Akif’i Anlamak
- Sevgi Yiğit
- 28 Ara 2016 - 00:54
- 2 dk okuma süresi
- -
- 0
“Bir milletin sahip olduğu en kıymetli değer nedir?” diye soracak olsalar; “dini, dili, bayrağı, vatanı…” şeklinde sıralayacağımız maddelere eklenilebilecek belki en mühim maddedir “Marş”…Zira ulusa ortak bir şuur kazandırma, milli bir hafıza oluşturma çabası ancak bir marş ile taçlandırılınca bir mana bulacaktır.O vakit dilden düşenler kulakta küpe olmaya hak kazanır ve yürekte iz bırakır.Böylesi bir doygunluğa ulaşmış bir eser ortaya koyabilmek ise kelimenin tam anlamıyla bir yürek işidir. Aklın esiri, mantığın kölesi olanların kısacası vicdanı devre dışı bırakanların başarabileceği bir meziyet değildir bir marş yazarı olmak.Belki tüm bu niteliklere sahip olmaktır bir istiklal bestesi yazarı olmak. İşte Akif, tüm bu hasletlere vakıf bir zat-ı muhteremdir. O ne tek başına aklı referans alır ne de kalbi. O akıl ve yürek arasındaki mucizevi irtibattan yararlanarak aşıkâne bir mülakat çıkarır ortaya.Akıl ve gönül birlikteliği bir milletin uyanışına vesile olacak bir marşa gebedir artık.Akif bu hayret ve hayranlık uyandıracak muhteşem uyumun neticesinde bir millete verilebilecek en güzel hediyeyi vermekle kalmamış, aynı zamanda her asra uygun muhtevaya sahip bir eser koymuştur ortaya. Ki o eser Türk var oldukça dillerde dolanmaya, nağme nağme kulaklarda çınlamaya ve her dile gelişinde tüyleri diken diken etmeye muktedir bir marştır.Bu haseple Akif’i anlamak onun duygu ve düşünce iklimini besleyen yegâne kaynağı anlamakla mümkün olduğu kadar, marşını idrak etme yolunda edilen niyetle de ilgilidir.Yalnızca dünyaya bıraktığı eserle değil, zihinleri ve kalpleri düşünmeye sevk eden fikir dünyası ile de Akif derinlemesine araştırılacak bir şahsiyettir.Hayatının her anı ibret ve derslerle yüklüdür. Onun yaşamında her kula bir hisse çıkacak hadiseler saklıdır. Sır bu hikmet yüklü yaşamı çözmek için yola düşenlerin gönüllerine ilham edilir.Biz de o sırrı anlamak ve anlamlandırmak için birer talip isek, evvella sırrın biricik müsebbibi olan Akif’e kulak vermemiz gerektir.Zira Asım’ın nesli diye tabir edilen bizler için, bize atfedilen sıfatı hak etmek adına harekete geçmek yerinde bir davranış olacaktır.Bu dinamiğin ilk ayağı ise Akifce bir fikiriyata ulaşabilmek için çabalamakla mümkündür.Akif gibi düşünmek; dara düştüğünde de şükredebilmektir,zorluklar karşısında mücadele yolu olarak sabrı seçebilmektir. Ve inandığın dava uğruna, sürgün edileceğini bilsen dahi teslimiyet ve samimiyetinden zerre kaybetmemektir.Akif olmak zor iştir velhasıl.Azığı dünya menfaati değil ahiret saadeti olan bir adam olmak, benlik zincirlerini kırmak, bütün çağrı ve telkinleriyle seni içine çeken bir dünyanın yanıt bekleyişine karşı nefse darbe vurmaktır.Bu haseple şunu belirtmemiz gerekir ki, Akif’i anlamak, bir lokma, bir hırkaya da kanaat etmeyi gerektirir.Derdi yolunda görevini ifa ettikten sonra musalla taşında yalnız kalmayı da kabullenmektir. Borcu, hesabı Allah’a olmaktır kısaca. Kula minnet eylememektir.
Bu duygu ve düşüncelerle Akifce bir şuur, idrak ve irfan temennisiyle..
Yorumlar