Hanımefendi

Anne Kucağı Terapi

  • 5 dk okuma süresi
  • -
  • 0
Anne Kucağı Terapi

Anne ve terapi kelimeleri birbirlerinden bağımsız gibi görünseler de birbirini tamamlamaya en müsait kelimelerdir aslında. Gelin kısaca inceleyelim bu kelimelerimizi. Terim anlamlarına baktığımızda anne kelimesi “Çocuğu olan kadın” demektir. Terapi kelimesi ise “iyi etme, iyileştirme, tedavi etme” gibi anlamları taşır. Evet minicik bir yumurtalık düşünün. Anne karnında şekillenmeye başlıyor önce. Sonra minicik bir beden halini alıyor. Savunmasız, aciz, dünyaya cahil bir beden. Rabbimizin taşımayı kadına lütfettiği rahim yolculuğu sonlanınca dünyaya gözlerini açıyor bu minik beden. Açıyor, açıyor ama bir de ne görsün! Dünya hiç bilmediği bir yer! Anne karnı kadar sıcak, anne karnı kadar güvenli değil. Endişeye kapılıyor ve ağlamaya başlıyor minik beden. İşte o andan itibaren annenin kucağı başlıyor iyileştirici tedaviye. Ve annenin kokusu da eşlik ediyor mu mucizevi terapiye. 

Merak etmeyin anne bu terapiye hazırlıksız yakalanmıyor. Rabbimiz, kadınların fıtratına yerleştirdiği, his derinliği, şefkat ve merhamet duyguları ile ruhen hazırlıyor anneyi bu sürece. Döllenme ile başlayıp doğumla sonlanacak olan bedensel hazırlık süreciyle bu terapiye hazırlanmaya başlıyor anne. Östrojen, oksitoksin gibi hormonlar da eşlik ediyor bu fiziksel hazırlık sürecine. Bazen anneyi endişelendiren değişikler yaşanıyor. Anne de en az bebeği kadar ürkek ve kaygılı olabiliyor. Bitmek bilmeyen sancılar, dinmeyen bulantılar...Lakin anne bebeğini kucağına aldığında bebek de anneyi tedavi etmeye başlıyor adeta. Biyolojik olarak oluşmaya başlayan ilişki duygusal boyutlara taşınıyor. Anne bebeğine, bebek annesine bağlanıyor. Bebek annenin kucağında olduğunu bildiğinde huzura kavuşuyor, ağlama sesleri diniyor. Anne bebeğinin kollarında olduğunu bildiğinde acıları diniyor, çekilen çileler nefes alıyor, unutuluyor.

Bu bahsettiğimiz süreçlerin hepsi “güvenli bağlanma” dediğimiz kavramın dinamiklerini oluşturuyor. Peki nedir bu güvenli bağlanma? Güvenli bağlanma; bebeğin anneyle kurduğu iletişimi ve ruhsal bağı ifade eder. Bebeğin anneyle tensel temasta bulunması, annenin sesini, kokusunu, bakışlarını hissetmesi bebekte güven duygusu oluşturuyor. Bebek ihtiyaçlarının karşılandığını bildiğinde, anneden gelen sevgi ve şefkati hissettiğinde önce anneye, sonra kendine sonra dış dünyaya güvenle ve huzurla yaklaşabiliyor. Anne karnından başlayan, bebeğin duygu dünyası ve karakterinin oluşumunu sağlayan bu süreç, bebeğin diğer ebeveynleriyle olan ilişkisine bağlı olarak devam ediyor. Bu ilişkilerin izleri ve etkileri yetişkinlik döneminde ortaya çıkıyor.

Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisini bilirsiniz. İnsanın gereksinimleri olduğunu vurgulayan bu kuram başta fizyolojik ihtiyaçlar(örn. Barınma, beslenme) olmak üzere, güvenlik ihtiyacı, sosyal ihtiyaçlar(sevme-sevilme), saygınlık ihtiyacı, bilme anlama ihtiyacı ile devam eder ve kendini gerçekleştirme basamağı ile son bulur Aslında anne ve çocuk ilişkisine baktığımızda anne çocuğuna bu basamakların hepsini yaşatan insandır. Temel ihtiyaçlardan başlar bebek hayata. Barınma, uyku, beslenme… Anne göğsünden tattırır temel besin gıdasını Rabbimiz önce… Barınma gereksinimi desek anne kucağından daha sıcak daha güvenli bir yer yoktur bebek için belki de. Bebeğin ilk evi, yuvasıdır anne kucağı. Ve sevgi; koşulsuz sevginin, bebeği koşulsuz şartsız nedensiz kabul eden kişinin anne olduğu gerçeği… Sonra saygı, bilme-anlama ve estetik basamağı karşılıyor bizi. Bu basamakların hepsi belki de annelerin bebeklerine dokunuşuna göre, bebeklikteki ilişkilerine göre şekillenen bir hal alıyor yetişkinlik boyunca.

Değeri okuyucu,

Güvenli bağlanma, anne-baba tutumları, hamilelik süreci ihtiyaçlar hiyerarşisi gibi anne-bebek arasındaki ilişkinin önemini vurgulayan psikolojik kaynaklardan yararlandığımız gibi sözlerime sözlerin en güzeliye devam etmek istiyorum.

İslam dininin bu ilişkiye ve bu sürece verdiği ehemmiyetti atlamak yaratılışımıza ve kendimize ihanet olur diye düşünüyorum.

Kuran-ı Kerimde Rabbimiz şöyle buyurmuştur:

 “Biz insana, ana-babasına iyilik etmesini tavsiye ettik. Annesi onu zahmetle taşıdı ve zahmetle doğurdu. Taşınması ile sütten kesilmesi, otuz ay sürer. Nihayet insan, güçlü çağına erip kırk yaşına varınca der ki: Rabbim! Bana ve ana-babama verdiğin nimete şükretmemi ve razı olacağın yararlı iş yapmamı temin et. Benim için de zürriyetim için de iyiliği devam ettir. Ben sana döndüm. Ve elbette ki ben müslümanlardanım.”

 (Ahkâf, 15)

Yüce Rabbimiz ayetinde annenin bebeğini doğurmak için katlandığı sürece değinmiştir. Ve bu sürecin bu eşsiz merhametin bedeli olarak onlara karşı iyilikle muamelede bulunmamızı emretmiştir. Bebek annenin mis kokusunu içine çektiğinde adeta bütün acıları dindiren, her ikisinin de kalbinde kelebekler uçuyormuşçasına sevinç bahşeden, bebeğin pamuk misali yüzüne annenin nefesinden esinti ve ferahlık gelen anne kucağını, böyle bir nimeti bizlere bahşeden Rabbimize karşı ne kadar şükretsek az değil mi?

Sözlerime son verirken adını “anne kucağı terapisi” koyduğum bu ilişkiyi değerlendirirken anne kavramının kalbimizde bıraktığı izlere de değinmek istiyorum. Evet değerli okuyucu anne demek çocuklar için güven demek, koşulsuz sevgi demek, aidiyet duygusu demek, hayat denen bu dikenli yolda gül koklamak demek. Anne demek her şeye rağmen seven birinin varlığını bilmek, koca kainatta yalnız hissettiğinde sonsuza dek güvende kalabileceğin bir gönül demek…

 Bu yazıyı okuyan yetişkin kardeşlerimin arasında annesini sonsuzluğa uğurlamış olanlar da bulunabilir. Onlar için anne demek hasret demek, beklemek demek ve belki de özlemek demektir. Özetle anne demek hayat demektir. Ve bir gün anneniz giderse hayatınız biter mi, son mu bulur, nefesiniz mi kesilir? Hayır biliyor musunuz anneler hiçbir zaman gitmez. Bir yerlerde sürekli sizi beklerler. Kavuşacağınıza dek hayallerini süsler, kalbinizin içinde size varlığını hissettirirler.

Anneler hiç gitmezler…

Peygamber Efendimiz(sav)’in annesi de gitmemişti.

Peygamber Efendimiz(sav) Hudeybiye Umresi’nde Mekke’ye giderken Ebva’ya uğramıştı. Cenab-ı Allah’tan izin isteyerek annesinin kabrini ziyaret etti. Ziyaret esnasında kabri eliyle düzeltti, hüzünlendi ve ağladı, Rasullüllah’ın ağladığını gören müslümanlar da ağladılar. Bu sırada, niçin ağladığını soranlara, Hz. Peygamber:

“Annemin benim hakkımda şefkat ve merhametini hatırladım da ağladım.” cevabını verdi.

Birlikte geçirdikleri kısa bir zamana rağmen o sevginin derinliğini tadabilmiş, merhametin kucağında sükun bulabilmişti.

Dinimizin anneye verdiği değeri anlamak için kadına verdiği değerden yola çıkabiliriz. İnsan “en şerefli varlık” sıfatına layık olma potansiyeline sahip bir varlıktır. Bu varlığın yaratılış temellerinin kadının rahminde atılması anneliğe verilen önemin en önemli göstergelerinden birisidir.

. Anne olmaya değer vermek, anne olmayla iyileşmek duası ile…


Etiketler
Anne bebek terapi Kadın doğum Mucize Sevgi Huzur Güven

Yazar Hakkında

Hasibe Barlas

Deryada damla olma çabası...

Yorumlar

  • 0 Yorum
Ziyaretçi olarak yorum yapıyorsun, dilersen Giriş yap