Müslümanın sırtı ağrımazsa kalbi ağarmaz. Bu meseleye böyle iman etmek gerekiyor diye düşünüyorum.
Şimdi konuyu ikiye ayırıp size öyle anlatacağım. Birincisi:
Tahammül ettiklerimize niçin tahammül ediyoruz? Bu tahammüllerin ana sebebi ne? Bir iki örnekle durumu açıklayayım:
- O benim patronum. Mecburen katlanmalıyım.
- O herkes tarafından sevilen biri. Ona bir şey dersem kaybeden ben olurum.
Bu örneklerde olduğu gibi istediğimiz zaman hiç girmek istemediğimiz yükler altına girebilme gücümüz var. Peki, bu gücü nerelerde kullanıyoruz? Okulda öğrencilere verdiğim bir örneği burada da zikretmek istiyorum. Bir öğretmen düşünün ki aşırı derecede sevecen. Sınıfta size hep gülüyor, kızıp bağırmak istemiyor. Öğrencisine samimiyetle yaklaşıp onlarla arkadaşmışçasına muhabbet ediyor. Bir başka öğretmenimiz daha var. O da asla gülmez asla şakalaşmaz. Anında yapıştırır sıfırı. Şimdi, bu öğretmenlerin hangisine karşı daha saygılı olmak lazım? Hangisine daha iyi davranmak lazım. Şu an muhtemelen içinizden tabi ki o tebessüm eden öğretmene diyorsunuz. Gerçeğe baktığımızda ise öğretmen eğer gülüyorsa, samimi davranıyorsa o sınıfta curcuna başlıyor. Öğrenciler, öğretmen susun dese susmuyor, hatta o öğretmeni ağlayacak dereceye getirebiliyorlar. Çok özür dileyerek şunu da söylemek istiyorum: köpek eğitimin de o hayvanların sahiplerine ciddi uyarılar da bulunuyorlar. Komutlarınız dinlenilsin istiyorsanız sakın köpeğe gülmeyin, ciddiyeti bırakmayın diyorlar. Aksi halde köpek sizi takmaz, komutlarınızı dinlemez diyorlar.
Geldiğimiz noktada gülen öğretmene saygı göstermemek fakat ciddi durana her türlü saygıyı sunmak insani bir davranış mı? Asıl insan olan kendine iyi davranana daha iyi davranmaz mı? Bu soruyu öğrencilerimize sorduğumuz da “Ama hocam, sıkılıyoruz” diyorlar. Geldik yine tahammüle… Öfkeliye karşı her türlü sıkıntıyı göğüsleyenler, gönlü hoş olana yükünü boca etmekten geri durmuyorlar.
Bir metinde Hz. Peygamberin Hz. Fatma’ya hitaben Ayşe’yi seveceksin diye uyarıda bulunduğunu okumuştum. Bazen içimizden gelmese de bunu bu şekilde kabul etmek zorundayız. Hani bir söz var ya: “İtin hatırı yok da sahibinin de mi hatırı yok” Diye. Bazen sahibinin hatırı için bu yükü yüklenmeliyiz.
Gelelim ikinci kısma:
Çok duyuyorum, anneme, babama katlanamıyorum diye. Bu mevzuda âlemlerin rabbi olan Allah, ölçüyü net belirlemiş. Katlanacaksın. Of bile demeyeceksin. Patronun sözü için sinene neler dolduran sen, Allah’ın hatırı için bu işi bir şekilde çözeceksin. Ölçü belli, eğer senden Allah’ın sevmediği bir şey istemiyorlarsa istedikleri şey doğrultusunda kırk dereden su getirip onları bir şekilde memnun edeceksin. Evet, cidden istekleri makul olmayabilir. Sen o işi makul olan şekilde halledip onları sevindireceksin. Biz eğitilmesi gereken hayvanlar değiliz. O yüzden kötüye bazı sebeplerden nasıl susuyorsak iyiye de tahammülümüzü göstereceğiz.
Said Nursi’nin örneğini hatırlatmak gerekirse “Bir gemide on azılı idam mahkûmu var. Fakat yanlarında da bir masum var. O gemi nasıl o masum hatırına batırılmazsa biz de arkadaşlarımızın, dostlarımızın kalbindeki masum olan bazı şeyler hatırına o gemiyi batırmayacağız.
Dünya, imtihan yurdu demiyor muyuz? Bu şekilde iman etmedik mi? Allah bize demedi mi: “Ben bu yükü dağa verdim de taşıyamadı. Çıktı o yükü insan yüklendi” Diye. Belki bu yükler mizanda tartılacak sevaplarımızın yakınlarıdır. O sebeple yük çok dememek lazım. Altın dolu vadiden geçen adamın “Ya hu çok ağır bu” Deyip altını bırakmaya meyletmeyeceği gibi biz de bu yükleri dert etmemeliyiz.
Eşim beni bunaltıyor, çocuğum beni yıldırdı gibi örneklerde bu kaide aklımıza gelmeli. Hem dua diye bir tılsım var elimizde. Maçlarda veya film setlerinde kameramanlar o ağır kameraları rahat taşısınlar diye yapılmış aparatlar gibi yükümüzü daha taşınabilir hale getirebilecek unsurlar var. İmtihan dedik ya, sabır da burada devreye giriyor. O da namaz gibi oruç gibi bir ibadet değil mi? Bize düşen bu sınavı layıkıyla geçmek. İnsan olduğumuzu kendimize kanıtlamak.
Eğer yoksa tahammülün, bu zalime karşı olsun. Gaddarın yükünü asla yüklenme. Yok, onlara karşı her türlü hamallığı yapıp da iyiye karşı tahammülsüzsen orada vicdanındaki adaleti bir yokla derim.
Yıllar önce, yükle alakalı yazdığım küçük bir şiirle yazıyı sonlandırmak istiyorum.
Ölümlü çocuk, sen sus/ Melek, sen taşı yükü/ Yaşayabilirsen hayatı/ Bir secde de kendine et…
Sonsöz:
İş çok, yük ağır. Taşıyabilenler, kuş tüyü hafifliğinde ulaşabileceklerdir belki de göğe…
Etiketler
Yazar Hakkında
Kadir Şahin
fani adamın biri
Yorumlar