2014 Kasım…
- Esra İlbay Oral
- 14 May 2016 - 13:14
- 3 dk okuma süresi
- -
- 0
Kaybettiğim her şeyi koymaya başlamıştım önüme. Sevinçlerim, hüzünlerim, siyahı beyazı ne varsa bir anda dizili verdi. Hayallerim hafife almışım. Karalama defterine yazdığım şiirlerde bilakis kendilerini belli ettiler. Bendeniz, ben olmak vazgeçip hiç olmaya yöneldiğimde insanlaşmışım. Bir an bile vazgeçemediğimiz o benlikten vazgeçmekle kazanmışım. Aslında, insan vasıfsızmış her duygu yoğunluğum. Yüreğim bir çift gözün hayalini düşünmekle yürek olmuş aslında. O kapkara gözlerin sahibine gönül vermekle yer bulmuş hayatta. İşte yalan dünya iki dakika mutluluk ve huzur vermiş ise bu sebepten yaşamışım.
Doğuyorsun çocuk diyorlar. Biraz büyüyor ergenlik gelince ‘ ergen işte’ oluyorsun. Her devrede bir isim değiştiriyor. Her devrede bir karaktere bürünüyorsun. Bazı şeyler hiç değişmiyor hayatında. Kendini anlatmak istiyorsun etrafındakilere… Kelimeler ya yer ediyor insanların beynine, kalbine ya da yerle bir ediyor bulunduğu alanı. Yaşın büyüdükçe çevren de büyüyor, 2 oluyorsun 3 oluyorsun 1 ömür oluyorsun. Üstüne giyindiğin sorumluluklar da buna paralel çoğalıyor. Daha fazlası bile olabiliyor. Çoğu zaman ikinci planda kalan oluyorsun. Ama insan kendinden vazgeçtikçe insan oluyor işte. Ve hesapsız bakabildiğinde etrafına, hak ettiğinden daha fazla sevebildiğinde, gününü bir önceki gününe eş etmediğinde… Ya da herkesin sığındığı o sakin liman kendisi olduğunda. Sayfalarca ya da cümlesi kurabiliriz. Sadece ne yapmak insanlık cümlesine yakışır diye düşünmemiz yeterli.
Bir ömrün ne istediğini bilmemekle geçiyor. Huzur istiyor. Huzursuz edecek işler ile meşgul oluyorsun. Para istiyorsun. Çalışmak, kazanmak seni memnun etmiyor. Yaşamak istiyorsun gönlünce, pürüzlerini, bedellerini beğenmiyorsun. Emeksiz ulaşabileceğin hiçbir şey yok iken bu fani dünyada, ben istemeden o gelsin bile diyebiliyorsun. Dünya değişiyor, sen değişiyorsun, istekler de durmuyor tabi… Ama yine de ne istediğini bilmiyorsun. En kötüsü bunu bile bilmiyorsun. Havada dolaşan bir naylon parçası. Durup durup bir yerlerde sonra başka bir yere amaçsızca uçuyorsun.
Huzur Allah (c.c.) ile olmakta varken, dünya da arıyorsun. Sabah yarı ölmüş bir bedene tekrar verdiği nefesle başlıyorsun güne… Onun rızk vermek için sana sebep yaptığı işler ile uğraşıyorsun, elindekileri haram işlere harcıyorsun. Nefsinin isteklerine her saniye evet diyebiliyorsun, Allah (c.c.) senden itaat beklerken sen isyan ile karşılık veriyorsun. Kalbi beyni, bedeni ve her bir dakikanı dünyaya harcıyorsun çünkü. Harcama demiyor elbet. Kuş misali iki kanat var görmediğimiz. Bir kanatta dünya diğerinde ahiret. İkisi ile uçabilirsin. Tek kanat ile asla yol alamazsın. Yerinde durduğunu bile fark etmeden yaşıyorsun… Ne diyorum biliyor musunuz? Ahir zamanın putları aslında ahireti unutup dünya için yaptığımız ne varsa… Ölümü unutup yerimizi yapmaya çalışıyoruz. Para için çalışıyor, evlat için ömür tüketiyoruz… Amaçlar uğruna her şeyi mübah görüyoruz. Bir puttan medet ummak ile bunlar için çalışmak ömür harcamak arasında bana göre çok da fark yok. Allah(c.c.) İman ışığı ile gönüllerimizi aydınlatsın inşallah, çünkü biz, haşa kalbimizi bile dünyalık sevgilere adapte edip, gerçek sahibini sevmeyi bırakıyoruz.
Dünyaya yakınlaşarak Allah (c.c.) uzaklaşmak bizlere neler kazandırdı neler kaybettirdi. Herkesin kendi nefis muhasebesi… Ben sözü önce kendi nefsime söyledim. Yazarken de eleştirim ve sorularım kendime idi. Doğru yola iletip o yoldan ayırmasın Mevla bizleri. İmanın kor gibi al yaktığı şu devirde. İnsanlığı unutup, isteklerinin bile ne olduğunu bilmeden, kötüsü Allah azze ve celleyi unutarak yaşıyoruz. İnsanlık kul olmak ile istekler Allah(c.c.) ile bir olmak ile şekillenir, kesinleşir. Onu unutarak yaşamak cahil işi gibidir. Her şeyi bize verirken, namaza dahi tenezzül etmememiz bizi cehennem çukuruna sürükleyen baş sebeptir.’ Beni An Kulum’ diye 5 vakit kendini hatırlatan, verdikleri ile şükür istesen vermedikleri ile sabır isteyen ve ne olursa olsun ‘Gel Tövbe et, Yeniden Başla’ diyen Rabbimiz, bizi bırakmıyor. Bırakmayacak.
Şimdi iki önemli haslet ile kanatlarımızı canlandıralım…
Allah için dünyalıklardan vazgeçelim,
Rasululah’ı (s.a.v) anarak, işlerimizi elden geldiği kadar onun işlerine benzetelim…
Bunca sözü niye mi ettim aciz…
2014 Kasım ayında başladığım bir yazı -aradan bir buçuk sene geçse de- bitirmesi gerekiyormuş diyelim.
Kelam onun, kalem onun…
Hayatıma kattıklarım ve katacaklarıma şimdiden evvel Allah…
Demlik bitmiş, Fatıma’m uyanmış.
Hadi Eyvallah…
Etiketler
Yazar Hakkında
Esra İlbay Oral
Ramazanın ilk günü dünyaya gelmiş babasının son kızı.. Nefes aldığı sürece talebedir. Öğrenmek talebidir. Gelecekteki günlerini, yaşamadığı yıllarını, tatmadığı yiyecekleri beklerken de çok meraklıdır. O yüzden hayatı tek düze yaşamaz. Her şeyden bir parça barındırır.
Yorumlar