Edebiyat

Acı(nın) Tarif(i)

  • 2 dk okuma süresi
  • -
  • 0
Acı(nın) Tarif(i)

Şimdilerde yine zamanın kör kurşunu yokluyor sol yanımı. Ya da sanki bir cadı, her gece durmaksızın sol yanımda kabuk bağlayan o naif yarayı uzun tırnaklarıyla kaşımakta. Geçmişin güçlü, yırtıcı pençeleri sırtımdan geriye doğru çekmeye başlarken ben eskisi gibi değilim, ben…

Kalbim kaosu ev belleyip kendi hükümranlığını ilan etmişken, gözyaşlarım bunu diktatörlük olarak niteleyip başkaldırıyı net hissettirebilmek adına her gece gözlerimden intihar etmekte. Bir seri katil soğukkanlılığıyla, ayağının altındaki tabureyi sadistçe tekmelemekteler. Gözlerimde asılı kalmasın diye sırada bekleyenler tarafından aşağı itilmekteler, adeta kendilerine yer açmak için gidenleri yok etmek pahasına bir yarış içerisine girişmişler.

İntihar yanlısı asi gözyaşları birbiri ardınca, kardeş kardeş seyrüsefer ederken, çorak topraklara deva olmuş gibi. Yelkovan, akrebe meftun olmuşçasına dönüp dururken etrafında, daha da hızlanıp akıyorlardı bağımsızlığa doğru.

Şikayeti yoktu yolcu kadar yolun da. Gözyaşlarının bağımsızlığa koşuşunu izlemekteydi.

Ne diyebilirdi ki zaten, nasıl şikayetlenebilirdi?

Gülerken oluşan belki de en güzel kusurları, çukurları, güzelce misafir ederken; ağlarken de bağımsızlık yanlısı asi gözyaşlarına ev sahipliği yapmaktan kaçınmaması gerekirdi, bu oydu işte! Ona yolcuya, yol olmak yakışmıştı her zaman.

Peki göğüs kafesinin koruduğu yumruk büyüklüğündeki et parçası, zamanın kör kurşununun yokladığı hani. Cadının her gece oradaki yarada tırnak izlerini bıraktığı.

Yanıyordu ya o da, dur durak bilmeksizin, cayır cayır… Büyük bir hezimete uğramıştı zira o zamanlar. Kaosu ev bellemesinin başka türlü açıklanacak, elle tutulur bir yanı yoktu çünkü. Gözyaşları bağımsızlığa koşarken, o orada, kafesteki kuş gibi çırpınmaktan başka bir şey yapamaz haldeydi.

Acıydı o… Hissettiğin zaman dile getiremediğin… İçini cayır cayır yaksa da susmaya devam ettiğin.

Susmakla konuşmak arasında kalmış, gözlerimle haykırmıştım her şeyi; içimdeki fırtınayı, yangını, kaosu, adı her neyse…

Biliyordum ya, tüm bunlar bittikten sonra… Evet, tüm bunlar bittikten sonra, işte o zaman dev dalgaların kalbimin kıyısına kilometrelerce öteden sürüklediği atıklar gibi bir bir toplayıp kaldıracaktım her şeyi. Kalbimin sahilinden beynimin tozlu raflarına yolculuk başlamış olacaktı böylece.

Tüm bunlar bittikten sonra öğrenecektim acının ne denli keskin olabileceğini. Kör kurşunlara kanat gerip, sahip çıkan kalbimin hasarını bunlardan sonra hesaplayacaktım.

Hezimeti her bir hücresinde derinlemesine hisseden kalbim ve ben acıya bir kez daha kucak açtık o gün. “Bu da geçer, neler geçmedi ki en nihayetinde.” düşüncesiyle idame ettirdiğim hayatım; geçip gidenlerden sonra bana kalan düşünceler, deneyimler ve anılar topluluğu aslında. Aslında geçenler ama gitmeyenler belki de.

Başta acı olanlar… O gün hissettiğim ve etkisini bir süre daha hissedeceğimin garantisini verebileceğim…

Acıydı o; tarifi, yönü, yöresi her zaman belliydi. Kalbimin uğrak noktasıydı daima.

Acıydı o. Ayak seslerinden tanıdığım. Daima gümbür gümbür gelen…

Etiketler
Yaşam Kalp Acı öğreti

Yazar Hakkında

Yorumlar

  • 0 Yorum
Ziyaretçi olarak yorum yapıyorsun, dilersen Giriş yap